Dr İ. Halil Özak

Dr İ. Halil Özak

45 yıllık uzun bir yolculuk: FORUM’dan DOMiD’e

Dr. İ. HALİL ÖZAK yazdı...

45 yıl kadar önce bir grup insan bir araya gelerek “Yabancı Sorunları Üzerine Araştırma Dergisi” FORUM’u kurduk. Ben derginin genel yönetmenliğini yaptım. Ahmet Sezer her zaman Forum’un yazı kurulunda yer aldı.

Bizler daha o zaman, bütün tepkilere karşın Forum’da, Almanya’nın bir göçmen ülkesi olduğunu savunuyorduk. Ben daha 1982 yılında, çok kültürlü bir toplum modeli olarak Almanya üzerine yazılar yazdım. Çeşitli dönemeçlerden geçerek FORUM dergisini ancak 1986 yılına kadar sürdürebildik.

Forum’da kimler yazmadı ki? Aras Ören, Faruk Şen, Yüksel Pazarkaya, Victor Pfaff, Dietrich Thränhardt, Elçin Kürşat, Nesteren İnci, Hatice Özerturgut-Yurttaş, Fakir Baykurt, Fethi Savaşçı, Özgür Savaşçı, Saliha Scheinhardt, Yıldırım Dağyeli, Deniz Kavukçuoğlu, Sadi Üçüncü, Süheyla Kadıoğlu, Gültekin Emre, Gino Chillino, Şeyma Soydan, Özkan Mert, Zafer Şenocak ve diğerleri...

Bu çevrenin birçok yazar ve çizeri, 1990’ların başında genel yayın yönetmenliğini yaptığım “Perspektiven” dergisinde de buluştular. Yazılarını, karikatürlerini ve örneğin ressam İsmail Çoban gibi isimler de resimlerini yayınladılar.

Bu bir araya gelmelerin en uzun soluklusu 1990 yılında Almanya’nın Essen şehrinde başladı. Forum ve Perspektiven çevresinden, dergilerde yazıları yayınlananlardan Ahmet Sezer, Deniz Kavukçuoğlu, Işık Soner, Sami Özkara hatırladıklarım arasında. Tabii ben de vardım.

1980 öncesi bir araya gelemeyecek olanlar artık bir araya geliyordu. Toplantıya katılanlar arasında diğer hatırladıklarım: Aytaç Eryılmaz, Gönül Göhler, Orhan Silier, Tayfun Demir... Oluşumun fikir babası Orhan Silier’di; sunumu da o yaptı. İlk kurtuluşta isim DOMiT (Dokumentationszentrum und Museum über die Migration aus der Türkei) idi, yani ilk dönem kurum sadece Türkiye’den göçün tarihi ile ilgili çalışıyordu, lakin daha sonra 2007 yılında yine bizim kurduğumuz Migrationsmusem derneği ile birleşerek bugünkü ismini (DOMiD) aldı ve tüm göç sürecini kapsayan bir merkeze dönüştü. Hatırladığım kadarıyla Aytaç Eryılmaz, Sami Özkara ve bugün hâlâ DOMiD yönetim kurulu üyesi olan Ahmet Sezer, ilk seçilen yönetim kurulu üyeleri arasındaydı.

DOMiD adım adım objeleri ve belgeleri toplamaya başladı. Kimi Almanya’ya getirdiği bavulunu, kimi anne ve babasının mektuplarını, kimi Haydarpaşa Garı’nda kendilerine dağıtılan termosları, kimi ise fotoğrafları getiriyordu. Getirilenler, gönderilenler arasında yok yoktu; ne ararsan vardı. İlk önce bir fotoğraf sergisi düzenlendi. Bu sergi, gezici bir sergi haline getirilerek Almanya’nın birçok şehrinde, okullarda ve çeşitli kurumlarda açıldı.

29 yıl boyunca DOMiD yöneticilerinin adeta dişiyle tırnağıyla kuyu kazarcasına verdikleri bu çaba, nihayet ete kemiğe bürünmeye başlıyordu. Sürdürülen görüşmeler sonunda; birçok dilde karşılığı olan, telaffuzu kolay ve barış anlamına gelen “Selma - Almanya Göç Müzesi” adıyla anılan müzenin semti, mekânı ve finansman sorunu çözülüyordu.

