Türkiye'de adalet var mı?
OKTAN ERDİKMEN - Milli gelirin en yüksek olduğu ülkeler sıralamasına göz attığımızda, ilk sıralardaki ülkelerin büyük ölçüde hukukun, demokrasinin, adaletin ve insan haklarının en gelişmiş olduğu ülkeler olduğunu görüyoruz. Listede onların dışında petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olan bazı Arap ülkeleri var. Türkiye ise 63. sırada.
Türk tarihinde Kutadgu Bilig'den bugüne şu özdeyiş söyleniyor: "Adldir mucib-i salah-ı cihan, cihan bir bağdır divarı devlet, devletin nazımı şeriattır, şeriata olamaz hiç haris illa melik, melik zabteyleyemez illa leşker, leşkeri cem'edemez illa mal, malı cem'eden raiyyettir, raiyyeti kul eder padişah-ı aleme adl".
Yani asker olmazsa hükümetin gücü olmaz. Para olmazsa asker beslenemez. Hükümdarın tebaası refah içinde değilse, vergi ödeyemez ve para olmaz. Halkın refahı da ancak adaletle sağlanabilir.
Özetle, adalet mülkün temelidir.
Mahkeme bir karar veriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Ben bu kararı tanımıyorum, saygı da duymuyorum' diyor. Başka bir mahkeme bu sefer Erdoğan'ın saygı duyacağı cinsten bir karar veriyor.
2007'den sonra ekonominin ve adaletin beraberce tepetaklak olmasının en önemli sebeplerinden biri de bu.
İşler kötüye gittikçe baskı artıyor, baskı arttıkça işler kötüye gidiyor.
Osmanlı'nın adaletini örnek almıyorlar
Sürekli referans gösterilen Osmanlı'da, özellikle Fatih döneminden itibaren adalete çok önem verilirdi. Osmanlı'da davaların çok büyük çoğunluğu tek celsede çözülürdü. 2 veya 3 celseye uzayan dava sayısı çok azdı.
Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde, bir mimarın kolunu kestiren Fatih Sultan Mehmet'e, mahkeme tarafından verilen kısasa kısas kol kesme cezası anlatılıyor. Fatih'i şikayet eden kişi, tazminat ödenmesini kabul edince, cezanın uygulanmasından da vazgeçiliyor.
Kılıcın yapamadığını adalet yapar
Dünya tarihinde Kanuni sıfatıyla anılan tek padişah Sultan Süleyman, 'kılıcın yapamadığını adalet yapar' diyor.
Adalet varsa, Osmanlı'nın altın çağında olduğu gibi kılıcın yapamadığını yapar ve insanların gönüllü olarak devlete bağlanmasını sağlar.
Adalet yoksa, insanlar devletten kaçar, düşmanın kılıçla yapamadığını, devlet yöneticileri kendi kendine yaparlar.
Fethullahçılar yıllarca devletin en üst düzey kadrolarına sızdılar, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve arkadaşları bu kararnameleri imzaladı.
Ahmet Necdet Sezer döneminde ordudaki Fethullahçıların atılmasına ilişkin MGK kararlarında, dönemin başbakanı Erdoğan'ın şerhleri arşivlerde duruyor.
FETÖ ile mücadeleyi, Fethullahçı sözde savcılar, Ergenekon ve Balyoz komplolarıyla binlerce vatanseveri hapse attıklarında, 'Bu davanın savcısıyım' diyenler yürütüyor.
Fethullahçıların soruları çaldıkları tespit edilince, 'Ben ikna oldum' diyenler, o dönem mağdur olanları FETÖ'cülükle suçluyor.
Ne istedilerse verenler, Hakan Şükür'ün nikahını kıyanlar, bu hasret bitsin diye ağlayanlar, parsel parsel satanlar FETÖ ile mücadelenin öncüleri, 90'larda Fethullah Gülen örgütünün bir terör örgütü olduğunu yazan Cumhuriyet gazetesi yazarları ise hapiste.
Enerji Bakanı Berat Albayrak, Gülen örgütünü iyi tanıdığını, çünkü onların okullarında okuduğunu söylüyor.
Albayrak sıradan bir öğretmen olsaydı, şu anda büyük ihtimalle cezaevindeydi.
Ancak Erdoğan'ın damadı olduğu için, FETÖ ile mücadeleyi yürütenlerin başında geliyor.
Kadir Topbaş'ın ve Bülent Arınç'ın damadı da haklarında diğerlerinden daha az delil olmamasına rağmen serbest bırakılıyor.
Hakimler, 'Aman bize bir şey olmasın' diye siyasileri memnun edecek kararlar almaya özen gösteriyorlar.
Türkiye'de artık bir damatlar hukuku işliyor.
Birilerinin akrabası olan hapisten çıkıyor
Birilerinin akrabası olan, çevresi, tanıdığı, parası olan hapisten çıkıyor.
Diğer taraftan 5 TL çalan çocuğa, 10 yıl hapis istemiyle dava açılıyor.
Herkes, güçlünün değil de haklının yanında olmalı.
Yarın - öbür gün devran döner.
Güçlüler bir gün mutlaka değişir ama haklılar hiçbir zaman değişmezler...
O nedenle, Kemal Kılıçdaroğlu'nun adalet yürüyüşü hakkında fikir belirtmeden önce, lütfen kendinize şu soruyu sorun:
Türkiye'de adalet var mı?