Frankfurt'un yaşayan efsanesi
Kurduğu şirketlerin başarısının yanı sıra, spor kulüplerinde ve derneklerde yaptığı çalışmalar ve yardımsever kişiliği, Adalı’yı gurbetin en sevilen Türklerinden biri olarak öne çıkardı. Biz de Edirne'nin Keşan ilçesinde başlayan bu Keşanlı Hüseyin Destanı'nı, Türkiye'den Frankfurt'a gelen hemen hemen bütün sanatçıların, yazarların, siyasetçilerin misafir olduğu Hotel Franken'da Hüseyin Adalı'nın kendisinden dinledik. Hüseyin Adalı, liseyi bitirdikten sonra İstanbul’da Vatan Mühendislik Okulu’nda üniversite eğitimine başlamış ancak o zamanki siyasi ortam, Türkiye’de üniversite okumaya çok fazla imkan tanımadığı için, kader onun yolunu da milyonlarca gurbetçinin yolu gibi Almanya’ya düşürmüş:
Öğrenci olayları, Almanya’ya sürükledi
“Bizim dönemimiz sağ sol kavgasının tam başlangıç dönemiydi. Zaman içerisinde bu kavgalar şiddetlendi ve en sonunda, süreç ihtilale kadar geldi. Yüksek okullarda doğru dürüst ders yapılmıyordu. Boykotlar, kavgalar... Baktım ki zamanım boşa gidiyor. Birkaç arkadaşım da o esnada Almanya’ya gelmişti. Bize de mektup yazıyorlar, Almanya’dan çok iyi söz ediyorlardı. Buraya gelmeye karar verdim. Tabii, o zamanlar yurt dışına çıkışlar çok zor. Talebe olarak bile yurt dışına çıkarken torpil arıyordunuz. Geçmişte Edirneli bir milletvekili vardı: İlhami Ertem, hem milli eğitim hem de tarım bakanlığı yapmıştı. Ondan rica ettim, birkaç yeri aradı ve bana bir talebe pasaportu çıkardı. Bu vesileyle Almanya’ya geldim”. Öğrenci olarak geldiği Mannheim’da hemen çalışmaya başlayan Adalı, bir yandan baraka baraka dolaşıp uçak bileti satarken, bir yandan da üniversite eğitimine devam etmiş:
Hem işçi, hem öğrenci
“Arkadaşlar Almanya’nın çeşitli bölgelerine dağılmışlardı. Mannheim’da kimseyi tanımıyordum, sadece bir akrabam vardı. Üniversiteye kaydolmak için gittiğimde, öğrencilerin tercüme bürosu olarak kullandıkları ve bilet sattıkları bir yer buldum. Aynı zamanda da üniversitede okuyorlardı. Ben de ticarete yabancı değildim. Edirne’de kendi iş yerlerimizde deneyimim olmuştu. Arkadaşlar, beni görünce hemen bilet satış bürosuna oturttular. Zaman içerisinde Mannheim’da, Ludwigshafen’da ve Heidelberg’de Almanca kursuna gittim. O esnada Türkiye’den işçi göçü bitti. Hürriyet Gazetesi’ne bağlı bir uçak şirketi kuruldu. Hürriyet Europa Zeitung isimlerinin kısaltmasından esinlenilerek, HEZ isminde kurulan bir şirketti. Arkadaşlar bu şirketin Mannheim temsilciliğini almışlardı. Türkler o dönemde barakalarda kalıyorlardı. Ben de baraka baraka gezerek bilet satıyordum. Bir kısmı ağaçtan, tahtadan yapılmış barakalardı. Sadece Mercedes gibi büyük firmaların taştan yapılmış barakaları vardı. Bazıları 20 kişilik, bazıları 100 kişilik yerler düşünün”.
