Dr İ. Halil Özak

Dr İ. Halil Özak

NSU'dan sonra ne değişti?

4 Kasım 2011 günü, Nationalsozialistische Untergrund (Nasyonal Sosyalist Yeraltı - NSU) örgütünün tesadüfen ortaya çıktığı gündür. NSU, 1998 ile 2007 yılları arasında, bilindiği kadarıyla iki bombalı kundaklama yaptı, on beş banka soydu ve sekizi Türk, biri Yunan, biri de Alman kadın polis memuru olmak üzere 10 kişiyi öldürdü.

Gölge Asalaklar ve Emekçi Kurbanları

Önemli bir ayrımdır: NSU'lu katiller banka soyarak hayatlarını idame ettiren asalaklardı, ancak sözde Almanya'yı kurtarmak için öldürdükleri göçmenler ise çalışan, emekleriyle geçinen, devlete vergi ödeyen insanlardı. Alman devleti onların can güvenliğini koruyamadığı gibi, katledilmelerini de ciddiye almadı.

Hoyerswerda'dan Solingen'e adım adım gelen saldırılar

17-23 Eylül 1991 tarihleri arasında, Saksonya eyaletindeki Hoyerswerda kentinde aşırı sağcıların ve çevreden bazı insanların katılımıyla Vietnamlı ve Mozambikli göçmenlere yönelik altı gün süren saldırılar oldu.

Yine Mecklenburg-Vorpommern eyaletinin Rostock-Lichtenhagen şehrinde, 22-26 Ağustos 1992 tarihlerinde Romanyalı mültecilerin ve Vietnamlı işçilerin kaldığı bina aşırı sağcılar ve ırkçılar tarafından ateşe verildi; binadaki aileler çocuklarıyla birlikte yakılmak istendi. Bina yanarken çevredeki binlerce insan saldırganları alkışlıyordu.

Üç ay sonra saldırılar Schleswig-Holstein eyaletinin Mölln kentinde devam etti; Türk kökenli göçmenlerin evleri ateşe verildi. Üç kişi öldü, dokuz kişi yaralandı.

Saldırılar durmadı. 28 Mayıs'ı 29 Mayıs'a bağlayan gece, Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin Solingen şehrinde Neo-Nazilerle bağlantılı dört kişi, Genç ailesinin evini benzin dökerek kundakladı. Genç ailesinden beş kişi yaşamını yitirdi, birçoğu ise ağır yanıklarla hayatlarını zor kurtardı.

Her Yönüyle Karanlık Bir Örgüt: NSU ve üstü kapalı ilişkiler

1998 yılında kurulduğu söylenen NSU, yukarıda anlattığım bir ortamda ilk cinayetini 9 Eylül 2000 günü Nürnberg kentinde bir çiçek standında Enver Şimşek'i öldürerek işledi.

2004 yılına gelindiğinde NSU, artık Türkleri tek tek öldürmekten vazgeçerek topluca öldürme provasına başladı. Köln şehrinde özellikle Türk kökenli göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Keup Caddesi'nde (Keupstraße) çivi bombası patlattı. 22 kişi ağır yaralandı.

Sürekli Terör ve “Döner Cinayetleri” iftirası

İnsanlar tek tek Almanya'nın çeşitli şehirlerinde katledilirken, devletin üst kademelerindeki sorumlular ve kolluk güçleri bu ölümleri “Türkler arasındaki çatışmaların bir sonucu” diyerek yaydılar. Öldürülenler çiçekçi, terzi, manav, büfeci, dönerci vb. olmasına karşın, olayı "dönerciler arasındaki çatışmalar" olarak nitelendirip “dönerci cinayetleri” dediler. Öldürülenlerin ailelerini uyuşturucu kaçakçısı olarak tanıttılar; kriminal kesimler olarak gördüler ve gösterdiler. Kamuoyunun büyük bir kesimi de devletin bu yalanlarına inanmaya hazır olduğu için katiller yollarına rahatça devam ettiler.

Katledilenlerin eşleri Türkiye'nin farklı illerinden gelmelerine ve Almanya'nın farklı şehirlerinde yaşamalarına karşın, eşlerini aynı kiralık katilin aynı silahla öldürttüğünü ileri sürecek kadar ölçüsüzleştiler.

NSU'nun bilinen son kurbanı ise 2007 yılında kadın polis memuru Michele Kiesewetter oldu.

