Almanya'daki Türkçe dersleri siyasete kurban edildi

Almanya'daki Türkçe dersleri siyasete kurban edildi
Almanya - Türkiye gerginliği, Almanya'daki Türkçe derslerini vurdu. Berlin’de iki belediye, yıllardır kira istenmeyen derslerden, bu sene istedi. Büyükelçilik ödeme yapamayınca da, dersler iptal edildi.

OKTAN ERDİKMEN - İki dillilik, eğitimin başlarında bir sorun teşkil etse de, aslında kısa sürede üstesinden gelinebilecek bir konu. İki dilli olarak yetişen bir birey, kendisini iki kültürde geliştirebilir ve iki dilde de yetkin olmanın getirdiği avantajlarla hayata atılabilir. Öte yandan, bu durumun her iki dilde de anadili telaffuzunun kaybolması, ana kültürün kaybı ve sonuç olarak kişisel kimlikten uzaklaşılması gibi olumsuz sonuçları da olabilir. 

Fransa’nın Quebec bölgesinde Fransızca öğrenen İngiliz asıllı çocuklar, olumlu iki dilliliğe iyi bir örnek teşkil ediyorlar. İngilizcelerini Fransızcalarına feda etmeden, her iki dili de öğreniyorlar ve bu onlara sosyal, siyasi ve ekonomik fırsatlara daha iyi ulaşma imkanı veriyor. 

ABD’ye yerleşen Porto Rico’lular ise, olumsuz iki dilliliğe örnekler. Okulda İngilizce öğrendikleri için, İspanyolca bilgilerini kaybediyorlar ve sonuç olarak kültürel kimlikleri de yok oluyor.

Eşleşme teorisine göre, okuldaki ilişkilerinde başarılı olan çocuklar, evde de başarılı oluyor. Bunun sebebi, okuldaki değerlerin, davranışların, beklentilerin ve verilen bilgilerin, evdekilerle uyuşması, eşleşmesi. Okulda başarısız olanlarınsa, evdeki ilişkilerinde de başarısız sonuçlar ortaya çıkıyor. Peki, Almanya’da bir Türk işçi ailesinin evinde büyüyen çocuklara okulda verilen bilgi ve değerlerle, evde verilenler ne kadar uyuşuyor? 

Bir önceki yazımda, üniversite mezunu ailelerin çocuklarının, işçi ailesi çocuklarına göre 3 kat daha yüksek bir oranda üniversiteye gittiklerine yönelik istatistikleri paylaşmıştım. Alman okul sistemi, kağıt üzerinde herkese eşit davranıyor ve bu çocuklara aynı soruları soruyor. Ancak gerçekte yapılan, mevcut hiyerarşik düzenin, devlet eliyle ve adalet kamuflajı altında devam ettirilmesinden başka bir şey değil.

Yazının ardından birçok kişi, kendi çocuklarının üniversiteye gittiğini ve yazıda anlatılanların tamamen yanlış olduğunu belirten mesajlar gönderdiler. 

Aslında anlatmaya çalıştığım da tam olarak buydu. Yeterli düzeyde eğitim alan kimse, kendi çocuğundan yola çıkarak genelleme yapmaz. İstatistik bilimi, bunun için vardır. Tatil yaptığınız otelde çok sayıda Alman turist olabilir ancak bu Türkiye’ye giden Alman turist sayısının 1,6 milyon azaldığı gerçeğini değiştirmez. Bilimsel düşünceyle, kişisel kanaatlerin arasındaki temel fark, evrensel geçerliliktir. 

Kişisel kanaatlerinin, evrensel doğrular olduğunu düşünen anne babaların yetiştirdiği çocuklar, okulda diğerlerine nazaran başarısız olurlar.

Evde öğretilenlerle, okulda öğretilenlerin farklı olmasını bırakın, çok kültürlü ortamda yetişen çocuklar, anadili derslerinde bile diğer derslere nazaran farklı bir atmosferde bulunuyorlar.

Son dönemde, Almanya’da bir Türkçe öğretmenleri tartışması yaşanıyor. Berlin’de 2 belediye, Türkçe derslerinden kira istedi. Büyükelçilik kirayı ödeyemeyince, derslere son verildi. Bunca yıldır kira istenmeyen Türkçe dersinden, bu yıl istenmesinin sebebi ise, AKP hükümeti ile Alman yetkililer arasındaki gerginliğin artması. Bazı Türkçe öğretmenleri, Erdoğan propagandası yapmakla ve öğrencileri - ailelerini fişlemekle itham ediliyorlar.

Dolayısıyla, kültürel sermayeye ulaşma konusunda zaten çok dezavantajlı konumda bulunan Türk çocukları, bir de hükümetler arasındaki gerilimden etkileniyorlar.

Son 15 yılda, sadece Türkiye’deki eğitim sistemi yerle bir edilmedi. Almanya’da yetişen Türk çocuklarının anadili eğitimi de, iç politika hesaplarına feda edildi.

Bazı çocuklarımızın üniversiteye gitmesi veya bazı akrabalarımızın aksansız Türkçe konuşması, bu gerçeği değiştirmez.

Genel itibariyle içinde bulunduğumuz durum, vahimdir. Bu vehameti kabul etmezsek, çözüm de getiremeyiz.

Hastalığı tedavi etmek istiyorsak, önce teşhisi doğru koymalıyız.

Yanlış teşhiste alınan ilaçlar, bir fayda sağlamayacağı gibi, vücudumuzun dengesini de bozar.

Bir o tarafa, bir bu tarafa savrulup dururuz.

Tıpkı şu anda Türkiye’de olduğu gibi…

Oktan Erdikmen’in diğer yazılarını okumak için lütfen tıklayınız.