Avrupalı Türkler neden okumuyor?
OKTAN ERDİKMEN - Geçtiğimiz günlerde TBMM’de yurt dışındaki Türklerin sorunlarını araştırmak üzere bir komisyon kuruldu. Dışişleri Bakanlığı Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşlar ve Emlak Müdürlüğü tarafından milletvekillerine verilen bilgilere göre, Almanya’da yüksek okul mezunu olma oranı yüzde 26 iken bu oran Türk kökenlilerde yüzde 1,7’ye düşüyor.
Bunun sonucu olarak genel işsizliğin yüzde 6 olduğu ülkede, Türkler arasındaki işsizlik oranı yüzde 20’ye ulaşıyor.
Avrupa’nın diğer ülkelerinde de durum çok farklı değil. İsviçre’de diplomasızların genel ortalaması yüzde 3. İsviçrelilerde yüzde 1,9’a düşen bu rakam, Türklerde yüzde 17,9’a çıkıyor. Yani Türkler, diğer azınlıklara göre çok daha az okula gidiyorlar. Üniversite mezunu oranı ise genelde yüzde 19'ken, Türklerde yüzde 4,9’a düşüyor.
Hollanda’da yapılan bir araştırmada, Türk kökenli öğrencilerin Hollandaca dil puanı 88-89 yıllarında 34,3’ten, 2005 yılında 40,3’e yükselmiş. Ancak Faslı göçmenlerin Hollandaca puanı aynı süre zarfında 34,7’den 42,8’e çıkmış.
Öğrencilerin başarısını ölçen uluslararası ölçümlerde de Türk kökenliler ortalamanın gerisinde kalıyor. Kendi imkanlarıyla ve üstün yetenekleriyle çok başarılı olan az sayıdaki Türk’ü manşetlere çıkarıp, başarılı imajı yaratmaya çalışıyoruz ancak Avrupa’da yaşayan Türkler olarak eğitimde maalesef başarılı değiliz.
Okul sisteminde ayrımcılık var
Bunun sebeplerinin başında okul sistemindeki ayrımcılık geliyor. Avrupa ülkeleri, çocukların yüksek okula gidip gidemeyeceğini çok küçük yaşlarda tespit ediyorlar. Göçmen kökenli çocuklar anadilde eğitim almadıkları için, ilk olarak bulundukları ülkenin dilini öğrenmeye ve eğitim sistemine uyum sağlamaya çalışıyorlar. Bu gerçekleşene kadar da üniversiteye gitme treni kaçıyor.
Türk aileler genelde okulla da çok ilgilenmediklerinden, Türk çocukları da büyük ölçüde meslek liselerine gönderiliyor. Öğretmenler, haftada iki gün gelip çocuğun durumunu soran Alman avukat babayla uğraşmaktansa, okula hayatı boyunca uğramayan Türk işçinin çocuğunu düşük seviyeli okula göndermeyi seçiyor. Türklerin üniversite yolu açık olan liselere kayıt olma oranı, Avrupa genelinde yüzde 20 civarında seyrediyor.
Çocukların okula ilgisizliğinin bir diğer nedeni de ailelerin genelde düşük seviyede eğitim almış olmaları. İnsan doğumdan itibaren çevresindekileri taklit ederek büyür. Gençler, okuyup yazanların, kültürlü olanların değil de, pahalı arabalarla gezenlerin saygı gördüğü bir çevrede büyüdüklerinden, ister istemez kısa zamanda para kazanma arzusuyla doluyorlar.
Herkesin üniversite mezunu olmasına elbette gerek yok. Bir insan üniversite okumadan da bilgili ve kültürlü olabilir. Ancak Avrupa’da yaşayan Türkler, bu düşük eğitim ve iş bulma oranlarından kurtulmak istiyorlarsa, hangi mesleği yaparlarsa yapsınlar, kendilerini geliştirmeye önem vermek zorundalar.
Sorunlar zincirini kırmalıyız
Bu çerçevede temel sorunlar olarak, anadili eğitiminin yetersizliği, buna bağlı olarak ülke dilinin erken yaşlarda iyi öğrenilememesi, buna bağlı olarak erken yaştaki yönlendirmelerle üniversite yolunun açık olduğu liselere gidilememesi, buna bağlı olarak düşük yüksek okul mezun oranı, buna bağlı olarak düşük eğitimli anne babaların kurdukları aileler, buna bağlı olarak onların çocuklarının okullarına da ilgi göstermemeleri şeklinde devam eden bir zinciri gösterebiliriz.
Bu zinciri bir yerden kırmak zorundayız.
Üstelik ne Türkiye’den ne de yaşadığımız ülkeden bir şey bekleyerek.
Ülkeler bu sorunu çözmek isteselerdi, 50 yıldır zaten çözerlerdi.
NOT: Avrupalı Türklerin eğitim sorunuyla ilgili olarak 2014 yılında düzenlenen bir sempozyum sonrası hazırlanan bu kitabı okumanızı öneririm. Bu yazıda kullanılan bilgilerin önemli bölümünü bu çalışmadan derledim. Sempozyumu düzenleyen Politeknik dergisini de eğitimle ilgilenenlerin takip etmeleri faydalı olacaktır. Bu adresten kayıt olarak derginin size de ücretsiz gönderilmesini isteyebilirsiniz.
Oktan Erdikmen'in diğer yazılarını okumak için lütfen tıklayınız.