Köln şehrinin Kalk semtinde, daha önce İtalyan ve Türk göçmen işçilerin de çalıştığı, göçün tarihine uygun bir hangar, 99 yıllığına sembolik bir kira ile Göç Müzesi’nin hizmetine sunulacaktı. Federal hükümet ve Kuzey Ren-Vestfalya eyaleti hükümeti, ortaklaşa Göç Müzesi için 44,5 milyon euroluk bir bütçe ayırdılar. Köln şehir idaresi de mekânı 99 yıllığına, sembolik bir ücret karşılığı DOMiD’e veriyordu.

Ancak “Selma” girişimini yürüten arkadaşların sevinci kısa sürdü. Koronavirüs pandemisi başladı ve 2020 yılının mart ayında her taraf kapandı.

Evdeki Hesap Çarşıya Uymuyor

Aradaki uzun sessizlikten sonra DOMiD yetkilileri, yüz yıllık tarihi bir binayı 2025 yılında devraldılar. Ardından bu yapıyı bir müzeye dönüştürebilecek şirketlerle görüşmeler, pazarlıklar ve hazırlıklar yapmaya başladılar.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymuyordu. Pandemi sürecinde inşaat malzemesi fiyatları ve genel olarak inşaat maliyetleri çok artmıştı. Üstelik tek sorun artan inşaat fiyatları da değildi; boş bir binayı müzeye dönüştürmek için gerekli olan araç, gereç ve donanımların fiyatları da artık el yakıyordu.

DOMiD yöneticileri, müzenin açılabilmesi için 33 milyon euroluk ek bir bütçeye gereksinim duyulduğunu bildirdiler. Bu ek bütçenin kendi yanlış hesaplamalarından kaynaklanmadığını; gerek binanın tadilatında gerekse bir müze haline getirilmesinde ihtiyaç duyulan her şeyin fiyatının arttığını belgelerle ortaya koydular. Zaten Almanya’da hangi otoyol, havalimanı, köprü veya bina inşaatı zamanında bitiyor ve baştan belirlenen bütçeyle tamamlanıyordu ki? Bu durumdan dolayı DOMiD yöneticileri hâlâ umutluydu; fiyat artışlarının yanı sıra pandemi döneminin getirdiği zorlukların da bütçe planlamasında dikkate alınacağını hesaplıyorlardı.

Ancak bütün bunlara karşın, ne federal hükümet ne de eyalet hükümeti Göç Müzesi’nin kapılarını açabilmesi için gerekli olan bu 33 milyon euroyu ödemeye yanaşıyor. Üstelik eğer Göç Müzesi 2026 yılı sonuna kadar açılmazsa, 44 milyon euroluk ilk bütçe taahhüdünü de geri çekeceklerini belirtiyorlar. Köln Belediyesi de “fırsat bu fırsattır” diyerek DOMiD’e daha küçük mekânlar vermeyi teklif ediyor.

Oysa DOMiD’in elinde sergilenmek üzere toplanmış 200 bin obje ve belge bulunuyor. Orada, belirli ölçülerde düzenlenmiş devasa bir tarih, yani göçün tarihi yatıyor. Dar bir alanda bunların nasıl sergileneceği bir yana, ödenek olmazsa DOMiD tek bir obje bile sergileyemez. Küçük ve dar alanlarda ancak kısa süreliğine bazı objeler sergilenebilir ki, bu da bir müze değil, sadece bir sergi salonu olur. Böyle bir durumda DOMiD projesinde yer alan; herkesin başvurabileceği bir kütüphane, atölye çalışmaları ve seminerler gibi etkinlikler sadece kâğıt üzerinde birer proje olarak kalır.

DOMiD Yöneticilerinin Çığlığı

DOMiD yöneticileri, bu girişimin sadece göçmenler için olmadığını; kurulacak müzenin hem Almanlar hem de göçmenler için ortak bir toplumsal bellek yaratacağını ve bu yüzden hayati bir gereklilik olduğunu her fırsatta tekrarlıyorlar.

Göç Müzesi’nin hayata geçmesi için Köln şehrinde kurulan sivil inisiyatif de toplantılar ve mitingler düzenliyor, imzalar topluyor. DOMiD yönetimi ise sokakta toplanan kişisel bağışlar ve iş insanlarının yüksek miktardaki hibeleriyle bu 33 milyon euroyu toplayıp toplayamayacağını tartışıyor ve müzenin mutlaka açılması gerektiğini vurguluyor.

