Avrupa Türk televizyonları kanser ediyor

Avrupa Türk televizyonları kanser ediyor
RTÜK denetiminin dışında yayın yapan Avrupa Türk televizyonları, sınırsızca yayımladıkları saçma sapan reklamlarla izleyenleri kanser ediyor.

OKTAN ERDİKMEN - 1960’lı yıllarda başlayan işçi göçünün ilk yıllarında, yüz binlerce Türk’ün tek eğlencesi Türk sinemalarına gitmekti. 70’li yıllarda Almanya’da yaklaşık 200 Türk sinemasında, yılda yüzün üzerinde Türk filmi izleniyordu.

Gurbetçiler Almanya’daki maçları kasete çekip Türkiye’ye gönderiyor, karşılığında derbi maçların kasetlerini alıyorlardı. Bu maç kasetleri hem sinemada izleniyor, hem de çoğaltılıp video dükkanlarında kiralanıyordu. O yıllarda en çok kazandıran işlerin başında, video kiralama işi geliyordu. 

90’lı yılların başından itibaren uydu antenleri hayatımıza girdi ve TRT Int yurt dışı yayınına başladı. Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin 1992’de yaptığı bir araştırmaya göre, Türk ailelerin yüzde 57’si her gün TRT Int izliyordu.

TRT TV5, Alman kablo tv şebekesine, programların yüzde 30’unu Almanya’da üretme şartıyla alındı. Sonra Hollanda, Belçika ve İngiltere’nin dışında, Türki cumhuriyetlerde de yayın yapmaya, Çin sınırına kadar ulaşarak, BBC’den sonra en çok kişiye hitap eden ikinci televizyon olmaya kadar işi götürdü.

Özal döneminde bir dış politika aracı olarak kullanılmaya başladı. TRT Int’in yerini alan TRT Türk ise hem dış hem de iç politika aracı olarak kullanılıyor. TRT’nin yeni genel müdürü, zaten Bilal Erdoğan’ın imam hatipten arkadaşı. 

Hükümete yakın televizyonlar, TRT’yi de geçtiler ve tıpkı propaganda departmanları gibi hareket ediyorlar. Bu yayın politikası ise gurbetçilere hiçbir yarar sağlamıyor. Aksine, insanların yaşadıkları toplumdan soyutlanıp çok daha dezavantajlı bir konuma gelmelerine neden oluyor.

Almanya’da özel televizyonlar

Almanya’ya gelen ilk özel televizyon kanalı, 1995 yılında yayına başlayan Show Tv oldu. Sonra diğer kanallar geldi. 

1997 yılında, Almanya’da stüdyo açan ilk kanal olan Kanal 7, Deniz Feneri programıyla 5 yıl içerisinde 41 milyon avro para topladı. Bunun 18,5 milyon avroluk kısmının belgeleri yoktu. Bu nedenle hem Almanya’da hem de Türkiye’de davalar açıldı. Almanya’daki davada 3 kişi tutuklandı, Kanal 7’nin lisansı iptal edildi. Alman savcı, asıl faillerin Türkiye’de olduğunu söyleyerek dosyayı Türkiye’ye gönderdi. Ancak Türkiye’de davanın üzeri örtüldü ve tutuklanan sanıklar da serbest bırakıldı.

Türkler bütün dünyada en çok televizyon izleyen milletlerin başında geliyor. Almanya’daki Türklerin yüzde 67’sinin evinde uydu anteni var ve yüzde 70’i, WDR’nin 2006 araştırmasına göre Türk televizyonlarını izliyorlar. 

Gurbetçi GEZ’i de boşuna ödüyor

Almanya’da kamu televizyonlarının finansmanı için GEZ adında bir vergi toplanıyor. Türkiye’de elektrik faturalarından kesilen TRT payı gibi bir şey. 

Ancak burada doğrudan GEZ adında ödendiği için, insana daha bir fazla para ödeniyor hissi veriyor.

GfK’nin verilerine göre, 1960-2007 yılları arasında göçmenlerden 4,8 milyar avro GEZ toplandı.

Bu para göçmenler için yapılan hangi programlara harcandı, belli değil. 

Reklamlar gurbetçinin zekasıyla alay ediyor

Türk televizyonlarının Avrupa yayınları gurbetçinin zekasıyla alay eden reklamlar yayımlıyorlar.

Bu reklamlar bir gün Türkiye’de yayımlansa millet isyan eder. 

Ancak gurbetçi nasılsa sesini çıkarmıyor diye, artık resmen kafa buluyorlar.

Bu kanallar RTÜK denetimi dışında. Almanya’da da lisansları olmadığı için, bir saat içinde yüzde 20 reklam ilkesine uymuyorlar.

Türkiye’yle aynı saatte başlayan bir dizi, Almanya’da yarım saat sonra bitiyor.

Reklamlar, çekim kalitesi, hatta oyunculuklar o kadar kötü ki, insanlar sırf reklamlar nedeniyle Türkiye yayınlarını izliyor.

Üstelik binaların art arda aldıkları uydu anteni yasakları ve akıllı televizyon kutularının yaygınlaşması, insanların tek tuşla Türkiye yayınını seyredebilmelerini sağlıyor.

Bu nedenle Avrupa yayınlarının, gurbetçiler üzerindeki etkisi gittikçe azalıyor.

Piyasa araştırmalarında da televizyonların gerilediği net bir şekilde belli oluyor.

Özetle Avrupa Türk televizyonları intihar ediyor.

Kimi Türkiye’den, kimi Almanya’dan topladığı zorunlu vergilerle kendi propagandasını yapar.

Kimi hükümeti destekleyeceğim diye insanları yaşadıkları ülkelerde hedef haline getirir.

Kimi yardım adı altında doğrudan para toplar ve Türkiye’ye kaçar.

Eninde sonunda kaybedense, yine gurbetçi olur. 

 

NOT: Bu yazıdaki bilgilerin önemli bir kısmını Çiçek Bacık’ın “Türkische Fernsehsender in Deutschland zwischen Markt, Staat und Schlamassel” ve Nesrin Çağlayan’ın “Türkische Presse in Deutschland” adlı doktora tezlerinden derledim. Konunun ayrıntılarını merak edenlere bu iki çalışmayı okumalarını öneririm.