Avrupa Birliği bizi gerçekten kıskanıyor mu?

Avrupa Birliği bizi gerçekten kıskanıyor mu?
Avrupa’dan alınan kredilerle yapılan köprülerden, Avrupa’da imal edilen arabalarla, Avrupalı şirketlerin işleteceği havalimanlarına giderken, Avrupa Birliği'nin bizi kıskandığını söyleyenler, buna gerçekten inanıyorlar mı?

OKTAN ERDİKMEN - Türkiye’de 1990’ların sonuna doğru hala yarı demokratik bir düzen hüküm sürüyordu. Bu düzenin eksiklerini iyi tespit ederek, halka elitlere karşı kendi egemenliğini vadeden AK Parti yeni bin yılın başında iktidara geldi. 

Avrupalılar o yıllarda AK Parti’yi canhıraş bir şekilde destekliyor, hapis cezası nedeniyle başbakan olamayan Erdoğan’ı, Avrupa başkentlerinde devlet protokolüyle ağırlıyorlardı.

Bugün terörist ilan edilen AGİT temsilcilerinin 2002 seçimleriyle ilgili yazdıkları rapor baştacı edilmişti. O raporda Erdoğan’ı iktidara taşıyan Türkiye’deki demokratik ve çoğulcu ortam yere göğe sığdırılamıyordu.

AK Parti’nin ilk yıllarında temel haklar ve özgürlükler bağlamında yaptığı düzenlemeler Avrupa’da büyük ses getiriyordu. Türkiye, kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi denetim mekanizmasından 2004 yılında çıkarıldı.

AK Parti kapatılsaydı, denetim 2008’de başlayacaktı

2008 yılında AK Parti’ye açılan kapatma davası, Anayasa Mahkemesi tarafından olumlu yönde karara bağlansaydı, Avrupa Konseyi Türkiye’yi yeniden denetim sürecine alacaktı. Parti kapatılmayınca, denetim süreci tartışmaları da sona erdi. 

Aman Allah'ım Hristiyanlar AK Parti’yi destekliyor

Türkiye’de yandaş medya tarafından Avrupa’yı dize getirdiğimizle ilgili bir propaganda yürütülüyor. 

Peki Konsey’deki oylamada alınan sonuç, gerçekten Avrupa’yı dize getirdiğimiz için mi? Papa’yla fotoğraf çektiren Avrupalı liderlerin, Müslüman olduğumuz için bizi içlerine almak istememelerinden mi?

Parlamenterler Meclisi’ndeki oylamadaki dağılıma bakarsak, bu konuda daha net şeyler söyleyebiliriz. Oylamada ağırlıklı olarak Hristiyan Demokrat - sağ partilerin bulunduğu Avrupalı Muhafazakarlar Grubu blok halinde ve Hristiyan Demokratlar grubunun bir kısmı hayır oyu kullanarak Türkiye’nin denetime alınmasına karşı çıktılar. 

Bu insanlarla ortak noktamız, Müslüman olmamız veya Avrupa’yı dize getirmemiz değildi. Macaristan Başbakanı Viktor Orban’la ve yine oylamada bizi destekleyen Gürcü siyasetçilerle ortak noktamız, ülkelerimizde temel insan haklarına saygı gösterilmemesinden başka bir şey değil.

Kati Piri, kendi ülkesini de eleştiriiyor

Türkiye Raportörü Kati Piri, Türkleri sevmediği için ya da ecdadımız onun dedelerini Macaristan’da perişan ettiği için değil, Kopenhag kriterlerini uygulamadığımız için olumsuz raporlar yazıyor.

Aynı şeyleri Hollanda dışında çifte vatandaşı olduğu Macaristan için ve Polonya gibi ülkeler için de söylüyor.

Avrupa Konseyi’ndeki oylama esnasında başta Deniz Baykal olmak üzere CHP milletvekilleri kararı engellemek için çok uğraştılar. AK Partili milletvekilleri ise olan biteni kabul etmek istemediklerinden komik duruma düştüler. Dolayısıyla Türkiye’yi de komik duruma düşürdüler.

Örneğin Milletvekili Emine Nur Günay, Türkiye’de hiçkimsenin gazetecilikten dolayı tutuklanmadığını söyledi. Serap Yaşar, kamudaki görevlerinden atılan herkes hakkında net deliller olduğunu ileri sürdü. Erkan Kandemir, Avrupa Konseyi’nin teröristleri değil, halkını terörden kurtaran devleti hedef aldığını belirtti.

Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu, cezaevine atılan bütün gazetecilerin terörist olduğunu, Avrupa Birliği’nin ecdadımız onları dize getirdiğinden ve çok süper yollar, köprüler, havalimanları yaptığımızdan dolayı bizi kıskandığını, bütün dünyanın bizi bölmek istediğini ancak Reisimizin onların hepsine haddini bildirdiğini anlatan yüzlerce gazete ve televizyon, milyonlarca insan var.

Bunların büyük çoğunluğu söylediklerine kendileri de inanmıyor. 

Yine de bazıları iktidarda kaldıkları süreyi biraz daha uzatabilmek için, bazıları ise bu çarktan hiçbir avantaları olmamasına rağmen, sadece kendilerini böyle daha mutlu hissettikleri için inanıyormuş gibi yapıyorlar. 

Avrupa’dan alınan kredilerle yapılan köprülerden, Avrupa’da imal edilen arabalarla, Avrupalı şirketlerin işleteceği havalimanlarına giderken, Avrupalıları dize getiren ecdadımızla gurur duyanlar Osmanlı torunu.

Demokratik bir hukuk devletinde, bilimsel yöntemlerle üretim ekonomisine geçilmesini savunanlarsa vatan haini. 

Peki ama artık gerçeklerden söz etmenin zamanı gelmedi mi?

 

Oktan Erdikmen'in önceki yazıları için lütfen tıklayınız.