Sonuç ne çıkarsa çıksın 'hayır' kazanacak
OKTAN ERDİKMEN - Türkiye yarın kapsamlı bir sistem değişikliği için sandık başına gidiyor.
Türkiye’de hak, hukuk, adalet, anayasa kavramları anlamını yitireli zaten çok olmuştu.
İktidar, bugün de devlet imkanlarını kullanarak agresif bir ‘evet’ kampanyası yürütüyor. Bütün vatandaşların cebinden ödenen paralarla ‘evet’ afişleri asılıyor, hediyeler dağıtılıyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan meydan meydan dolaşıp propaganda yapıyor.
Devlet ihalelerinden beslenen holdinglere ait gazeteler ve televizyonlar, bangır bangır ‘evet’ propagandası yapıyor.
Türkiye, bir parti devletine dönüştürüldüğü için, bütün bunlar artık haber değeri bile taşımıyor.
“Savcılar elbette ekmek yedikleri adamı savunacaklar, ne var bunda?” deniyor.
Oysa Atv’yi kapatıp, BBC’yi açtığında, ortalama bir AK Parti seçmeni de Erdoğan’ın dünya lideri olmadığını ve dünyanın bambaşka meseleleri tartıştığını görebilir.
Artık dünyada yeni bir makine çağı başladı. Uzay teknolojisi, ikinci bir Rönesans devrinin kapılarını açıyor.
ABD, Çin, Rusya ve Almanya gibi ülkeler, bu teknolojilere yüz milyarlarca dolar para yatırıyorlar.
Dünya yeni bir dönüşümün arefesinde ve biz bu yeni dönemin baş aktörlerinden biri değiliz.
Daha kötüsü, bunun farkında bile değiliz.
Ülkemizde anadolu liselerini imam hatibe çevirmeyi ve yandaş şirketlerine köprü, yol ihaleleri vermeyi baş hedef haline getirmiş bir iktidar var.
Yıllarca devletin kadrolarına sızan Fethullahçıları, ‘Yok öyle bir şey’ diye savunan ve ne istedilerse veren hükümet, şimdi onların yerlerine başka cemaatlerden insanları dolduruyor.
Bu mesele Tanzimat’tan beri süregelir ve Türkiye’nin özgürleşmesini, gelişmesini isteyen mekteplilerle, kendi iktidarlarının devamından başka hiçbir şey umurlarında olmayan medreseliler arasındaki meseledir.
Yarın milyonlarca insan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Anayasa Mahkemesi’nin bütün üyelerini bir şekilde atayabilmesi için ‘evet’ oyu vermeye gidecek.
Peki tarihin akışını tersine çevirebilecekler mi? Referandumdan ‘evet’ de çıksa, ‘hayır’ da çıksa bunu başarmaları imkansız.
1909’dan bu yana, Türkler Meclis tarafından yönetiliyor. II. Meşrutiyet meclise, padişahın ödeneğini belirleme yetkisi vermişti. Sultan meclisi dağıtırsa 3 ay içinde toplamak zorundaydı ve veto yetkisi de yoktu.
1924’te Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e seçimleri yenileme yetkisi tanınmak istenmiş ama onu taparcasına seven milletvekilleri bile bu teklifi reddetmişlerdi.
Saruhan Vekili Reşat Bey, yaptığı konuşmada, “Haşa Allah Reis-i Cumhur olsa, fesih salahiyetini verecek yoktur” diyordu.
Bu insanlar ilerici ve devrimci insanlardı. Şimdi tarih önünde sevgi ve saygıyla hatırlanıyorlar.
1982’de ise 1909’dan beri ilk defa tarihin akışının tersine bir anayasal düzenleme yapıldı.
O darbe anayasası yüzde 92 ‘evet’ oyu almıştı. Ancak şimdi o anayasayı hazırlayan darbecilerin kazananlar olduklarını kim söyleyebilir?
Bu 70 bin yıldır böyledir. Tarihin akışını, insanlığın ilerlemesini kimse tersine çeviremez.
Bu ilerleme için de demokrasi ve özgürlük gerekir. Baskıcı ve otoriter yönetimler eninde sonunda kaybetmeye mahkumdur.
En kötüsü de bunu en iyi kendileri bilirler. Korkularının ve telaşlarının en büyük nedeni de budur.
Bu nedenle sağa sola saldırıp, kendilerinden başka herkesi vatan haini ilan ederler.
Yarınki referandumda ‘evet’ de çıksa, ‘hayır’ da çıksa, eninde sonunda özgürlük ve demokrasi kazanacak.
'Hayır' diyenler de, tıpkı 1982 Anayasası'na 'hayır' diyenler gibi, yarını torunlarına gururla anlatacaklar...