Yeni yılda birbirimizi sevebilir miyiz?

Yeni yılda birbirimizi sevebilir miyiz?
Son yıllarda Türkiye’de hepsi de birbirinin daha beter olmasını isteyen siyasi gruplar ortaya çıktı. Yeni yılda bu militanlaştırılmış insanlardan, 90’larda olduğu gibi birlik içinde bir ulus yaratabilecek miyiz?

OKTAN ERDİKMEN - 1990’lar PKK terörünün en çok cana kastettiği yıllardı. Kürtçe şarkı söylemek yasaktı, sokaklarda Kürtçe konuşanlara bile ters ters bakılıyordu.

Buna rağmen Türk milli takım galip geldiğinde Diyarbakır’da Türk bayraklarıyla konvoy oluşturulurdu. Şimdi ‘Erdoğan’ın milli takımı’ kazanırsa, İzmir’de bile sokağa çıkan olmuyor.

Türkiye kamplaştırıldı. Bir grup, İzmir’i sel basınca CHP’li belediye rezil oldu diye seviniyor. Çocukların çamur içinde okula gitmesinden zevk alıyor.

Diğer grup, Erdoğancı arkadaşının suratına istatistikleri çarpmak için Türkiye’nin borcunun daha da artmış olmasını istiyor. Ekonomi kötüye gittikçe seviniyor.

Sağcısının da solcusunun da adalete güveni kalmadı. İnsanlar Ankara’dan gelen telefonlarla tutuklanıp bırakılıyorlar. Mahkemelerde haklı olan değil, arkası olan, parası olan kazanıyor.

İnsanlar gergin ve birbirlerine saygı duymuyorlar. Arabalar trafikte birbirlerinin üstüne sürüyor. Sırada bekleyenler araya kaynak yapıyor. Herkes en kısa yoldan kendini kurtarma derdinde. Devleti, milleti bırakın, artık aileler bile pek kimsenin umrunda değil.

En çok parası olan, en güçlü kabul ediliyor. Üstelik bu paranın yasal veya yasa dışı, helal veya haram yoldan kazanılmış olması da çok fazla kişinin umrunda değil: At binenin, kılıç kuşananın.

Ülkenin bu duruma gelmesinin en büyük sorumlusu Cumhurbaşkanı Erdoğan. Bırakın diğer yüzde 50’yi, bu yola beraber çıktığı en yakın arkadaşlarını bile ciddiye almıyor. Abdullah Gül’den, Ahmet Davutoğlu’na; Bülent Arınç’tan, Kadir Topbaş’a kadar yola çıkarken yanında olanları bile aşağılayarak kenara attı.

Her toplumsal itirazı dış güçlerle açıklamaya çalıştı. Kendinden olmayan herkesi terörist, vatan haini ilan etti.

Besleme gazeteciler de buna çanak tuttular. Sürekli söylem değiştiren Erdoğan’ın her dediğini alkışladılar. Sonuçta çevresinde, söyledikleri ne kadar saçma olursa olsun, ‘Emredersiniz efendim’ diyerek hizaya geçenlerden başka kimse kalmadı.

Üstelik Erdoğan toplumu bu derece ayrıştırmasının sorumluluğunu da almıyor.

Roma İmparatorluğu’nda, bir köprü açılışı yapılırken, inşaatta çalışan mühendisler köprünün altında durmak zorundalardı. Köprü çökerse ölecekleri için, en iyi şekilde yapmaya ve malzemeden çalmamaya gayret ederlerdi. Oysa bizde, köprüyü yapanlar, kenara çekilip açılışı seyrediyorlar. Köprü çöktüğünde de birkaç sorumluyu yarı yolda bırakıp, yeni köprüler inşa etmeye devam ediyorlar.

‘Benim valim, benim askerim, benim polisim, benim, benim, benim’ diyerek koskoca cumhuriyeti bir Erdoğan ülkesi haline getirdiler.

Ülkenin yarısı, bunu alkışlıyor. Gezi'nin arkasında Almanlar var zannediyor. Diğer yarısı da nefret ediyor ve Erdoğan'ı destekleyenlerin ya cahil ya da hırsız olduğunu düşünüyor.

Sonuç olarak, her geçen gün birbirine daha fazla düşman olan bu insanlar, radikalleştikçe radikalleşiyorlar.

Siyaset yüzünden akrabaların, komşuların, arkadaşların arası bozuluyor. Herhangi bir konuda uzlaşmak mümkün değil çünkü insanların yarısı İsviçre’de, yarısı da Afganistan’da yaşadığına inanıyor.

Peki biz bu yeni yılda, 1990’larda olduğu gibi Türkiye’de yaşadığımızı fark edip, birbirimizi yeniden sevmeye başlayabilir miyiz?

Bu gidişle maalesef imkansız.

Mısırlı şair Ankhu’nun 5 bin yıl önce yazdığı gibi:

İnsanlarda ne saygı kaldı, ne sevgi.

Bir öncekini aratıyor, her geçen yıl…

 

Oktan Erdikmen'in diğer yazılarını okumak için lütfen tıklayınız.