Asıl vatan hainleri adaletsizliğe göz yumanlar
OKTAN ERDİKMEN - Türkiye'de cezaevlerinde 200 binin üzerinde insan yatıyor. Bunların kimi adam vuran, hırsızlık yapan, kendi halkının üzerine makineli tüfekle ateş açan gerçek suçlular; kimi de Cumhurbaşkanı'nı sosyal medyadan eleştiren, haber yazan, karikatür çizen suni suçlular...
Dışarıdakiler arasında da on binlerce gerçek suçlu var. Adalet mekanizması işlemiyor. Suçlu ile suçsuz net bir şekilde ayırt edilemiyor.
Geçtiğimiz ay, kocasının haksız yere tutuklandığını düşünen bir kadın Cumhurbaşkanı'nın mitinginde ağaca çıkmıştı.
Erdoğan yanına çağırdı, neden ağaca çıktığını sordu. Yanındakilere "Konuyla ilgilenin" dedi. Kadının kocası, hem de darbe girişiminden yargılanmasına rağmen, bir hafta sonra serbest bırakıldı.
İstanbul'da Büyükada toplantısına katılanlar ajan diye tutuklandılar. Yandaş gazetelerde bunların ne büyük suçlu olduklarına dair yazılar yayımlandı. Birkaç hafta sonra Schröder Erdoğan'la görüştü, serbest kaldılar.
Cumhuriyet gazetesi davasında mahkeme kararı, mahkemeden önce yandaş gazetelerin internet sitelerinde yayımlandı.
Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında da bu gibi şeyler yapılıyordu. İnsanların evlerine, iş yerlerine sözde operasyon düzenleniyor, FETÖ'cü polisler yanlarında getirdikleri CD'leri bulmuş gibi yapıyor, istedikleri kişiyi tutukluyorlardı.
Bir grup vatansever ve dürüst insan, o zaman olduğu gibi şimdi de, olan bitenin farkında. Bu durumun düzeltilmesi için mücadele ediyor. Bir grup da kendini tek kişinin iradesine teslim etmiş, onun her dediğini emir telakki ediyor.
Bu grubun öncülüğünü de düne kadar Fethullah Gülen'e yalakalık yapan, okullarında okuyan, Bank Asya'dan kredi alan, cemaat evlerinde kalan, Türkçe olimpiyatlarında "Hocam dön, bu hasret bitsin" diye ağlayanlar, "Ergenekon ve Balyoz'un savcısıyım" diyenler yapıyor.
Bir grup insan, Erdoğan haklı da olsa, haksız da olsa; doğru da yapsa, yanlış da yapsa alkışlıyorlar.
"İmralı'yla görüşüyoruz, çözüm süreci" diyor, alkış; "Hayır verenler teröristtir" diyor alkış.
"Rus uçağını biz düşürdük" diyor, alkış; Rusya'dan özür diliyor, alkış.
"Hocam dön, bu hasret bitsin" diyor, alkış; "FETÖ" diyor, alkış.
"Mavi Marmara'ya izni ben verdim" diyor, alkış; "Bana mı sordunuz?" diyor, alkış.
"Kardeşim Esad" diyor, alkış; "Katil Esed" diyor, alkış.
Bakın en son Berliner Schaubühne adlı tiyatro grubu, İstanbul Tiyatro Festivali'ne güvenlik gerekçesiyle katılmayacağını açıkladı. Süddeutsche Zeitung, tutuklanmaktan endişe edip etmediklerini sordu. "Evet" diye cevap verdiler.
Berlinli tiyatrocular, Türkiye ile hiçbir ilgileri olmamasına rağmen, İstanbul'da tutuklanmaktan korkuyorlar.
Üstelik daha önce Filistin'de, Rusya'da, Çin'de ve İran'da korkmadan tiyatro yapmışlar.
Bir grup insan, bütün bunları canhıraş bir şekilde destekliyor. Üstüne üstlük bunu yapmayanları ve gerçekleri söyleyenleri de vatan haini olmakla itham ediyorlar.
Cezaevinde haksız yere yatan gazetecilerin, Antalya'da oteller boş diye işten çıkarılan komilerin, Tokat'ta domatesleri tarlada kalan köylülerin, Zonguldak'ta kendilerini madene kilitleyen işçilerin, akşam evine ekmek götüremeyen işsiz babaların vebali, yapılan her şeyi sorgulamadan alkışlayanların üzerinedir.
"Türkiye'de sadece teröristler tutuklanıyor. Bizi niye içeri almıyorlar? diye soruyorlar.
Ben cevaplayım: Gerek yok da ondan.
Nazım Hikmet'in cezaevinden Piraye'ye yazdığı gibi:
Asıl en kötüsü, bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
İnsanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...