Köşke giren kedi ve bizim Tekir

Köşke giren kedi ve bizim Tekir

İSKENDER VOLGA - Sarman artık, İzmir’deki cümle müderris ve talebenin malumu. Son on yılını, ismi ve teşkilatı dört büyük harfle maruf, suratı salya-sümük bir din taciri: Büyük Tekir'e biat ve hizmetle geçmiş. Kentteki kadim bir medrese, Büyük Tekir’in müritlerini kanun ve nizam gereği tasfiye edince, ensesi kalın ama vücudu sıska sarman sahiplerince, bu kadim medresenin idari merkezi olan Köşke destursuz sokulmuştu.

İzmir’deki ilk günlerini, bir çırpıda mideye indirdiği dekanları hazmetmeye çalışarak geçiren sarman, sayesinde maaile nemalandığı için canciğere aşık, Hukuk-u Şahane mezunu bir başka sıska sarmanı müttefik edinmişti. Medreseyi Münasebat’tan Magee isimli ve tombulca olması bile ayıplarını örtemeyen bir başka sarmana ise, aşık olmuştu. O kadar ki, Magee’ye müdürlük vermekle yetinmeyip onun yeşil gözleri ışıl ışıl parlayan bir dişi can kuşunu, aynı medrese de kendisine yardımcı bile tayin etmişti.

Sarman’ı canciğer, müttefik ve aşığıyla buluşturan esas oğlan ise, bizim tekir. Bizim tekirin Büyük Tekir ile irtibatı var mı, yok mu bilinmese de, uzun yıllardır bu kadim medresenin akçalı işlerini onun yaptığı biliniyor. Orta yaşlı, iki ara bir dere yalancısı ve şark kurnazı. Daha doğrusu kendisi öyle olduğunu sanıyor. Bu familyadan bir başka tekir kırması da, hastanede konumlanmış durumda. Vaktiyle Balkonlardan memlekete duhul etmiş bir uyanık. Marifetleri arasında, devleti soymuş ve de soymakta olan müderrislere rehberlik etmek de var. Sayıştay denetçilerine rakı-balık yemekler vermek, mali hatalar yaptırmak suretiyle müderrislerin ayağını kaydırmaya çalışmak diğer marifetlerinden. Mürailikte sıska sarman kadar ehil. Bu sebeple birbirlerinden hoşlaşmıyorlar.

Neyse, hikâye bu ya, bir nisan sabahı Sarman, Saruhan yolu üzerinde, bizim tekirin kendisi için özenle tefriş ettirdiği A sınıfı lüks eve gider. Yeni döşenmiş çimleri görünce dayanamaz, avluya çıkıp bir ağacın altına oturur. Derken sıcağın da etkisiyle uykuya dalıp rüya görmeye başlar. Rüyasında Güzelyalı semtinde, orta dereceli bir mektebin merdivenlerinden çıkmaktadır. Biraz sonra ön adı “Türk” olan bu mektebin idarecilerine, kurmayı düşündükleri medrese konusunda fikirlerini anlatmaktadır. Tam coştuğu sırada odaya, talebenin hep bir ağızdan söylediği bir marşın sözleri dolar: “İzmir’in dağlarında çiçekler açar/ Altın güneş orda sırmalar saçar/ Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar/ Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa/ Adın yazılacak mücevher taşa”. Ağzının tadı kaçar birden. Söyleyeceklerini bir çırpıda toparlayıp kaçar gibi uzaklaşır mektepten. Mektebin idarecileri, sarmanın yıllardır Büyük Tekire sadakatle biat ve hizmet ettiğini öğrenince kendisiyle ilgiyi keserler, hatta medrese kurmaktan vazgeçerler. 

O sırada uyanan sarman, birazdan makamına kabul edeceğini gazeteciyi hatırlayamadı. Büyük Tekir ile olan ilgisinden dolayı 15 Temmuz’dan sonra kapatılmış bir sanal paçavrada, yaklaşık altı aydır Magee’ye tetikçilik yapanı mı, Anadolu Ajansı‘ndan gelecek olanı mı? Her geçen gün titremesi artan kuyruğuna bakarken, gözüne ilişen bizim tekire: “Zafer kazanmış komutan edasıyla dolaşmayı bırak da, sıska sarmanla birlikte içine ettiğin kurum için bişeyler yap” diye bağırdı. 

Köşke doğru giden makam aracında, “nereye geldim ben?” diye geçirdi zihninden.  Cepçilik için koltuktan kalkmak istemeyen iktidar müptelası müderrisler. Belli ki, altlarını kirletmişler. Kum değil, oda spreyi bile bu kokuyu gidermez. Kendi durumu nedeniyle Büyük Tekir’e hizmetle suçlanan müderrisleri aklına getirmek istemese de, Köşke girer girmez, bunlardan birisinin medreseye dönmesine izin verdiğini hatırladı. Üstelik onun “evladım gibidir” dediği, bir sarmanı Köşkte yardımcısı yapmıştı. İntihalci müderrisler de cabası. Titreyen kuyruğunu şoföründen saklamak için arkasına aldı. Ah bir de kulaklarından eksik olmayan teneke tınısından kurtulabilseydi. Ne iyi olurdu.   

 

 

 

HABERE YORUM KAT