Göçmen “Ekonomisi” ve Bir Güç Olmak

Yıl 1978’in sonu... Frankfurt Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde “Göçün ve Göçmenlerin Psikolojisi” adlı bir derse giriyorum. Profesörümüz Hermann Müller adında yaşlı, sevecen ve tonton bir adam; kızmak isteseniz bile kızamayacağınız cinsten biri. O yıllarda Frankfurt Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi’nde okuyan herkes onu tanırdı. Çoğu kişi ön ismini bile bilmezdi, adı “Ausländer Müller”e (Yabancı Müller), daha doğrusu “Yabancıların Müller’i”ne çıkmıştı.

Beş dönem boyunca derslerine girdim. İki asistanı vardı; birinin sözleşmesi bitince bana teklif getirdi ve iki dönem boyunca asistanlığını yaptım. Hermann Müller, daha o yıllarda sadece “yabancılar” kavramını değil, “göç” ve “göçmenler” kavramlarını da bilinçli olarak kullanırdı.

Ben ne zaman “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’nın tarihi, aynı zamanda göçmenlerin de tarihidir” desem, Müller, “Sizler soruna hep ahlaki ve etik yönünden yaklaşıyorsunuz” derdi. Derslerinde göçmenlerle ilgili olarak sisteme sert eleştiriler yöneltir ama kapitalizmin adını pek anmazdı. İkili görüşmelerimizde ise, “Kapitalizmde sizlerin feryatlarına kimse kulak asmaz, sizin ekonomik bir güç olmanız gerekir” diye eklerdi. Toprağı bol olsun, göç ve göçmenlik konusunda çok şey öğrendim ondan.

Almanya’nın GSYİH’sine Göçmenlerin Katkısı

Hocam Hermann Müller’in kulaklarını çınlatarak soralım: Göçmenler bugün ekonomik bir güç mü? Bu soruya kocaman bir “Evet!” diyebiliriz. Şöyle ki:

  1. Almanya’da Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH), 2026 yılı verilerine göre yaklaşık 4,5 trilyon euro seviyesinde.
  2. Almanya nüfusunun ve göçmenlerin en yoğun olduğu eyalet olan Kuzey Ren-Vestfelya’nın (KRV) GSYİH’si 909 milyar euro civarında. KRV, Almanya’nın ekonomik bakımdan en güçlü eyaleti konumunda. Bu eyalette yaşayan ve çalışan göçmenlerin eyalet ekonomisine katkısı ise 235-240 milyar euro arasında değişiyor.
  3. Göç Müzesi’nin kurulması istenen Köln şehrinin GSYİH’si, 2025 yılı sonu verilerine göre 80-84 milyar euro arasında. Bu miktarın 26-27 milyar eurosunu, Köln’de yaşayan göçmenlerin şehir ekonomisine sağladığı katkı oluşturuyor.
  4. Hâlâ başka ülkelerin vatandaşı olarak Almanya’da çalışanların ülke ekonomisine bir yıllık doğrudan ve dolaylı katkılarının toplamı 705-706 milyar euroyu buluyor.
  5. Bu rakama Alman vatandaşı olmuş göçmenlerin katkıları da eklenince toplam katkı 1,1 - 1,2 trilyon euro seviyesine çıkıyor.
  6. Almanya’nın toplam nüfusu 83,8 milyon. Alman vatandaşı olmuş veya olmamış toplam göçmen nüfusu ise 25,8 milyon olup tüm toplumun yüzde 31,1’ini oluşturuyor.
  7. Bu oran Kuzey Ren-Vestfelya (KRV) eyaletinde daha da yüksek: Toplam nüfus 18,1 milyon, bu eyalette yaşayan göçmenlerin sayısı 5,7 milyon ve toplum içindeki oranları yüzde 31,9.
  8. Göç Müzesi’nin kurulacağı Köln şehri için veriler ise çok daha çarpıcı: Köln’ün toplam nüfusu 1,1 milyon, göçmen kökenlilerin sayısı ise 474 bin. Yani Köln nüfusuna oranları yüzde 43,1. Bu oran, Almanya genel ortalaması olan yüzde 31,1’den tam yüzde 12 daha fazla. Neredeyse Köln şehrinde yaşayan her iki kişiden biri göçmen kökenli.

