Dr İ. Halil Özak

Dr İ. Halil Özak

AfD şimdi ne yapacak: Almanya’da 27 milyon göçmeni ne bekliyor?

Almanya’nın 2,18 milyon nüfuslu küçük eyaletlerinden biri olan Saksonya-Anhalt’ta eyalet parlamentosu seçimi yapıldı. Seçimi AfD (Alternative für Deutschland / Almanya için Alternatif) partisi ezici bir çoğunlukla kazandı.

Büyük bir olasılıkla eyalet başbakanı AfD’li Ulrich Siegmund olacak. AfD, oyların yüzde 43,8’ini alarak 39 milletvekili çıkardı. Ancak bu sayı, 83 üyeli parlamentoda tek başına hükümet kurmak için yeterli değil.

Seçim sonuçlarında son verilere göre milletvekili dağılımı şöyle oluştu:

  • CDU (Christlich Demokratische Union / Hıristiyan Demokrat Birliği): 16

  • SPD (Sozialdemokratische Partei Deutschlands / Almanya Sosyal Demokrat Partisi): 8

  • Bündnis 90/Die Grünen (Yeşiller): 8

  • Die Linke (Sol Parti): 8

  • BSW (Bündnis Sahra Wagenknecht / Sahra Wagenknecht İttifakı): 5

CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti, AfD ile hiçbir ittifaka girmeyeceklerini ve hiçbir alanda beraber çalışmayacaklarını açıkladılar. Solcu bir parti olma iddiasındaki BSW ise göçmen karşıtı ve göçmen düşmanı AfD ile bazı konularda çalışabileceğini duyurdu.

Bu durumda AfD ne yapacak?

  • a) Seçim sonrası CDU yöneticilerinin karşıt söylemlerine rağmen, Saksonya-Anhalt eyalet parlamentosundaki CDU milletvekillerinden birkaçı, en geç üçüncü turda AfD’ye oy vererek AfD hükümetinin kurulmasını sağlayabilir. CDU içinde —hem eyaletlerde hem de federal parlamentoda— AfD ile ortak çalışmak gerektiğini belirten azımsanmayacak sayıda milletvekili var. AfD’nin temel beklentisi de bu milletvekillerinden en az üçünün kendi saflarına geçmesi.

  • b) BSW’nin seçilen 5 üyesinden yeterli sayıda milletvekili AfD’nin adayını destekleyebilir. Zaten AfD ve BSW, bazı alanlarda birlikte çalışabileceklerini seçimden önce de açıklamışlardı.

  • c) Üçüncü bir olasılık ise, eğer ilk iki turda başbakan seçilemezse, meclis kendini feshetme ve yeniden seçime gitme kararı alabilir.

Ancak meclis çoğunluğu bu kararı almaz ve BSW milletvekilleri de herhangi bir nedenle çekimser kalırsa, Saksonya-Anhalt Anayasası gereği üçüncü turda en fazla oyu alan AfD adayı Ulrich Siegmund basit çoğunlukla başbakan seçilir. Yine de Saksonya-Anhalt Parlamentosunda çoğunluğu sağlayıp bir hükümet oluşturabilir mi ya da ne zaman oluşturabilir, burası henüz belirsiz. Bunlar Saksonya-Anhalt seçimlerinin teknik sonuçlarıdır. BSW bu durumda anahtar parti konumundadır; BSW nereye yönelirse onun yöneldiği kesim hükümeti kurabilir.

Seçim öncesinde partiler ne dedi?

Esas önemli olan ise seçim öncesi ve seçim sonrası açıklamalarda parti temsilcilerinin, yaklaşık 84 milyonluk Almanya nüfusu içinde sayıları 27 milyona yaklaşan göçmen kökenliler için ne söylediğidir.

CDU-CSU ve SPD koalisyonundan oluşan federal hükümet, bir taraftan büyük sermaye sahiplerinin ve işverenlerin hayatını kolaylaştırma planları yaparken, diğer taraftan çalışanları daha fazla çalışmaya zorlayıp emeklilik haklarını kısıtlayarak sosyal hakları geriletme çabası içindeydi. Bu durumda AfD’ye karşı sunabileceği fazla bir argümanı yoktu.

Federal hükümetin CDU-CSU kanadı AfD gibi remigrasyonu (siyasal anlamda göçmenlerin topluca geldikleri ülkelere geri gönderilmesini) savunmadı ancak son 50 yıl içinde göçmenlere sürekli saldırdı. CDU-CSU’nun son 50 yıllık tarihi; göçmenleri siyasete alet etme ve onları politikada istismar etme tarihidir.