O dönemdeki şartları, şimdiki gençlerin hayal dahi etmekte zorlanacaklarını söyleyen Adalı, zamanın Frankfurt Havalimanı’nı da şöyle tarif ediyor:
Anonsları kendimiz yapardık
“O dönemde havalimanının 4 tane kapısı vardı. Yaşamayanlar, tahayyül etmekte bile zorlanırlar. Bütün havalimanında iki tane tuvalet vardı. Biri restoranda, biri ana binada. Hatta restoran bölümünün çatısı akardı. Anonsları bile kendimiz yapıyorduk. Gazeteler bir gün sonra geliyordu ama bir hafta sonra bile gelse herkes okurdu; çünkü Türkiye’den başka bir haber alma imkanı yoktu. Türkiye’ye bir telefon açmak isteseniz, bir gün boyunca beklediğiniz oluyordu. Tren istasyonlarında, ‘Türkiye’den birisi gelse de, memleketten haber alsam’ diye bekleyen birçok kişi görebilirdiniz”. Hüseyin Adalı, Hürriyet Gazetesi uçak şirketini kapatınca, arkadaşlarıyla birlikte şirketin Mannheim bürosunu devralarak
Almanya’da da kendi kendisinin patronu olmuş:
Öztürk, uzun yıllar hizmet verdi
“O zamanki Hürriyet’in genel müdürü, 1960 ihtilalinde de sıkıyönetim komutanlığı yapmış eski bir asker olan Orhan Erkanlı Ağabey vardı. HEZ kapanınca biz Mannheim bürosunu devraldık. 4 arkadaş ortak bir uçak kaldırma işine girdik. Rahmetli Hamdi Öztürk ile birlikte Öztürk Uçak Şirketi'ni kurduk. O dönemde yabancılara işletme kurma izni verilmediği için, bu ilk şirketi Hamdi Ağabey'in Alman eşinin üzerine açmıştık. Öztürk Uçak Şirketi, Almanya'da uzun yıllar hizmet verdi”.
Doğru zamanda, doğru yerde
Hüseyin Adalı, iş yaşamındaki başarısının sırrını her işi doğru zamanda yapmakla açıklıyor. Hava taşımacılığı işine doğru zamanda başlayıp, bu işi doğru zamanda bıraktığı için, buradan elde ettiği birikimini başka sektörlerde değerlendirme imkanı bulduğunu söylüyor: “Her işin bir zamanı var. Biz uçak işini iyi değerlendirip ciddi cirolara ulaştık. Frankfurt’ta en çok yolcu taşıyan şirket bizdik. Türk Hava Yolları o zaman daha küçük kapasitelerde çalışıyordu. İşçilere ulaşmada da zorluk yaşıyordu ama biz işçilerin içindeydik. Barakalarda bilet satıyorduk ve servislerle insanları Saarbrücken’e kadar götürüyorduk. Birçok yerde acentelerimiz vardı. Zaman içerisinde Türk Hava Yolları güçlendi ve çeşitli özel şirketler çıktı. İş, yavaş yavaş internete kaymaya başladı. Pazarlama stratejileri, seyahat alışkanlıkları değişti. Baktım, bu işin modası geçiyor; ısrar etmedim. Israr eden bazı arkadaşlarımız daha sonra mecburen kapatmak zorunda kaldılar. O esnada, Türkiye’de de bazı işler kurmuştum. Edirne’de bir benzinlik ve Keşan’da bir mandıra işimiz vardı. Almanya’da da otel işi aklımdaydı ancak daha önce hiç vaktim olmamıştı. Senede en fazla bir hafta izne gidiyordum, onun dışında her gün ortalama 14 saat çalışıyordum”.
