Martin Luther'den, Yavuz Sultan Selim'e...

Martin Luther'den, Yavuz Sultan Selim'e...
Bundan 500 yıl önce Avrupa'da ve Osmanlı'da farklı yönlerde değişimler başladı. Luther, reformasyonla Vatikan'ın bağnazlığına isyan ederken; Sultan Selim, doğudaki ülkeleri fethederek, imparatorluğu dini bir kimliğe soktu.

OSMAN GÜN - Önceki salı günü, Almanya’da sıra dışı bir tatil yaşadık. Geçmişte sadece 5 eyalette tatil olan Reformasyon Günü, bu sene Almanya genelinde tatil ilan edildi.

Bundan 500 yıl önce, Martin Luther kiliseye karşı 95 maddelik bir başkaldırı bildirgesi hazırladı ve Wittenberg Kilisesi’nin duvarına çaktı. Sonuçları hemen alınamasa da, iyi bir başlangıç oldu. Zaten toplumsal değişimler uzun süre alır. İlk kıvılcım yandıktan sonra önü kolay kolay alınamaz.

Luther’in bir din adamı olmasının da bu kıvılcımın yangına dönmesinde büyük etkisi var.

Peki biz o zamanlar neler yapıyorduk? Osmanlılar yükselme dönemini yaşıyor ve Yavuz Sultan Selim doğuda birçok ülkeyi fethediyordu.

Bize göre İstanbul’un fethiyle kapanan Ortaçağ, Almanlarda ise bu olayla kapanıyor ve yerine aydınlanma çağı olan Yeni Çağ başlıyordu.

1517 yılında meydana gelen 2 temel olay hem doğuda hem de batıda büyük etki yaparak, dünya tarihini değiştirdi. Avrupa’da Martin Luther, Hristiyan bağnazlığına isyan ederken, Osmanlı’da Yavuz Sultan Selim, hilafeti getirecek ve imparatorluğun geleceğinde bir mollalar hakimiyeti kurulacaktı.

O dönemde Avrupa açlık ve sefalet içindeydi. Vatikan, bağnaz bir yönetim anlayışıyla tüm Avrupa’dan para topluyor, köylere kadar endülijans satışları yapılıyor, “Dünya yuvarlaktır diyenler kilisenin öğretisine karşı çıktıkları için hapse gönderiliyordu.

O dönemde Hristiyanlıkla bilim çelişirken, doğu toplumlarında çok daha özgürlükçü bir bilim anlayışı vardı.

Osmanlı, kuruluşundan itibaren Müslümandı ancak Yavuz Sultan Selim dönemine kadar bağnazlık yoktu. Modernleşmeyi çıkarlarına aykırı gördüğü için isyan eden ulema sınıfı, 1517’de halifeliğin alınmasının ardından ortaya çıktı.

İbn-i Batuta’nın anılarında, Orhan Gazi zamanında kadınların örtünmediği ve erkeklerin onların hizmetçisi gibi göründüğü yazıyor. Kadınlar Osmanlı devletinin kuruluşunda erkeklerin yanında değil, önündelerdi. Orta Asya Türk kültüründe kadına verilen önem, henüz ulema tarafından yerle bir edilmemişti.

Gericilik kurumsal hale geldikten sonra, ulema sınıfı her yeniliğe karşı çıkmaya başladı. Burada ulema sınıfıyla dini ayırmamız gerekir. Sorgusuz sualsiz dini yargılamak bize düşmez. Her dinin savunucuları arasında karanlık kimseler olduğu gibi, aydınlık kimseler de vardır.

Örneğin 16. yüzyılda III. Murat tarafından kurdurulan modern rasathane hakkında, Şeyhülislam “göklerin sırlarını örten perdeyi kaldırmanın uğursuz bir haddini bilmezlik olduğunu” söylediği için, gözlemevini ve kütüphaneyi bir gecede yerle bir edenler bu karanlık gruptadır.

Avrupa’da pozitif bilim düşüncesinin temellerini atılırken, Osmanlı bu düşünceyle arası hiçbir zaman olmayacak bir gerici sınıfın etkisine girdi.

Sonraki dönemlerde III. Selim, Avrupa’daki elçilere gönderdiği mektuplarda sadece askeri teknolojileri değil, postanelerin, hastanelerin ve üniformaların da yenilenmesi için çalışmalar yapmalarını istiyordu.

Gericiler, III. Selim’i bir Şeyhülislam’dan fetva alıp katlettiler.

İmparatorluğun aydın kesimi Rumeli’deki ordu, İstanbul’a yürüdü ve Selim’in yerine gericilerin tahta çıkardığı IV. Mustafa’yı indirip yerine II. Mahmud’u geçirdi.

II. Mahmud’un Türk modernizmindeki yerini hepimiz biliyoruz.

O tarihten beri, Türk toplumunda gericilerle ilericilerin kavgasına şahit oluyoruz.

Bu kavga pozitif bilimleri referans alan mekteplilerle, çıkarları bozulmasın diye hurafeleri referans alan medreselilerin kavgasıdır.

Türkiye, Mustafa Kemal liderliğinde dünyanın en büyük modernleşme hareketlerinden birine imza attı.

Bugünse yine, her tarafta imam hatipler açmaya çalışan medreseliler iktidardalar.

Ancak bu durumun sürekli olmasına imkan yok.

Çünkü suyun akışını uzun süreli olarak durdurmaya, kimsenin gücü yetmez…