Federal hükümetin diğer üyesi SPD ise CDU-CSU ile yaptığı her koalisyonda olduğu gibi bir mum gibi erimeye, ışığını kaybetmeye devam etti. CDU-CSU’nun yaptıklarına ortak olarak AfD’ye karşı bir başarı sağlayamadı. Federal çapta yüzde 42 oy alıp eyaletlerde 25-30 yıl iktidarda kalan, işçilerin çoğunlukla oy verdiği SPD, çıkara çıkara ancak 8 milletvekili çıkarabildi.

Sol Parti, önceki seçimlere oranla yüzde 2,4 oranında oy kaybederek 8 milletvekili çıkarabildi. Yeşiller ise oylarını yüzde 3 artırarak 8 milletvekilliği kazandı.

SEÇİMLERİN KAYBEDENİ KİM?

Gerek oylar sayıldıktan sonraki akşam gerekse sonraki günlerdeki tüm tartışmalarda seçimlerin esas kaybedeni olarak CDU gösteriliyor. İlk bakışta partiler açısından yüzde 19,9 oy kaybederek iktidarı da yitiren CDU böyle görülebilir; fakat kanımca bu tablo yanıltıcıdır.

Seçimlerin esas kaybedeni, Federal Almanya’daki 27 milyona yaklaşan göçmen nüfustur.

Kuruluşunun iki temel nedeni AB/Euro ve göçmen karşıtlığı olan AfD’nin seçim sloganları şunlardı:

  • a) Remigrasyon (Bütün göçmenleri Almanya’dan çıkarmak),

  • b) Göçmenlere verilen maddi yardımların nakit yerine kartla yapılması,

  • c) Okula devam zorunluluğunun kaldırılması,

  • d) Göçmen çocukları için Alman çocuklarından ayrı sınıfların açılması,

  • e) Sosyal alanlarda çalışan derneklerin ödeneklerinin ve devlet desteklerinin durdurulması,

  • f) Polis kadrosunun genişletilmesi ve polisin yetkilerinin artırılması (AfD bunun suç işleyen göçmenler için gerekli olduğunu zaten söylüyor),

  • g) Yenilenebilir enerjiden vazgeçilerek fosil enerjiye dönülmesi vb.

AfD, Saksonya-Anhalt eyaletinde hükümeti kurabilirse hükümetin uygulamaları genellikle göçmen karşıtı olan yukarıdaki sloganlar doğrultusunda olacaktır.

AfD’nin asıl hedefi olan federal hükümeti kurmada elindeki en önemli malzemenin göçmenler olduğu açıkça ortadayken, seçim akşamı düzenlenen çok sayıdaki değerlendirme ve tartışma programında göçmenleri savunan parti temsilcilerini adeta mercekle aramak gerekti.

Ben televizyonlardaki seçim yayınlarında Sol Parti’nin iki farklı temsilcisinin ve Yeşiller’den bir konuşmacının ARD ve ZDF devlet kanallarındaki iki ayrı tartışmada göçmenlere sahip çıktıklarını gördüm. CDU’luların kendilerini savunacak halleri yoktu. SPD adayı “Bizi yok sayıyordunuz, bakın 8 milletvekili çıkardık!” diyerek mutluluktan uçuyordu. Yeşiller Partisi temsilcileri oylarını artırmanın sevinci içindeydi. Sol Parti oy kaybetmesine karşın AfD ile mücadele edeceğini vurgularken BSW ise bir şekilde AfD iktidarına eklemlenmenin yollarını arıyordu.

AfD’nin başbakan adayı Ulrich Siegmund’un, göçmen kökenli doktorların, hemşirelerin ve sağlık personelinin hastalarla anlaşamadığı ve bu yüzden İsviçre’ye giden Alman hemşireleri geri getireceği yönündeki saçmalıklarına karşı kimse yanıt vermedi, sesini yükseltmedi.

Hiçbir parti temsilcisi Siegmund ve diğer AfD’lilere şunları sormadı veya soramadı:

  • Saksonya-Anhalt’ta çalışan toplam 10 bin 332 doktorun yüzde 18,7’sinin (yani yaklaşık 1.930 doktorun) göçmen kökenli olduğunu, hatta hastanelerde görev yapan her dört doktordan birinin göçmen kökenli olduğunu ve bunları ülkelerine geri gönderirse eyalette sağlık hizmetlerini nasıl yürüteceğini...