Ticarette sürekli ileri gitmek zorundasınız
O dönemde, Frankfurt’ta çok fazla otel yoktu. Biz de bu boşluğu değerlendirmek amacıyla otel işletmeciliğine başladık. Son zamanlarda bölgede birçok otel yapıldı. Almanya'nın genelinde de, aynı şekilde otel yatırımları hız kazandı. 2005’te bu işe girdiğimde, Frankfurt’tun yatak kapasitesi 15 bin civarındaydı, şimdi bu iki katına çıktı. Bu arada fuara gelenlerin sayısında da ciddi bir artış yaşanmadı. Alternatif fuarlar düzenlenmeye başladı, insanlar Frankfurt dışında yerleri de tercih eder oldular. Şimdi Frankfurt’ta Hotel Franken ve Glashütten’de iki ayrı otel olmak üzere 3 otel işletiyoruz. Türkiye’de de bazı yerleri kiraya vermiştik. Orada da birkaç otelle görüşüyoruz. Ticarette hiçbir zaman duramazsınız. Sürekli ileri gitmek zorundasınız, yoksa geride kalırsınız”. Almanya’ya Türk işçi göçünün en büyük tanıklarından olan Adalı, hükümetlerin Avrupalı Türklere yeteri kadar sahip çıkmamalarından da şikayetçi: “Devlet, yurt dışındaki Türklerden çok para topladı. Ancak buraya doğru dürüst bir hizmet vermedi. 70’li yıllarda Türkiye’nin bütün ihracatı 2 milyardı. Bununla bütün dış temsilciliklerde çalışanların maaşı, talebelerin bursu ödenirdi. Buradan da Türkiye’ye 4 milyar işçi dövizi giderdi. O dönemde turizm de yoktu. Biz, uçaklara 3’ten fazla yabancı yolcu aldığımızda, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nden müsaade istemek zorundaydık”.
Almanya’daki Türklere destek vermeme konusunda, Alman hükümetlerinin de Türk hükümetlerinden geri kalmadığını dile getiren Adalı, iki toplumun birbirlerine tam anlamıyla uyum sağlayamamalarının temel nedeni olarak, başlangıçta yapılan hataları gösteriyor: “Şimdi herkes uyum konusunda bir sürü şey söylüyor. O yıllarda insanları getirdiler, hemen barakalara doldurdular. Verdikleri para 700-800 mark, çok kötü işlerde belki 1000’in üzerinde. Dil bilmiyor, bir sürü hakaretlere uğruyor. Hiçbir şey diyemiyor. Çünkü Türkiye’de borcu var. Hanımına para göndermek zorunda. Tamam, Türk devletinin hatası var. Ancak bizim devletimiz o dönemde zayıftı. Burada Almanların daha büyük hatası var. Almanlar, yapabilecek imkanları olmasına rağmen, buradaki Türkler için hiçbir şey yapmadılar”. Spora ve yöneticiliğe ilgisi yatılı okulda başladı Hüseyin Adalı’nın spora ve yöneticiliğe olan ilgisi yatılı okul yıllarında spor kolu başkanlığı yaparken başlamış. Öğrenci olarak Mannheim’a geldiğinde, İstanbul’un Vefa ilçesinden, Bozkurt mahallesinden gelenlerin kurduğu bir Bozkurt Spor Kulübü varmış. Adalı ve arkadaşları da 1972 yılında Mannheim Gençlerbirliği’ni kurmuşlar: “Alman liglerine defalarca müracaat etmemize rağmen bizi almadılar. Biz de Alman takımlarının altında oynadık, kendimiz bölgesel bir lig kurup aramızda maç yaptık. Stuttgart’ta Nedret Güvenç adında bir mühendis ağabeyimiz vardı. Baden Württemberg’de Türk takımları arasında bir lig kurmuştu. Stuttgart’a kadar gidip maç yapıyorduk. Bizi yıllarca Privatlig’de oynattılar”. En önemli turnuva Atatürk Kupası O dönemde Türk takımları açısından en önemli turnuvanın Bonn Büyükelçiliği tarafından düzenlenen Atatürk Kupası olduğunu kaydeden Adalı, “Gençlerbirliği ismi Almanlara zor geldiği için, 77-78 yıllarında ismimizi Mannheim Türkspor’a çevirmiştik. Büyükelçilik