Almanya’da Göçmenlerin Kurduğu Şirketler

Ekonomi konusunda başka bir alana geçelim: Almanya’da göçmen kökenlilerin kurduğu şirketler. Bu şirketleri burada ele almak önemli mi? Evet, Göç Müzesi’nin finansmanı ve göçmenlerin ağırlığı açısından çok önemli. Şöyle ki:

  1. Almanya genelinde, tek kişilik işletmelerden büyük tekellere kadar toplam 3 milyon 500 bin civarında şirket bulunuyor. Bu şirketlerin yüzde 84’ü tek kişilik ya da en fazla 10 işçisi olan küçük işletmeler, yüzde 10 kadarı 249 işçiye kadar istihdam sağlayan orta ölçekli şirketler; yaklaşık 21.500’ü ise 250’den fazla işçi çalıştıran büyük ölçekli firmalardan oluşuyor. Almanya genelindeki bu 3,5 milyon şirketin 780-800 bin kadarını göçmen kökenlilerin kurduğu ve yönettiği şirketler oluşturuyor.
  2. Kuzey Ren-Vestfelya (KRV) eyaletinde ise aktif olarak faaliyet gösteren şirket sayısı toplam 660-665 bin civarında. Bunların yüzde 97-98’i küçük ve orta çaplı işletmeler. Bu işletmelerin de 155-160 bin kadarı yine göçmen kökenlilere ait.
  3. Göç Müzesi’nin kurulmak istendiği Köln şehrinde ise hâlâ aktif olan 64-65 bin şirket var. Köln, KRV eyaletinin en kalabalık ve ekonomisi en güçlü şehri konumunda. Bu şehirdeki şirketlerin 19.000-19.500 kadarını göçmen kökenliler kurmuş ve yönetiyor. Bu şirketlerin büyük çoğunluğu, eyalet genelinde olduğu gibi 10 kişiye kadar işçi çalıştıran işletmeler.

Almanya’da Müzeler ve Göç Müzesi

Son sözü söylemeden önce, Almanya’daki müzelerin genel durumuna bir göz atalım:

  1. Almanya, dünya genelinde en çok müzenin bulunduğu ülkelerden biri. Ülkede 7.000 kadar müze ve 500’ün üzerinde sergi salonu faaliyet gösteriyor. Yani Almanya’da hemen hemen her gün ailenizle, çocuklarınızla ve dostlarınızla gezebileceğiniz 7.500 sergi alanı mevcut.
  2. Sadece KRV eyaletinde toplam 800’e yakın müze ve sergi salonu var. Özel kişi ve kurumlar tarafından açılan müzeleri de hesaba katarsanız bu sayı 870-880’e kadar çıkıyor.
  3. Müzenin kurulması planlanan Köln şehrinde ise 30 kadarı dünyaca tanınmış olmak üzere toplam 100 civarında müze ve sergi salonu bulunuyor.

Ancak ne Almanya genelinde, ne KRV eyaletinde, ne de Köln şehrinde Almanya’ya gelen göçmenlerin tarihini ve kültürünü konu alan tek bir müze bile yok, yok, yok...

Alırken Yırtıcı Kuş, Verirken Kör Kuş Oluyorlar

Göçmenler, Almanya’nın toplam 4,5 trilyon euroluk GSYİH’si içinde kendi ürettikleri 1,2 trilyon euro için elde ettikleri kâr üzerinden yüzde 15 Kurumlar Vergisi ödüyorlar. Ayrıca Köln Belediyesi’ne, kârlarının 24.500 euronun üzerindeki bölümü için yüzde 16,62 oranında Ticaret Vergisi (Gewerbesteuer) ödüyorlar.

Şirketlerin ödediği bu vergilerin yanı sıra, göçmen kökenli her çalışan da brüt maaşının yaklaşık yüzde 20’sini emeklilik, işsizlik, sağlık, yaşlılık ve malullük durumunda bakım sigortası (sosyal güvenlik primleri) için ödüyor. Yine çalışan göçmen kökenliler de her çalışan gibi yüzde 10 ile yüzde 15 arasında Gelir Vergisi ödüyorlar.

Göçmenlerin kurduğu bu şirketler arasında yaklaşık 100 binini Türk kökenlilerin kurduğu şirketler oluşturuyor. Bu işletmeler 500 bin civarında kişiye istihdam sağlıyor ve onların da sosyal güvenlik primlerini düzenli olarak ödüyor.

