Çanakkale siperinden çıkardığı o askere terhisini verip evine gönderdi
Çanakkale Savaşları, bir milletin varoluş mücadelesinin en somut örneğidir. Bu destansı çaba, toplumun tüm katmanlarından gelen insanların büyük özverisiyle bir araya gelerek gerçekleşti. Köylüler, esnaflar, öğretmenler, öğrenciler, doktorlar, hemşireler, sanatçılar gibi farklı mesleklerden gelen insanlar, birlikte mücadele ettiler.
Bir yıldan uzun süren bu savaşlar, sonunda İtilaf Devletlerinin başarısızlığıyla sonuçlandı. Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı'nın seyrini değiştirdi ve Çarlık Rusyasının çöküşünü hızlandırdı. Arıburnu'nun tepeleri sayısız saldırıya sahne olurken, düşmanın ateşi sürekli olarak savunma hattına yağmalıydı. Ancak Türk birlikleri, azimle ve inançla, ellerindeki piyade tüfekleriyle ve vatan sevgisiyle düşmana karşı direndi. Cephe komutanı Yarbay Mustafa Kemal'di ve birliklerinin ilk raporları cesaret doluydu. Savunma düzenleri sağlamdı ve askerler, savaşa istekli bir şekilde katılıyordu. Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı ve raporlar şu cümleyle son buluyordu: "Gayret bizden, tevfik Allah'tandır."
Arıburnu cephesinin kumandanı Mustafa Kemal, savaşın molasında siperlerin en uç noktasına kadar giderek savaşan askerlerle bir araya gelmenin askere büyük moral verdiğini biliyordu. Bir gün siperlere girdiğinde, duvarlarda Kur'an-ı Kerim'den elle yazılmış ayetler ve Allah'ın büyük isimlerinin yazılı olduğu kâğıtlar gördü. Bu güzel yazılar, askere yüksek moral aşılayarak direnç ve güç kazandırıyordu.
Askerlerini denetleyen Yarbay Mustafa Kemal Paşa, bu sayfaları dikkatle inceleyip hemen emir verdi:
"Bunu yazan kişiyi bulup bana getirin."
Bir süre sonra, o yazıların sahibi karşısına getirildi. "Buyurun, komutanım. Ben İstanbullu Macit," dedi.
Mustafa Kemal: "Sen hemen siperden çık!" diye emretti ve ardından ekledi:
"Çık ve İstanbul'a dön. Güzel yazı yazmaya devam et. Senin yerine siperlere girecek binlerce gönüllü Mehmetçik var; ancak bu kadar güzel yazı yazabilen bir sanatçıyı bu millet nadiren bulur."
Eğer Atatürk'ün o hassasiyeti ve emri olmasaydı, Hattat Macit Ayral belki de Çanakkale şehitleri arasında isimsiz bir asker olarak kalacaktı. Dünya, bu büyük hat sanatçısını hiç tanımadan geçecekti.
Macit Ayral, bir dönem Bağdat'ta yazı dersleri vererek, Osmanlı yazı tarzının Arap dünyasında yayılmasına katkı sağladı. Ayrıca, yazı sanatında Osmanlı İmparatorluğu ile Cumhuriyet dönemi arasında bir köprü işlevi gördü. Sanat hayatı boyunca büyüleyici eserler üretmiş ve yeni nesilleri yetiştirdi.
Sanata olan sevgisi ve Türk sanatının değerini takdir eden Mustafa Kemal Atatürk, sanatçılara özel bir önem verdi. Bir konuşmasında, "Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Ancak sanatçı olamazsınız," diyerek sanatçının toplumdaki eşsiz yerini vurguladı. Çanakkale Savaşı'nın en zorlu dönemlerinden birinde, liseli gençlerin bile cepheye çağrıldığı bir zamanda, Atatürk'ün sanatçı bir askeri, sanatını icra etmek üzere terhis etmesi, onun sanata ve sanatçıya olan sevgisinin güzel bir örneğidir.