Geri Kabul Anlaşması Avrupalı Türkleri nasıl etkiler?

Geri Kabul Anlaşması Avrupalı Türkleri nasıl etkiler?
Türkiye ile AB arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması, Avrupa Birliği ülkelerinde halihazırda yaşayan Türk vatandaşlarını da etkileyecek.

AV. ŞERİF YILMAZ - 18 Mart 2016 tarihinde Avrupa Birliği (AB) ülkelerine gelecek mülteci sayısının azaltılması için Türkiye tarafının öne sürdüğü yeni şartlar AB liderleri tarafından oy birliği ile onaylanıp 20 Mart’ta yürürlüğe girdi.

Türkiye’nin öne sürdüğü şartlardan birisi de Haziran 2016’da Türk vatandaşlarına Schengen Bölgesi'nde vize serbestisi verilmesiydi. AB’li liderler de 72 kriterin tamamlanması şartıyla bu talebi kabul ettiler. Fakat Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun istifası, özellikle terör yasasındaki tanım değişikli olmak üzere geriye kalan 5 kriterin yerine getirilmemesi, yetkililerce ‘Geri Kabul Anlaşmasını’ askıya alma tehdidi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası gelişmeler gibi sebeplerle vize muafiyeti anlaşmasının kaderi muammaya döndü.

Peki, AB ile yürütülen vize muafiyeti sürecinin temelini oluşturan ve askıya alınmakla tehdit edilen “Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşma”, AB ülkelerinde yaşayan Türk insanının durumunu ve kazanılmış haklarını nasıl etkiliyor? Bu konu kamuoyunda pek tartışılmadı.

Daha önce parafe edilip 16 Aralık 2013 tarihinde Ankara’da imzalanan bu Geri Kabul Anlaşması Türk iç hukuku gereğince 25 Haziran 2014 tarihli ve 6547 sayılı kanunla TBMM tarafından onaylanması uygun bulunmuş, 21 Temmuz 2014 tarihli 2014/6652 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanmış venihayetinde 2 Ağustos 2014 tarihli 29076 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Anlaşma, 24. madde gereğince Türk ve AB ülkeleri vatandaşlarının iadesi ile ilgili hükümler yönünden 1 Ekim 2014 tarihinde yürürlüğe girerken üçüncü ülke vatandaşlarının iadesine ilişkin hükümler ise 1 Ekim 2017 tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir.

AB’de yaşayan vatandaşlarımız açısından tehlike nedir? 

Anlaşmanın imzalandığı tarihte kabul edilen metinde anlaşmanın kimleri kapsadığı 2. maddesinin 1. fıkrasındaki “Bu anlaşmanın hükümleri Türkiye veya Avrupa Birliği üyesi devletlerden birinin topraklarına girme, burada bulunma veya ikamet etme şartlarını taşımayan veya artık taşımayan kimseler için geçerlidir” hükmü ile açıklanmış. Yani AB ülkelerinde yasal olarak ikamet eden her Türk vatandaşı, çifte vatandaş veya bulunduğu ülkenin vatandaşlığını almış her Türk kökenli kişi bu anlaşmanın kapsamındadır. Dolayısıyla AB’de yaşayan vatandaşlarımızı da açıkça kapsamaktadır.

Diğer yandan Anlaşmanın 3. maddesine göre, Türkiye’nin bir üye devletin başvurusu üzerine, söz konusu üye devletin topraklarına girme, ülkesinde bulunma veya ikamet etmeye ilişkin şartları sağlamayan veya artık sağlamayan (kaybeden) tüm kişileri Türkiye vatandaşı olduğunun kanıtlanması şartıyla, söz konusu üye devlet tarafından bu Anlaşmada öngörülen işlemler dışında başka bir işlemin yerine getirilmesine gerek kalmaksızın geri kabul etmek zorunluluğu bulunuyor.

Yani Anlaşma hükümlerine göre sınır dışı kararının hukuka aykırı olduğu konusunda bir itirazda bulunmaya ve itirazını yargıya taşımaya izin verilmeksizin, alacakları, malı, mülkü, sosyal güvenlik hakları, çocuklarının eğitim durumu, eşinin işi, eş ve çocuklarının tedavi durumu vs. konularını açıklığa kavuşturmadan, yargıya gidip bu konularda bir çözüm üretmeden acilen sınır dışı edilecektir. Sınır dışı edilen Türk vatandaşının evli olmayan çocukları ve eşi de (Türk vatandaşı olup olmadığına bakılmaksızın) oturum hakkı sınır dışı edilen kişiye bağlı ise onlar da sınır dışı edilecektir. Bu işlemler o kadar hızlı olacaktır ki, geri kabulü talep edilen kişi hakkında Türkiye’den faksla, e-posta ile acele yanıt vermesi beklenmektedir. Yani çoğu durumda yasal belge olarak kabul edilmeyen dökümanlar kişilerin sınır dışı edilmesi hakkında olunca yasal belge sayılacak.

