Dr İ. Halil Özak
Almanya, BM Güvenlik Konseyi’ne neden seçilemedi?
Almanya’da birçok kesim, en fazla da Federal Başbakan Merz ve CDU (Hristiyan Demokrat Birliği) - CSU (Hristiyan Sosyal Birliği) şaşkınlık içinde. Nasıl olur da Birleşmiş Milletler’e (BM) maddi destekte ikinci sırada gelen Almanya, BM Güvenlik Konseyi’ne seçilmez?
Bu konseye seçilmek Almanya için neden bu kadar önemli? Bu soruya cevap verebilmek için BM tarihini uzun uzun anlatmadan, bugünkü yapısına bakalım.
BM’nin 193 üyesi var. Güvenlik Konseyi, bir konuda karar verme bakımından BM’nin en önemli organı. BM kurulduğundan beri, veto hakkına sahip olan beş sürekli üyesi var. Bu ülkeler, ABD, Çin, Fransa, İngiltere ve Rusya’dır. Kararları en fazla veto eden iki ülke de ABD ve Rusya’dır.
Güvenlik Konseyi’nin beş sürekli üyesinin dışında, iki yılda bir seçilen ve veto hakkı olmayan 10 üyesi daha var. Bu 10 üyenin 5’i için her yıl yeniden seçim yapılıyor. Bir ülkenin seçimi kazanabilmesi için BM’nin 193 üyesinin üçte ikisinin oyunu alması gerekiyor. Almanya, 193 üyenin üçte ikisi oranındaki yeterli oyu alamadığı için BM Güvenlik Konseyi’ne seçilemedi.
BM Genel Kurulu Neden Önemli?
Veto hakkı olmadan, iki yıllığına dahi olsa BM Güvenlik Konseyi’nde olmak ülkeler için bir itibar sorunu. BM Güvenlik Konseyi her türlü yaptırımı uygulayabilir; silah ambargosu, ekonomik ambargo kararı alabilir, çeşitli çatışma alanlarına barış gücü gönderebilir.
BM üyeleri gerek kendi sorunlarının gerekse görüşülmesini ve karara bağlanmasını istedikleri diğer sorunların çözümü için BM Güvenlik Konseyi üyeleri arasında kulis çalışmaları yapıyorlar.
Bu çalışmalar iki yönlü bir çıkar sağlıyor: BM Güvenlik Konseyi üyelerine başvuran ülkeler kendi sorunlarını anlatırken, Konsey üyeleri de kendilerine başvuran ülkelerle ekonomik, siyasi ve askeri ilişkiler geliştirme olanağı buluyorlar.
Almanya, BM Güvenlik Konseyi’ne daha önce de seçilmişti. BM Güvenlik Konseyi’nde olmanın getirdiği yararları ve sağladığı prestiji bildiği için yeniden aday oldu; ancak seçimi Avusturya ve Portekiz karşısında kaybetti.
Almanya Seçimi Neden Kaybetti?
Seçimin kaybedilmesinin gerekçesini, Alman Dışişleri Bakanı Johann Wadepuhl ve federal hükümet kanadı şöyle açıklıyor:
- Bizden önceki federal hükümetler adaylık başvurusunu geç yaptılar ve böylece diğer iki adaya uzun süre propaganda yapma olanağı sağlamış oldular. Yani federal hükümete göre burada suçlu; 2017-2018 yılları arasında Federal Dışişleri Bakanı olan SPD’li Sigmar Gabriel, 2018-2021 yılları arasında Dışişleri Bakanı olan SPD’li Heiko Maas ve 2021-2025 yılları arasında Dışişleri Bakanı olan Yeşiller Partisi’nden Annalena Baerbock.
- Avusturya ve Portekiz, Almanya’ya karşı sert bir propaganda yürüttüler.
- BM üyesi ülkeler, Güvenlik Konseyi’nde zaten sürekli 5 büyük ülke olduğu için, büyük bir ülke olan Almanya’yı seçmediler.
- Almanya Ukrayna’yı desteklediği için, Rusya Almanya’ya karşı yoğun bir propaganda başlattı.
Yukarıda sıralanan gerekçeler arasında göreceli doğru olanlar var. Örneğin, Avusturya ve Portekiz’in sert muhalefet yürüttüğü doğrudur ama bu durum doğaldır. Ne yapacaklardı; “Biz çekiliyoruz, sen gel otur, AB’nin ağır abisi” mi diyeceklerdi?
Diğer bir konu, Rusya’nın karşı propaganda atağına geçmesi. Bu da olağan bir durum değil mi? Almanya ekonomik, siyasi ve askeri açılardan Rusya’yı köşeye sıkıştırmaya çalışmıyor mu? Yaptırımlar uygulamıyor mu? Rusya’nın Almanya’ya karşı propaganda atağına geçmeyeceğini düşünmek safdillik olurdu.
Almanya’nın Dış Politikası Tökezliyor
BM’de kaybedilen seçim çerçevesinde durumu irdeleyelim:
- Seçimden birkaç saat önce Federal Dışişleri Bakanı Wadepuhl, “Biz dünyada uluslararası hukukun avukatı, savunucusu olarak görülüyoruz” diyordu. Federal bakanın bu bakış açısı ve seçim sonucu; Almanya’nın kendini nasıl gördüğü ile dünyanın Almanya’yı nasıl gördüğü arasında ne kadar büyük uçurumlar olduğunu ortaya çıkardı.