turnuvası elemelerinde Karlsruhe – Baden Baden bölgesinde birinci olduk. Hessen ve Rheinland Pfalz birincilerini de yendik. Üç eyaleti temsilen Köln’e finallere gittik. O zamanlar sahamız yoktu, arabaların farlarını yakar ve öyle çalışırdık. Buna rağmen ilk katıldığımız sene Almanya şampiyonu olduk. Finalde bizden birkaç lig üstte oynayan ve Almanya’nın en güçlü Türk takımı olan Münih Türkgücü’nü yendik” diyor. Takım arkadaşlarıyla hala görüşüyor Hüseyin Adalı, kendisinin de savunma oyuncularından biri olduğu takımın Almanya’da kalan üyeleriyle zaman zaman buluştuklarını söylüyor. “Herkes parasız oynardı. Çok güzel hatıralarımız var. Hala buluşur hasret gideririz. Birbirimize hep yardım ederdik” diyen Adalı, daha sonra kulübün başkanı seçilmiş: “Spor belirli bir yaşa kadar yapılıyor. Ondan sonra ya seyirci, ya antrenör ya da başkan oluyorsunuz. Benim maddi durumum biraz daha iyi olduğu için ve takımı da ben kurduğum için bana başkanlık görevi düştü. 20 seneden fazla Mannheim Türkspor’un başkanlığını yaptım. Tabii başkanlık derken, başkan da bendim, malzemeci de bendim. Zaman zaman antrenörlük bile yaptım. O dönemde Keşanspor Türkiye’de üçüncü ligde oynuyordu. Benim iyiliklerini gördüğüm bir ağabeyim, benden rica etti. 88-94 yılları arasında Keşanspor’un da başkanlığını yaptım”. FC City’yi Türk öğrenciler kurdu Frankfurt’a geldiği dönemde de 80’li yıllarda FH Frankfurt’ta eğitim alan Türk öğrenciler tarafından kurulan FC City takımının başkanlığını yapan Adalı, kulüp Umutspor’la birleşip Frankfurt Türkgücü adını alınca, bu takımın da başkanlığına getirilmiş: “Kulüp başkanlığı yapmak zordur. Ben hala Mannheim Türkspor’un fahri başkanıyım. Benden sonra çok arkadaş uğraştı. Mustafa Baklan’dan tutun, Adnan Kahraman’a kadar birçok kişi emek verdi. Benim zamanımda güzel bir lokal kiralamıştık, orası hala kullanılıyor. Daha büyük tesisler yapmak isterdik ancak belediyeden gerekli izinleri bir türlü alamadık. Ben 70’li yıllardan beri Türklerin Alman pasaportu almalarını savunurum. Siyasi baskı yapabilmemiz için bu şart. Tesis konusunda çok hassasım. Frankfurt Türkgücü’nde hala başkan olmamın nedeni de tesistir. Çok para dağıtan takımlar eninde sonunda dağılır. Biz Türkgücü’nde bir amatör kulüp ruhuyla bütün gücümüzü tesise verip, sporcu yetiştirmek istiyoruz. Yükselmek isteyen oyuncular bizden çıkar giderler. Plan - proje ile Mimar Ali Osman arkadaşımız ilgileniyor. Ben bu işe de onun hatırına girdim”. Futbol sahasında herkes eşit Hüseyin Adalı, sporun özellikle göçmen kökenli gençlerin hayata tutunmalarını sağlayan çok önemli bir araç olduğunu söylüyor: “Göçmen kökenli gençler için futbol karşılaşması sadece bir futbol karşılaşması değildir. Biz 40 yıldır birçok haksızlığa uğradık. Futbol sahalarında apaçık hakaretlere maruz kaldık. Hakemler özellikle 70’li yıllarda, herkesin gözü önünde hakkımızı yiyordu. Türkiye’den kalkıp gelmişsin, Alman takımını yeniyorsun. Bu çok önemli bir şeydi. Futbol sahası, bizim toplumsal ezilmişliğimizden kurtulma fırsatı bulduğumuz bir yerdi. Çünkü sahaya çıktığında, Alman Türk fark etmez, yeşil sahalarda herkes eşittir”. [gallery link="file" ids="8864,8888,8884,8865,8872,8881,8880,8882,8876,8879,8875,8874,8873,8871,8870,8868,8867,8866,8887,8886,8885,8878"]