Köşke giren kedi

Köşke giren kedi

İSKENDER VOLGA - Kedi için, “sevimli bir yırtıcıdır” demek mümkün mü? Emin değiliz. Türünün en küçüğü olsa da, bazen elinizi yüzünüzü tırmalar, ısırır. Canınızı yakar, hatta kuduz iğnesiyle tanışmanıza vesile olabilir. Bildiğiniz üzere yakın geçmişte kediler, elektrik trafolarına dadandı. Aralarında seçim sonuçlarını bile değiştirebilecek potansiyelde olanlar var. Bu durum Türkiye’de test edilip onaylandı.   

Hikâye bu ya. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bölgesi dışında görevlendirilen sahipli bir sarman (sarı renkli kedi), sıra dışı bir av yerini gözüne kestirmiş: Eski ama görkemli bir köşk. Taranıp boyanmış köşkün kapısını çalıyor, medeni bir görünüşü var. Kapıyı açana önce sahibinden aldığı icazeti gösteriyor, ardından “ben esasen buralıyım, hemşeriyiz” diyor. Denize uzak olmayan köşk sakinlerinden bazıları, bu yabancı misafire sadece kapıları açmakla yetinmiyor, aynı zamanda kilerin de anahtarını veriyorlar. 

Bu sarmanın bazı özellikleri var. Genel görünüşü sıska olsa da, ensesi kalın. Ağzının iyi laf yapması, tırnaklarının özel törpülendiği gerçeğini gözden kaçırabiliyor. Sarman şöyle bir etrafı kolaçan ettikten sonra, önce üst kata çıkıyor. Bir çırpıda iki, daha doğrusu bir buçuk porsiyon yemeği midesine indiriyor. Sarmanın nevi şahsına münhasır zevkleri var: Köpek dolaştırmak, karı-koca jurnalci dinlemek, biraz maliye ve biyografi okuması, internette lafazanlık gibi.

Neyse, hazım işlemi sorunlu olunca, köşkün müştemilatından olan hastaneye acilden giriyor. Ancak orada da büyük bir porsiyon yemekten kendisini alamıyor. Sonra uzun bir ara, tabii mutlak bir sindirim için. Köşk sakinleri kendisiyle konuşmak isteseler de, sarmanımız sadece jurnalcilere ve ensesini kalınlaştıran sahibinin sesine kulak veriyor. Sonra sekiz porsiyon birden götürüyor ki, köşke yerleştiğinden beri neredeyse bahçeye bile çıkmayan sarmanın makinesi tekliyor. Hatta şanzımanı dağılıp lastiği patlıyor. 

Sarmanın “ortak akıl” ve “kurum kültürü” gibi lafları zülfüyârı kurtarmaktan uzak. Riyakârlık ve mürailik diz boyu. “Kapım herkese açık” derken, köşkün çaycıyla çorbacısını bile değiştirmesi gevezelik malzemesi oluyor. Ağzından eksik etmediği cigarasını yakarken, arkasından nanik yapanları görmüyor. Uzak sahibe yaranmak isteyen köşk sakinlerinden bir grup yıvışık ve yılışığın boyları çekmiş. Alçalmışlar mı ne! “Ben de hıyar var diyene tuzlukla koşan” bu yıvışık ve yılışıklardan bazılarının, üşenmeyip havaalanına kadar giderek bizim sıska sarmana arzı ubudiyet ettiği dilden dile yayılıyor.

En kötüsü, sarmanımız ve sahibinin, köşkün eski sahibi ile canciğer olmaları. Bu eski sahibin canları, birbiri peşi sıra, çürüttükleri köşk ve müştemilata yeniden dolduruluyor. Bu canlardan biri yüksek kediler konseyinde, pislettiği koltuğa yeniden oturduğu için pek mutlu. Kendini tutamayıp “ohhh” diyor, “özlemişiz, bizim yerimiz burası”. Yeşil gözleri ışıl ışıl. Nasıl olsa sarman pisliği örter diye düşünüyor olmalı. Haksız da değil yani. Bu arada kapıda biriken kalabalık her geçen saat artıyor. Ellerinde, sarman ve hempalarının kuyruklarına bağlayacakları teneke kutularla.

Kıssadan hisse: “Kılavuzu canciğer olanın…”.

 

 

 

  

HABERE YORUM KAT