Almanya genelinde 7.500, KRV eyaletinde 870-880 ve Göç Müzesi’nin kurulmak istendiği Köln şehrinde ise 100 kadar müze ve sergiyi dolaşabilirsiniz; ancak bu müzelerin hiçbirinin Almanya’ya yapılan göç ile bir ilgisi bulunmuyor.

Haksızlık etmeyeyim; binlerce müze arasında bir tek göç müzesi var. O da Bremerhaven şehrindeki, Almanya’dan Amerika’ya ve diğer ülkelere göç eden Almanlarla ilgili bir müze (Alman Göç Evi / Deutsches Auswandererhaus).

Federal hükümet, KRV eyaleti ve Köln şehri yetkililerine sormak gerekmez mi? Bugün Almanya toplumunun yüzde 31’inden fazlasını, yani 26 milyonluk bir nüfusu meydana getiren, milyonlarcası da ya hayatını kaybetmiş ya da ülkesine geri dönmüş olan bu çok renkli, çok kültürlü göçmenler, 70 yıla yakın bir süre içinde bir müzeyi dolduracak objeye, belgeye, birikime ve değere sahip değiller mi? Hocam Hermann Müller bu satırları duysa, yine “Soruna ahlaki açıdan yaklaşıyorsun” derdi.

O halde daha somut soralım: Siz kimin parasını kime vermiyorsunuz?

Göçmenler yılda 1,2 trilyon euroluk değer yaratacak, milyarlarca euro vergi verecek, yüz binlerce çalışanı istihdam edecek; sizler ise federal, eyalet ve şehir idaresi bazında Göç Müzesi için gerekli olan 33 milyon euroyu vermemekte ısrar edeceksiniz. Üstelik daha önce söz verilen 44 milyon euroyu da geri almakla tehdit edeceksiniz!

Türkçede buna, “Biri birine üzüm bağı bağışlamış, öbürü ona bir salkım üzüm vermemiş” derler.

Ekonomik birikimi ve gücü, siyasi ve toplumsal bir güce dönüştürmediğimiz sürece, bu tür haksızlıklarla karşılaşmamız maalesef kaçınılmaz olacaktır.

Eylemi Almanya Genelinde Yaygınlaştıralım

Artık “Selma” Göç Müzesi için talepleri ve protestoları sadece Kuzey Ren-Vestfelya (KRV) eyaleti veya Köln şehri sınırları içinde tutmanın ötesine geçmeliyiz. Bu haklı mücadeleyi bütün Almanya’ya yayma zamanı geldi de geçiyor!

Çünkü bu müze sadece Köln’ün değil; Frankfurt’tan Münih’e, Berlin’den, Stuttgart’ta Hamburg’a kadar Almanya’nın son 70 yıllık harcında emeği, alın teri ve sermayesi olan tüm göçmenlerin ortak bir bellek yaratma çabasıdır. Almanya genelindeki 26 milyon göçmen kökenli insanın kurdukları 800 bine yakın şirket var. Türk kökenli göçmenlerin kurdukları şirket 100 bin kadar ve 500 bin çalışanı istihdam ediyorlar. Göçmenlerin bu gücünü, Berlin’deki karar vericilere hissettirmenin zamanı geldi geçiyor bile. Almanca bir şarkıda sık, sık tekrarlandığı gibi, “... artık bir şeyler yapmalı, artık bir şeyler yapmalı....”

Bizler ekonomik gücümüzün ve toplumsal varlığımızın bilincinde olarak, görmezden gelinme haline karşı sesimizi bütün Almanya’da yükseltmeliyiz.

Yoksa federal merkezden şehir seviyesine kadar olan siyasi irade, bizleri dar ve küçük salonlara hapsetmeye devam edecektir. Göç tarihini, Almanya’nın son 70 yılda göçmenlerle olan ortak tarihini kağıt üstünde, tozlu raflarda bırakmak istemiyorsak, Köln’den yükselen çığlığa, federal düzeyde bir destek vermek ve bu çığlığı ortak bir sese dönüştürmek zorundayız.

Dr. İ. HALİL ÖZAK yazdı...

FOTO: https://www.museum-selma.de/presse

Bu yazı toplam 325 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Dr İ. Halil Özak Arşivi