Ceza muafiyeti KHK’sına ne gerek vardı?

Ceza muafiyeti KHK’sına ne gerek vardı?
Hakimlere zaten bir telefonla istenilen kararı aldırtabilen iktidar, silahlı çetelere ceza muafiyetine neden ihtiyaç duydu? Bu KHK, seçim kaybedilirse ne pahasına olursa olsun iktidardan gitmemenin altyapısını mı hazırlıyor?

OKTAN ERDİKMEN - 1913 yılında Fransız bir bilim adamı, faytonu çeken atların farklı derecede güç verdiklerini ortaya çıkarınca, benzer bir deneyi insanlar üzerinde yaptı.

Birlikte halat çeken 2 insan, güçlerinin yüzde 93’ünü, 3 insan yüzde 85’ini ve 8 insan ise yüzde 49’unu harcıyordu.

Sorumlulukların dağılması ile ortaya çıkan bu kaytarma hissi, sosyal aylaklaşma olarak tanımlandı.

Bugün Meclis Başkanı, ‘Aslan yatağından belli olur’ diyerek, milletin parasıyla hiç gereği yokken makam odasına yüz bin liralık halı alıyorsa ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, filosundaki 268 tane Alman arabası ile bin odalı sarayında oturuyorsa, masrafların 80 milyon kişi tarafından karşılanması sayesinde.

Erdoğan’a tahsis edilen 13. uçağın masrafını öderken sosyal aylaklaşma nedeniyle fark etmeyen ve “Binecek tabii, yakışır. Dünyaya rezil mi olalım?” diyen asgari ücretli, kendi çocuğu ikinci dondurmayı istediğinde “Bir tane yedin, ikinciye ne gerek var?” şeklinde cevap verebiliyor.

Bütün bunlara gruptan dışlanmamak, örneğin FETÖ’cü ilan edilmemek için susup oturan insanlar da eklenince, siyasi durumumuz içinden çıkılmaz bir hal alıyor. İnsanlar apaçık ortada olan gerçekleri bile görmek istemiyor, kasten yanlışı savunabiliyorlar.

Bu durumun neden olduğu en trajik olaylar, Nazi Almanyasında yaşanmıştı.

İnsanlar gruptan dışlanmamak ve örneğin komünist ilan edilmemek için, milyonlarca Yahudinin katledilmesine göz yumdular.

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kitle psikolojisini daha iyi anlamak üzere deneyler yapıldı. Bunlardan en meşhuru, Solomon Asch’ın yaptığı çizgi deneyiydi.

Asch, denekleri bir odaya aldı ve kendilerine gösterilen hangi çizgilerin uzun, hangilerinin kısa olduğunu sordu. Katılımcıların tümü doğru cevap verdi.

Bir süre sonra odaya 7 kişi daha alındı ve çizgi uzunlukları hakkında kasten yanlış cevaplar verdiler. İkinci seferde, deneklerin yüzde 30’u, doğru cevabı bilmelerine rağmen, yanlış cevap verdiler.

Yani insanlar, gruptan dışlanmamak için emin oldukları konularda bile sessiz kalabiliyorlar. 

Son KHK ile yapılan düzenlemeler karşısındaki tutum da bunun bir örneği. Bu KHK ile OHAL ile uzaktan yakından ilgisi olmayan birçok düzenleme yapıldı. En önemlisi ise resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın, darbe girişimi ve terör yanlısı eylemlerine müdahale eden/edecek sivillere, ceza muafiyeti getirilmesi oldu. 

Yani isteyen, darbeye kalkışanları ve teröristleri vurup öldürebilecek ama ceza almayacak.

Darbe girişiminin tanımı konusunda belki büyük ölçüde uzlaşabiliriz ancak terör deyince herkesin aklına farklı bir şey geliyor. Hatta aynı kişinin aklına bile, farklı dönemlerde farklı şeyler gelebiliyor.

Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözüm süreci esnasında, bugün terörist diye hapse attığı HDP’lilerin önüne kırmızı halı seriyor, Öcalan’a ve Kandil’e elçiler gönderiyordu. Hakimlerin ve savcıların teröristlerin ayağına gönderildiği Habur’da davul zurnayla halaylar çekiliyordu. Aynı günlerde, FETÖ’nün düzenlediği Türkçe Olimpiyatları için ne istedilerse veriliyor, “Hocam dön, bu hasret bitsin” diye yalvarılıyordu.

Kimin terörist olduğu konusunda her zaman görüş farklılıkları vardı ancak bugün yargının büyük ölçüde iktidarın kontrolü altında olduğunda herkes hemfikir.

Siyasi irade istediğini tutukluyor, istediğini serbest bırakıyor. Mahkeme kararları, hakimler tarafından duyurulmadan önce, yandaş medyada yayımlanıyor. Erdoğan, tutuklı gazeteci Deniz Yücel için, "Ben oldukça hapisten çıkamayacak" diyebiliyor. 

Dolayısıyla, 15 Temmuz’da sokağa çıkanlar arasında suça karışanlara muafiyet sağlanması için KHK çıkarmaya gerek yoktu.

Adalet Bakanı Ankara’dan bir telefon açtırırdı, hakimler onları zaten bırakırdı. Bırakmazlarsa, bırakmayan hakimleri meslekten atar, yerlerine onları bırakacak hakimleri getirirdi. Kimse de bir şey demezdi. 

Peki kamuoyunda infial yaratacağı bilinmesine rağmen, bu derece tartışmalı bir düzenlemeye neden ihtiyaç duyuldu?

Bu düzenlemenin asıl motivasyonu, yarın öbür gün seçimlerde büyük bir hile yapılırsa, sokağa çıkacak muhalifleri kendine bağlı silahlı çetelelerle bastırma arzusu olabilir mi?

Unutmalım ki, dünün insanlara eziyet eden vicdansız muktedirleri, bugün sanık sandalyelerinde oturuyorlar.

Dolayısıyla, hangi çizginin uzun, hangisinin kısa olduğuna başkalarının söylediklerine veya muktedirlerin talimatına göre değil de, kendi vicdanımıza göre karar vermemizde büyük fayda var.

Oktan Erdikmen'in diğer yazılarını okumak için lütfen tıklayınız.