Kaan Hızlı
Müslüman Roma mı "Hırıstiyan Osmanlı" mı? Fatih Sultan Mehmet bir Roma İmparatoru
Kaan Hızlı - ArşivliYorum
Bu başlık bazı yeni nesil Muhafazakar Osmanlıcaları Küplere bindirebilir, lakin bunu ben demiyorum Fatih Sultan Mehmet diyor. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u Fethettikten sonra kendini Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nun varisi görerek "Kayser-i Rûm" (Roma İmparatoru) unvanını benimsedi ve bu unvanı madalyonlarında da kullandı; kendisini Roma İmparatoru olarak görüp, devletini de Roma'nın devamı saydığı için, "Ben Roma'yım" mesajını vererek hem Batı dünyasına hem de kendi halkına bu tarihi devamlılığı ilan etti. Bu amaçla Papa'ya yazdığı mektupta Roma üzerindeki hakkını bildirdi.
Fatih Papa'ya mektup yazıyor
Fatih yeni bir İmparatorluğun kurucusu değil, Roma'nın mirasçısı olduğunu ve bu kültürel mirasa sahip çıkacağını bildiriyor. Fatih'in "Ben Roma'yım" demesi, Fatih'in sadece bir şehri değil, onun temsil ettiği büyük imparatorluk geleneğini de sahiplendiğini gösteren tarihi bir duruşudur.
Bu fikir ve beyanların arkasında çok daha büyük fikir ve politikalar var. Fatih aynı zamanda üzerinde Yunanca "Bizans İmparatoru Muhammed" yazan madalyonlar bastırdı, bu da bu unvanı resmiyete döktü.
Avrupalı krallara kendi portresi olan ve üzerinde Roma İmparatoru yazan madalyonlar hediye etti! Osman Bey, Devleti kurmak için Bizans İmparatoruyla da Moğul Hükümdarı ile de görüştü. Büyük yerler büyük hesaplar yaparlar.

Osmanlı aslında Roma'dır
Ortaasya'dan Anadolu’ya basit göçebe topluluğu olarak gelen bir millet nasıl oldu da üst düzey askeri, hukuki ve toplum bilinci ile mekanizma bir imparatorluk kurdu? Dağınık savaşçı birliklerinden bir ordu bilinci geliştirdi? Kavim yönetiminden bir hukuk sistemine geçti, çadırlardan saray ve tek adamın ani kararları ile hareket eden bir sürü anlayışından bir devlet mekanizması kurdu ve bunları kontrol edecek bir anlayışa nasıl geçti? Bu gelişim (Değişim) esnasında Hristiyan (Ortadoks) unsurlardan yardım alınmadı mı? Osmanlı İmparatorluğu yıkanma kültüründen (Hamam) tutun da askeri, hukuki, yargı ve bütün ticari anlayışını Doğu Roma'dan (Bizans) kopyaladı .
Papa İstanbul’a geldi
Papa İstanbul’a geldi, biraz sov yaptılar, biraz gezdiler, İznik, ilahiler, ritüeller derken bazıları bunu muhafazakar hükümete karşı kullanırken muhafazakarlar da ne olduğunu anlayamadı. Papa bizi tütsüledi, okudu üfledi gitti. Biz bu büyük siyasi olayı tam olarak hazmedemedik ama nereye koyacağımızı da bilemedik. Dinlerarası diyalog diyenler var. Dinlerarası diyalog, Batı'nın Müslümanları kullanmak için bir kılıf olduğunu iddia edenler var, bir de bu işin aslında Hristiyan ve Müslüman dünyası için önemli bi adım olduğunu düşünenler var. Bir de hiç düşünmeyenler var, muhtemelen tütsü sevmeyenler de vardır ama onlar çok önemli bir kitle değil!
Müslüman yılbaşı kutlar mı?
Öncelikle bir konuda tarihi, toplumsal ve kültürel bir yanılgıyı düzeltmemiz gerekiyor.
Sahi nedir yahu bu yılbaşı? Aslında yılbaşı tamamen Amerikan kapitalizminin pazarlama yöntemidir. Noel Baba kırmızı geceliği tabii ki erotik olmak için giymiyor. Noel babanın giydiği kırmızı aslında Coca Cola'yı temsil ediyor. Dağıttığı hediyeler ise "hediye alın, para harcayın, satın alın, para harcayın" mesajı veriyor. Kışın kasvetli ve depresif tutumunu ışıklar, hediyeler, renkli süslerle insanları evden çıkmaya ve alışveriş yapmak için alışveriş merkezlerine gitmeye motive ediyor. Yılbaşı da bu pazarlamanın bir parçası; patlayıcılar, atıştırmalıklar, kolalar, ağızda düdük elde fırfır derken gene para harcayacağız. Yani kapitalizmin bizden beklediklerini yerine getireceğiz. Kapitalizim, dinleri sevmez, çünkü dinler temelde fukaralığı över ve israfı sevmez! Kısacası yılbaşının Hristiyanlıkla bir ilgisi yoktur!
Osmanlı’da önemli mevkilerde Hırıstiyan ve Yahudiler
Osmanlı aslında tuhaf bir biçimde önemli konum ve mevkileri Musevi, Ortadoks ve Hrıstiyan kısacası Gayrimüslim azınlıklara veriyor, tabii bu Fatih'in Hristiyan olduğu anlamına gelmez. İkinci Dünya Harbi'nde İngiliz ve Amerikan birlikleri Berlin'i ele geçirdikten sonra üst düzey Nazi, diplomat ve bürokratları birçok kurumun başına getirdiler, çünkü devlet mekanizması acilen devreye sokulmalıydı. Halihazırda eğitimli adamlar olmadığı için ve sil baştan yetiştirmek de uzun süreceği için birçok savaş suçlusu üst düzey Nazi görevine devam etti, bu İstanbul’un fethinden (1453) sonra da böyle oldu.
Peygamber Efendimiz (sav) diyor ki...
Peygamber Efendimiz'in (sav) sözü olarak sıkça aktarılır:
"İnsanlar sizin davranışlarınıza bakıp Müslümanlığa özenmiyorlarsa imanınızı gözden geçirin".
Bu hadis, imanın sadece kalpte olmaktan öte, davranışlarla, ahlakla ve örnek teşkil edecek yaşam biçimiyle dışa vurulması gerektiğini vurgular; başkalarının sizin yaşamınıza bakarak İslam'a davet edilmesi gerektiğini belirtir. Osmanlı'nın son dönemleri Türk aydınları arasında Avrupa seyahatleri oldukça moda olmuştur, kurumsal ve askeri alanlar da...
Mehmet Akif Ersoy
Bir de Mehmet Akif Ersoy’un ilginç bir analizi var Almanya seyehati sonrası: "İşleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi" diyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde Avrupa seyahatleri çok meşhur. Bu seyahat 1914 yılı Kasım'ının ikinci yarısında ya da Aralık başında başlamış ve üç ay sürmüştür.
Osmanlı aydınları şair ve yazarlar o dönemler Avrupa’yı gezmiş ve bu seyehatlar Almanların da dikkatini çekmiştir.