  • Saksonya-Anhalt’ın yaygın işkolu olan kimya sanayisinde doğrudan çalışanların sayısının 19 bin civarında olduğunu; yan tedarikçiler, lojistik ve hizmet sektörüyle birlikte bu alandaki toplam çalışan sayısının 50 bini bulduğunu...

  • Doğrudan kimya sanayisinde çalışan 18.000–19.000 kişilik personelin yüzde 10’unun (yani 1.800–1.900 kadarının) göçmen kökenli olduğunu; uzman ve mühendisler arasında göçmen kökenlilerin oranının yüzde 12’ye kadar çıktığını...

  • Sadece kimya sektöründe çalışan göçmenler eyaletten çıkarılırsa, yaşlı bir nüfusa sahip olan bu eyalette onların yerine kimlerin çalıştırılacağını, eyaletten çıkarılan çalışanların sağlık ve emeklilik sigortalarına ödediği yüklü miktardaki kesintilerin yerinin nasıl doldurulacağını...

Bugün bile Almanya’nın 4,2 trilyon avroluk Gayrisafi Yurt İçi Hasılasının (GSYİH) en az 1,2 trilyon avrosunun göçmenler tarafından üretildiğini; eğer AfD 27 milyon göçmen kökenli insanı ülkeden çıkarırsa Almanya’nın her alanda en az üçte bir oranında küçüleceğini de söyleyemediler.

En az 50 yıl önceden başlayarak —özellikle de CDU-CSU— yabancı düşmanlığını Almanya’da adım adım büyüttü. Bu düşmanlığı bir cin gibi şişeye hapsettiler ama cin sonunda şişeden çıktı ve o cini AfD ellerinden kaptı.

GÖÇMENLER NE YAPACAK?

Almanya’da toplam 83,5 milyonluk nüfusun yaklaşık 27 milyonunu göçmen kökenliler oluşturuyor. AfD saldırıyor; CDU-CSU, Saksonya-Anhalt seçimlerine kadar görmezden, duymazdan geliyordu, ne kadar uyandıklarını zaman gösterecek. BSW göçmen konusunda AfD’ye çok yakın fikirleri savunuyor. Sol Parti ve Yeşiller Partisi belirli bir ölçüde göçmenleri savunsalar dahi yaptırım güçleri yok.

AfD, Saksonya-Anhalt eyaletinde iktidara gelirse saldırganlığı daha da artacaktır. O zaman saldırıların şiddeti ve boyutu bugünden çok daha farklı olacaktır. Çünkü AfD’nin arkasında eyalet hükümetinin ve iktidarın gücü ile olanakları bulunacaktır. Saksonya-Anhalt eyaletinde iktidara gelmenin etkisi sadece doğu eyaletleriyle sınırlı kalmayacak, dalga dalga yayılarak batı eyaletlerindeki AfD’lilere de göçmenlere yönelik saldırılarında cesaret verecektir.

O zaman mutlaka sorulması gereken o soru ortaya çıkıyor: Göçmenler ne yapmalı?

Geçmiş yazılarımda da belirtmiştim... “Bulunduğumuz eyalette AfD böyle bir sonuç alamaz” diyerek rehavete mi kapılacağız? Geçmişte olduğu gibi AfD protestolarına katılmadan, “Bunlar Almanların sorunu” anlayışıyla yerimizde oturup gelişmeleri izleyecek miyiz, yoksa partilere, derneklere, inisiyatiflere girerek 27 milyona yaklaşan göçmen nüfusun gücünü gösterecek miyiz? Tercih bizim elimizde.

AfD, en az dört kuşaktır Almanya’da çalışan bizleri 50-60 yıl sonra bile Almanya’dan çıkarmak istiyor. Bunun için her türlü aracı kullanarak tehditler savuruyor, hatta her fırsatta saldırıyor. AfD’nin tüm bu uygulamaları yasal sayılıyor da hemen bugünden başlayarak iki günlük bir ekonomik boykot neden olmasın? Olur mu, olur.

Eğer göçmenler sadece iki gün boyunca büyük süpermarketlerden hiçbir şey satın almaz ve en zorunlu ihtiyaçlarını küçük bakkal ve manavlardan karşılarlarsa sonuç ne olur?

Bakalım kamuoyu, seçmenler, partiler ve federal hükümet göçmenlere yönelik saldırılara daha ne kadar sessiz kalabilecek?

Dr. İbrahim Halil Özak

ARTI49

Bu yazı toplam 66 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
Dr İ. Halil Özak Arşivi