- Nasıl oluyor da federal hükümet, uluslararası hukukun uygulanması konusunda hemen hemen dünyanın çoğunluğu tarafından “çifte standartla” suçlandığına kulaklarını bu kadar kapatabiliyor?
- Federal hükümet Rusya’ya, Ukrayna savaşından dolayı şiddetle karşı çıkarken, İsrail’in Gazze’ye girerek (enkaz altındakiler hariç) en az 70-80 bin arası savunmasız insanı katletmesine sessiz kalabiliyor. 2023 yılında BM’de İsrail’in Gazze’de yaptıklarından dolayı kınanması oylamasında Almanya çekimser kaldı, Portekiz ise İsrail’i kınadı. Portekiz’in seçilmesinde bu tutum bir etken değil mi?
- ABD, bağımsız bir devlet olan Venezuela’nın Devlet Başkanı Maduro’yu, onun ülkesine girerek kaçırıyor. Bu yapılan, 500 yıl öncesinde olduğu gibi korsanlıktır. Söz konusu olan uluslararası korsanlık, Venezuela’nın toprak bütünlüğünün ve bağımsızlığının ihlal edilmesi olduğu halde Federal Başbakan hâlâ, “.. durum oldukça karışık, kem küm, beklemek lazım, bir bakmak lazım, ıhm, ıhm” deyip durdu. ABD’ye karşı çıkmadı, çıkamadı.
- İsrail ve ABD İran’a saldırdı; Almanya, adeta ABD’nin bir vasalıymış gibi bu saldırıyı kınamadı. Tam tersine Federal Başbakan Merz, “İsrail bizim kirli işlerimizi temizliyor” dedi.
Burada sormak gerekmez mi? Nedir Almanya’nın Orta Doğu’daki kirli işleri?
Almanya, ABD ve İsrail’in Peşine Takılmış Gidiyor
Merz bu tür söylemlerle aslında günü kurtarmaya çalışıyor. Almanya, uzun vadeli bir dış politika stratejisi olmadan ABD ve İsrail’in peşine takılmış gidiyor.
Nedir Almanya’nın Afrika ülkelerine yönelik politikası? Belirgin, bilinen bir strateji var mı? Yoksa Almanya’nın Afrika politikası sadece Namibya politikasından mı ibaret?
Nedir Almanya’nın İran’la alıp veremediği? Demokrasi sorunu mu? Kanımca hayır. Eğer sorun demokrasi ve insan hakları sorunu olsaydı, Almanya’nın başta Suudi Arabistan’ı ve Körfez ülkelerini de görmesi gerekmez miydi?
Almanya’nın hem Şah döneminde hem de mollalar döneminde İran ile yoğun ekonomik ilişkileri vardı. Şart mıydı Almanya’nın ekonomik çıkarlarını ABD ve İsrail’in çıkarlarının arkasına takmak, Almanya’yı uluslararası alanda itibarsızlaştırmak?
Federal hükümet ve Federal Başbakan Merz kendisini uluslararası arenada bir oyun kurucu olarak görse de dünya Almanya’yı öyle görmüyor. Almanya’nın oyun alanı Avrupa Birliği ve Avrupa devletleridir.
Almanya Dünyada İtibarlı Bir Devlet Olabilirdi
İkinci Dünya Savaşı’ndan 45 yıl sonra Almanya’nın eline sözü dinlenen, sözüne değer verilen itibarlı bir ülke olma olanağı geçti ama Almanya bu olanağı kullanmadı, kullanamadı.
1945 yılından iki Almanya’nın birleşmesine kadar olan dönemde Almanya, savaş galibi dört ülkenin (ABD, Rusya, Fransa ve İngiltere) kontrolü altında, hiçbir çatışmaya katılmadı, hiçbir savaşa doğrudan taraf olmadı. Dünyanın birçok ülkesi ile ticaret yaptı, iyi ilişkiler geliştirdi.
1990 yılında, iki Almanya’nın birleşmesinden sonra birleşmiş bir Almanya, 45 yıl süresince geliştirdiği iyi ilişkiler üzerinden, gruplar ve devletler arasındaki çatışmalarda arabuluculuk yapabilir, sorunları çözebilir, en azından dünya çapında sorunları çözmek için çaba gösteren itibarlı bir ülke olabilirdi.
Ancak o zamanki Helmut Kohl hükümeti farklı bir yol izledi. Dünyada sözüne güvenilen, itibarlı bir ülke olmak yerine; dünya politikasında siyasi ve askeri bakımdan bir “cüce” olmasına karşın, dünyada kendi ekonomik gücüne uygun siyasi bir rol oynamak istedi. Bu rolü kendi başına, Almanya olarak oynayabilir miydi? Bu bir varsayım.
Ancak Helmut Kohl ve ondan sonra gelen hükümetler, ABD’nin dümen suyunda ve adım adım İsrail’in kıskacında bir dış politika izlediler (Irak’ın işgaline katılmayan Schröder-Fischer dönemindeki istisnalar hariç).
Almanya iki defa birleşmeden önce, dört defa da, iki Almanya devleti birleştikten sonra, toplam altı defa BM Güvenlik konseyine seçildi. Demek ki sorun dünyada değil.
Almanya bugün bırakın dünya politikasında kendi ekonomik gücüne uygun siyasi bir role sahip olmayı, artık iki yıllığına BM Güvenlik Konseyine bile seçilemiyor.
Bu sonucun yaratıcıları da Alman siyasetinde hâlâ aktif olarak at koşturuyorlar...