Merkel’in dünürü milyonlar gönderse ne olurdu?
OKTAN ERDİKMEN - Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgeler, değil Almanya’da, yolsuzluklarla mücadele konusunda en başarısız Avrupa Birliği ülkelerinde bile birkaç gün içerisinde hükümetin istifa etmesine neden olurdu.
Peki Türkiye’de halkın önemli bir bölümünün yolsuzluklara karşı neden bir hassasiyeti yok?
İnsanoğlunun en temel içgüdüsü hayatta kalmaktır. Bizim gibi geri kalmış ülkelerde de, ekonomik sıkıntılardan dolayı, insanların çoğu ilk olarak kendilerini ‘kurtarmaya’ çalışırlar. Sosyal devlet güvencesi olmadığı için, mümkün olan en kısa sürede, edinebilecek olan en yüksek serveti yasal veya yasa dışı şekilde edinmeyi amaçlarlar. Bizim gibi ülkelerde ‘Gemisini yüzdüren kaptan’ olmak önemlidir. Toplumda da insanlar bilgilerine, kültürlerine, yeteneklerine göre değil, sahip oldukları paraya göre değer görürler.
Toplumun genelinin amacı, kısa yoldan ‘yırtmak’ olduğu için, insanlar yolsuzluklarla çok fazla ilgilenmezler. Mahalle bakkalının çocuklara para üstünü vermediği, esnafın turistlere 5 kat fiyat söylediği, öğrencinin kopya çektiği, iş yerine geç kalanın ‘annem hasta’ diye yalan attığı, futbolcunun hakemi kandırmak için yere yattığı bir toplumda, siyaset mekanizmasının bu yozlaşmanın ne kadar dışında kalmasını bekleyebiliriz ki?
Geçenlerde, beş vakit namaz kılan bir AKP’li arkadaşla sohbet ediyorduk. “Elini vicdanına koyup söyle, yolsuzluk yok mu?” diye sorduğumda, “Doğru, var” dedi. “Ancak CHP zamanında camiler ahır yapılıyordu”.
AKP’lilerin bazı gerçekleri neden kabul etmek istemediklerini önceki yazılarımızdan birinde ele almıştık.
Bu yazıda da, genellikle AKP'liler tarafından yapılan bazı mantık hatalarını inceleyelim.
Ad hominem
Tartışmalardaki en temel mantık hatası budur. Ad hominem, Latince ‘o kişiye’ demektir. Bir kişinin söylediği sözün içeriğine değil, o kişinin diğer özelliklerine ilişkin bir cevap verilmesi anlamına gelir.
“Erdoğan’ın oğlu, Man Adası’na 5 milyon dolar göndermiş, işte belgesi” deyince, AKP Grup Başkan Vekili gibi, “Sen zaten ABD’nin ve FETÖ’nün sözcüsüsün” şeklinde cevap vermek, buna örnek gösterilebilir.
Sonuçlara müracaat (Appeal to consequences)
Bir diğer sık rastlanan mantık hatası da, sonuçları tartışmanın bir parçası haline getirmektir. “Rıza Zarrab davasında AKP’lilerin yolsuzlukları ortaya çıkarsa, ülkemizin milli birlik ve beraberliği bozulur. O nedenle bu yolsuzlukları görmezden gelmeliyiz” gibi.
Yanlış sınıflandırma (False dillemma)
Bu mantık hatası da, tartışmadaki kişilerin taraf seçmeye zorlanması ile açıklanabilir. Yani, "AKP’liysen ve Erdoğan’ı seviyorsan, Man Adası'na gönderilen dolarların kaynağını sorgulamamalısın. Eğer sorgularsan, CHP'lisin” gibi.
Tütsülenmiş ringa (Red herring)
Konuyla ilgisi olmayan söylemlerde bulunmak, yanlış hedef göstermek olarak açıklanabilen bu mantık hatası da, “Yolsuzluk var diyorsunuz ama CHP zamanında İstanbul’da sular akmıyordu” şeklinde örneklendirilebilir.
***
Yazının başlığına geri dönersek, Almanya’da ana muhalefet partisi lideri, Başbakan Angela Merkel’ın oğlunun, kardeşinin, dünürünün ve özel kaleminin vergi cenneti bir adada bulunan 1 sterlin sermayeli şirkete milyonlarca dolar para gönderdiğini, banka dekontlarıyla ispatlasa ne olurdu?
Sonuçları hepimiz tahmin edebiliriz. Örneğin savcılar soruşturma açardı. CDU, Merkel’la arasına anında mesafe koyar ve olayı sahiplenmezdi. Vergi müfettişleri inceleme başlatırdı. Basın kuruluşları belgeleri alır, inceler ve ondan sonra haber yaparlardı. Devlet televizyonu, Martin Schulz “Şimdi gelelim kutuyu açmaya” dediği anda yayını kesmezdi.
Kimse “Sen bu belgeleri Fransa’dan aldın, ABD’nin ajanısın, filanca kurumu batırdın, bu işin arkasında Putin var” gibi mantık hatalarına düşmezdi. Sadece gönderilen paralar ve bunların kaynağı tartışılırdı.
Hadi Almanya ile kendimizi karşılaştırmayalım, burası 400 avro otel faturasını arkadaşı ödedi diye istifa eden cumhurbaşkanlarının ülkesi.
Ancak otel peçetesine “Saatin parasını aldım, Rıza Zarrab” yazılı kağıda inanan ama Kılıçdaroğlu’nun imzalı - mühürlü banka belgelerini hiç görmeden “Bunlar sahte” diye twit atan insanlarımız üzerinde ciddi şekilde düşünmek zorundayız.
Bu mantıksızlık girdabından nemalanıp, sıkışınca KKTC vatandaşı olanları, Kılıçdaroğlu’nun konuşması bitmeden “Belgeler sahte” diye yayın yapan havuz medyası beslemelerini boş verelim.
Ancak tekstil atölyesinde günde 12 saat çalışıp, simit - ayran yediği öğle arasında, belgeleri görmeden “Reis ne derse doğrudur” diyen işçi arkadaşa, bütün bunları daha iyi anlatmamız lazım.
Yoksa bu girdapta hepimiz boğulacağız.
Oktan Erdikmen'in diğer yazılarını okumak için lütfen tıklayınız.