Tutulmayan Sözler ve Göstermelik Bir Yargılama

4 Kasım 2011 günü faillerin NSU üyesi oldukları ortaya çıkınca, başta Federal Şansölye Angela Merkel olmak üzere yetkililer olayların üzerine kararlılıkla gidileceğini açıkladılar. Ancak sözlerinde durmadılar. NSU ile ilgili belgeler devletin bazı kurumları tarafından gizlendi, hatta göz göre göre yok edildi.

Yargılama 6 Mayıs 2013 tarihinde başladı. Almanya'da çok sayıda kuruluş ve kişinin, özellikle de Türk kökenli göçmenlerin ısrarlarına karşın, davada başından itibaren olayın siyasi yönü yok sayıldı. Sonuçta ortada sadece üç beş tane eli kanlı katil kaldı. Ancak bunların hangi gerekçelerle cinayet işledikleri, kimler tarafından örgütlendikleri, devletin hangi kurumlarından destek gördükleri sorulmadı, sorgulanmadı. Böylece başsanık Beate Zschäpe ile yataklık ve yardım eden kişiler yargılandı.

Dava 438 duruşma yapılarak 5 yıl sürdü. Beate Zschäpe, 11 Temmuz 2018 günü ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Diğer dört kişi de yataklık ve yardımdan cezalar aldılar.

NSU'nun 100 Yıllık Gizliliği

Karara göre NSU'nun, ne devlet kurumlarıyla ne de bu kurumların yetkilileri veya çalışanlarıyla ilişkisi vardı. NSU'nun altı, üstü, sağı, solu veya yan bağlantısı da yoktu. Ne hikmetse 15 defa banka soyan, 10 insanı katleden ama hiç yakalanmayan bu kişilerin çevreyle hiçbir bağlantısı yoktu! Mahkemeye göre adeta birer hayalet (fantom) gibiydiler.

Zaten mahkeme böyle bir karar için kurulmuştu. Alman siyasetinde yıllarca çok sevilen bir kavram olan “yolunu şaşırmış gençler”den üç kişi bir örgüt kurmuş, birkaç kişi de onlara yardım etmişti. NSU, onlara göre sıradan kriminal bir örgüttü.

Madem ki NSU sıradan kriminal bir örgüttü, o halde NSU ile ilgili yok edilemeyen bazı belgeler neden Hessen eyaletinde olduğu gibi 100 yıl süreyle gizlilik altına alındı? Neden?

Çünkü devlet, kendi ajanlarının yarattığı ortamın bir ürünü olan, devletin bazı kurumları ve bu kurumlar içindeki bazı kişiler tarafından kollanan NSU'nun gerçek yapısının ortaya çıkmasını istemedi.

Devlet ve Şiddet

En acımasız şiddet, devletin bizzat uyguladığı veya uygulanmasına göz yumduğu şiddettir. NSU'nun göçmenlere, özel olarak da Türk kökenli göçmenlere uyguladığı şiddet de devletin bazı kurumlarının ve yetkililerinin göz yumduğu bir şiddettir.

Öldürülenler, Almanya'da herkes gibi tüm yükümlülüklerini yerine getirmişlerdi. Onların can güvenliği de Almanya'da yaşayan herkes gibi Alman devletinin güvencesi altındaydı. Ancak devlet o günlerde, “Almanya'nın dünyadaki itibarı zedelenmesin” gerekçesiyle bu saldırıların üzerine gitmedi. Bugüne kadar da bu tutumunu sürdürdü.

Devletin bu çekingen, aşırı sağı görmeyen veya görmek istemeyen tutumu sonucunda göçmenlere yönelik saldırılar devam etti. En son Hanau şehrinde yine “psikolojik sorunları olan” biri 10 göçmeni katletti. Zaten bu katiller ne hikmetse ya “yolunu şaşırmış gençler”den oluyordu ya da “psikolojik sorunları olanlar”dan...

NSU davasında yargılamanın akışı ve verilen karar, bugüne kadar kamu vicdanını, özellikle de Almanya'da yaşayan Türklerin ve Türk kökenli Alman vatandaşlarının vicdanını tatmin etmedi.

Almanya, hangi gerekçeyle olursa olsun, NSU davasındaki siyasi tutumu ile sınıfta kalmıştır. Bundan dolayıdır ki 15 yıl sonra bile gerçeğin her yönüyle ortaya çıkması talebi sürüp gitmektedir.

Bu yazı toplam 53 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Dr İ. Halil Özak Arşivi

AfD, göçmen işçi karşıtı bir partidir

17 Eylül 2026 Perşembe 19:49