Almanya'daki Türkler neden birbirini tutmuyor?

Almanya'daki Türkler neden birbirini tutmuyor?
Bilimsel araştırmalar, tanıdıklarının başarısının insanları mutsuz ettiğini gösteriyor. Almanya'daki Türkler de, bu çerçevede kendi aralarından birinin değil, Almanların başarılı olmasını tercih ediyorlar. Oysa bu uzun vadede hepimize zarar veriyor.

OKTAN ERDİKMEN - Almanya’da yaklaşan genel seçimlerde 92 Türkiye kökenli aday yarışacak. Bunların dışında belediye seçimlerinde de başkan, meclis üyesi adayı olan çok sayıda Türk var. 

Almanya’daki Türklerin bir kısmı, işi gücü bırakmış bu Türk adayların aleyhine çalışıyorlar. Hayatında hiç Türk esnafı ziyaret etmeyen bir Alman siyasetçinin, karşısına Türk aday çıkınca, bölgedeki bazı Türk esnaflar tarafından baştacı edildiğini görünce, bu yazıyı yazmaya karar verdim. 

 

Alman gibi davrananlar, kaçış şansı olanlar

ABD’de Roland Fryer adında bir akademisyen, 90 bin çocuk üzerinde bir anket yaptı. Çocuklardan arkadaşlarının ismini yazmalarını istedi ve kimlerin ne kadar popüler olduğunu araştırdı. Bir çocuğun popülerliğini hesaplamak için, kimin kaç arkadaşı olduğuna değil de, kimlerin isimlerinin listelere en çok yazıldığına baktı. 

Sonuçlar başarılı beyaz öğrencilerin ve vasat notlar alan siyahi veya İspanyol kökenli öğrencilerin popüler oldukları yönündeydi. İyi not alan siyahi öğrenciler sevilmiyordu çünkü onlar ‘beyaz gibi davranıyor’, ‘gruptan kaçış planı yapıyor’ ve ayrımcılığa uğrayan kurbanlar rolüne uymuyorlardı. 

Birilerinin gruptan ‘kaçış’ planı yaptığını görmek onları dışlamaya yetti.

Almanya’daki Türkler arasında da durum çok farklı değil.

Bu ülkede binlerce genel müdür, binlerce belediye başkanı var. Ancak Türkiye kökenli azınlıktan biri, bir şeyler yapmaya çalışınca ve başarmaya yakın olunca, önemli bir kısım ona cephe alıyor.

 

‘Ben yapamadım, o da yapamasın’ 

Bunun çeşitli nedenleri var. Birincisi insanların kendilerini birbirleriyle karşılaştırması. Almanya’daki Türkler, azınlık psikolojisiyle kendilerini Almanlarla değil, Türklerle karşılaştırıyorlar. “Almanların bir yere gelmesi, belediye başkanı seçilmesi zaten normal” diye düşünüyor ve Türklerden biri başarılı olursa, kendilerini mutsuz hissediyorlar. 

Örneğin, "Türk olduğum için iş yerinde yükselemiyorum" diye düşünen biri, başka bir Türk'ün genel müdür olmasıyla bütün bu motivasyonunu kaybediyor ve kendisini başarısız sayıyor. Ancak o konuma bir Alman'ın getirilmesi, 'zaten normal' karşılandığı için, onu etkilemiyor. 

Missouri Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, insanların kendi yakınlarındaki kişilerin başarısından mutsuz oldukları ve bütün bunları sosyal medyadan takip etmenin depresyona yol açabileceği ispatlandı.

 

Grupta öne çıkmak değil, grubun öne çıkması önemli

Oysa birinin etnik grupta öne çıkmasının çok fazla önemi yok. Önemli olan grubun tümünün belirli sosyal çevrelere ulaşma imkanına kavuşması. Aksi halde bu sosyal çevre olumsuz sonuçlar bile doğurabilir.

Örneğin ABD’de siyahiler, beyazlara göre daha fazla derneğe üye oluyorlar. Ancak Afrikalı Amerikalıların daha fazla kişiyi tanıyor olmaları, etkili gruplara ulaşabildikleri anlamına gelmiyor. Onlar sadece dini değerlere daha bağlı oldukları için, kilise dernekleri ve siyahi dernekler etrafında toplanıyorlar.

Gürcü ve Ermeni azınlıkların da, Sovyetler dağıldıktan sonra Moskova’da Ruslara göre çok daha rahat iş bulabildikleri ispatlandı. Bu kişiler de etnik çevreleri sayesinde rahat iş buluyorlar ancak bu işler kısıtlı işlerle sınırlı kalıyordu. Yani uzun vadede, sosyal çevreyle kolay iş bulmak, iyi işlere geçiş yapmalarını engelliyordu.

 

Ne yapmalıyız?

İlk olarak kendimizi Almanya’da yaşayan Türkler veya Kürtler olarak değil, Almanya’da yaşayan insanlar olarak görmeliyiz. Bu çerçevede işimizde, kimseyle rekabet etmeden, en iyisini yapmaya çalışmalıyız.

Mutluluk birtakım hormonların harekete geçmesiyle ortaya çıkan geçici bir duygudur. Sizi mutlu eden piyangodan büyük ikramiyeyi kazanmanız değil, o esnada salgıladığınız hormonlardır. Ertesi gün o hormonları yeniden salgılamak için, yeni mutluluklara ihtiyacınız olur. 

Son olarak, insanların sosyal medyada paylaştıkları, onların yaşadıklarını düşünmemizi istedikleri hayatı gösterir, gerçekten yaşadıkları hayatı değil.

Kimse ödeyemediği bir faturanın fotoğrafını çekip, ‘Bu ay sonunu da getiremedik’ diye Instagram’a koymaz.

Sosyal medyada çok mutlu fotoğraf paylaşanların, çevremizdeki en mutsuz insanlar olmaları; birçok kişinin intihar etmeden birkaç saat önce muhteşem hayat pozları paylaşmaları tesadüf değil. 

Kaldı ki, diğer insanların muhteşem hayatlar yaşamaları, bizi mutsuz etmemeli.

İnanın, kendi kendimize mutlu olmanın çok fazla yolu var. 

İhsan Oktay Anar’ın tek bir cümlesindeki, Quentin Tarantino’nun tek bir sahnesindeki, Neşet Ertaş'ın tek bir notasındaki hazzı, insana Instagram’da topladığı kaç ‘like’ verebilir ki?…

Oktan Erdikmen'in diğer yazılarını okumak için lütfen tıklaınız