Her ne kadar Anlaşmanının 18. maddesinde Avrupalı Türkler adına birçok hukuki kazanımları barındıran Türkiye- AB Ortaklık Hukukuna, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi Sözleşmelerine atıflar yapılsa da toplu sınır dışı edilme durumu dışındaki sınır dışı kararlarına karşı, yani giriş, bulunma ve ikamet koşullarını artık yerine getiremeyen bireysel olarak göçmenlerin sınır dışı kararlarına karşı hukuki bir güvence sağlamayacak.

Olay şöyle bir örnekle daha açık ifade edilecek olursa, Almanya’da yasal olarak bulunan ve süresiz ikamet izni bulunan, uzun süredir yaşadığı bu ülkede yatırımlar yapan bir Türk vatandaşının oturum hakkı Alman mevzuatına veya AB Ortaklık Hukukuna aykırı herhangi bir sebeple Alman makamları tarafından iptal edilip hemen sınır dışı kararı alındığında vatandaş bunu hemen yargıya taşıyabiliyor ve yargı kararını verinceye kadar sınır dışı kararı uygulanmıyor. İşte böyle bir durumda Anlaşma hükümleri devreye girdiğinde bu Türk vatandaşının yargıya gitmeye bile fırsatı olmadan sınır dışı kararı uygulanabiliyor ve Türkiye, Anayasasının 23. maddesi gereğince vatandaşlarını yurda girme hakkından yoksun bırakılamayacağından kabul etmek zorunda kalmakta.

Bu durumda Avrupalı Türk vatandaşımız önce sınır dışı edilecek, Türkiye bunu hemen kabul etmek zorunda kalacak ve vatandaşımız Türkiye’ye gittikten sonra daha önce bulunduğu Alman makamlarına karşı, o Alman mahkemelerine başvuracak. Alman mahkemeleri gerek görürse başvurusu Avrupa Birliği Adalet Divanına (ABAD) taşınacak, bu da güya Anlaşmanın 18. maddesine göre onun Türkiye-AB Ortaklık Hukukundan kaynaklanan haklarının korunduğu anlamına gelecek. İşte Anlaşmanın bu hükümleri uygulanacak prosedür nedeniyle Avrupalı Türkler açısından hak kaybı anlamına gelmektedir.

TEHLİKE HALEN DEVAM EDİYOR MU?

Anlaşmanın bu hükümlerinin AB’de yaşayan insanımızı etkileyeceği imza aşamasında anlaşılmamıştı.

Ancak bu tehlike duyarlı hukukçuların uyarıları ile Anlaşmanın onaylanmasına ilişkin kanun tasarısının

TBMM Komisyonlarında görüşülmesi sırasında Türkiye tarafından fark edilebildi.

Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Bakanlığı’nın çıkarttığı “Türkiye-AB Vize Muafiyeti Süreci ve Geri kabul

Anlaşması Hakkında Temel Sorular ve Yanıtları” isimli kitapçıkta Avrupalı Türklerin durumu ile ilgili

“AB ülkelerindeki vatandaşlarımızın durumu ne olacaktır?” sorusuna şu cevap veriliyor;

“Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması, AB ülkelerinde yasal olarak bulunan vatandaşlarımızı hiçbir şekilde

etkilemeyecektir. Bir başka ifadeyle, Geri Kabul Anlaşması AB ülkelerinde yasal olarak ikamet eden

veya çalışan vatandaşlarımızı ilgilendirmemektedir.

Anlaşma, sadece AB ülkelerinde düzensiz göçmen konumundaki vatandaşlarımız bakımından geçerli

olacaktır. Esasen, Anayasamızın 23. maddesi vatandaşlarımızın yurda girme hakkından yoksun

bırakılamayacağı hükmünü amirdir. Bir başka ifadeyle, Geri Kabul Anlaşması’ndan önce olduğu gibi,

Geri Kabul Anlaşması uygulanmaya başladıktan sonra da, AB ülkelerine yasadışı yollarla giriş yapmış

veya AB ülkelerinde ikamet ederken herhangi bir sebeple düzensiz göçmen durumuna düşen

vatandaşlarımızın Türkiye’ye iadeleri mümkün olacaktır.

Burada belirtilmesi gereken önemli bir husus, bu durumdaki bir Türk vatandaşı konuyu yargıya

taşımışsa, AB’nin bu vatandaşımızı yargı süreci tamamlanmadan önce iade edemeyeceğine ilişkin bir

kaydın vize diyaloğuna temel teşkil edecek Meşruhatlı Yol Haritası’na dercedilmiş olmasıdır.”

Anlaşılan Avrupalı Türkler için hak kaybı olup olmayacağı zaman içerisinde uygulamada görülecek.