Hristiyan Fausto Zanaro, Müslüman Fatih'i çiziyor
II. Abdülhamid döneminde saray ressamı olarak Osmanlı sarayına hizmet vermiş oryantalist bir ressamdır. Tarih, savaş, deniz, manzara ve portrenin yanı sıra özellikle "Türk ressamı" olarak tanınır . Fatih'in İstanbul’a girişini, Hillalli Bayrak ve İslami motiflerle süslemiş bir saray yalakasıdır. Osmanlıcılar bu resmi Fatih'in İslam bayrağının taşıyıcısı olarak referans gösterirler ama dağılma döneminin Saray politikası olduğunu kimse bilmez.

Garp medeniyeti
Garp (Batı) Şark (Doğu) anlamlarını taşıyan terminolojiler. Cumhuriyetin ilk yıllarında batı fikirleri ile meşhur yazar, gazeteci ve asker kimliği ile bilinen benim de çok sevdiğim bir yazar olan Falih Rıfkı Atay'ın 1930 yılında "Türk Yurdu Mecmuası"nın 21. sayısında "Meraklı Türkiye" adlı yazısından kısa bi pasaj aktarmak istiyorum durumu çok güzel özetleyen...
Amerikalı bir gazeteci ile falih Rıfkı Atay arasında geçen bir diyalog:
- Ne zaman Hrıstiyan olacaksınız?
- Hiçbir zaman.
- Nasıl, hem Hrıstiyan medeniyetini alıp, hem Hrıstiyan olmamak?
- Biz Hristiyan medeniyeti diye bir medeniyet almadık: Garp medeniyetini aldık.
Hırıstiyanlık ve İslamlık ikisi de şark da çıktı. İsa’nın dini garbe (Batı) doğru gitti. Roma onu Garp medeniyetine soktu. Hrıstiyanlık Garp medeniyetini değil, Garp medeniyeti Hrıstiyanlığı yapmıştır. Bizzat İsa ve Meryem Garp medeniyeti güzel sanatlarının mahluklarıdır. Bizim eğer mutlak dinde bir şey yaptığımızı iddia etmek lazımsa Müslümanlığı Garp medeniyetine ihtida ettirdiğimiz söylenebilir. Fakat hakikat şudur ki, biz dinle hiç uğraşmadık. Ne onu kendi işlerimize karıştırıyoruz, ne de onun işine karışıyoruz .
Herkese sağlıklı huzurlu bol siyasi ve dini bilinçli bir yıl ve gelecek diliyor, dini konularda tahrike gelmemeyi umud ediyoruz.
Kaan Hızlı
ARTI49