“Sana bugün bir kafeden baktım ey aziz Amsterdam”: Yakup’un insan manzaraları

“Sana bugün bir kafeden baktım ey aziz Amsterdam”: Yakup’un insan manzaraları

Yazar ve karikatürist Yakup Karahan, Amsterdam’da bir kafe işletiyor. Bu kafeden dünyaya ve insanlara, özellikle de yeni ve eski Amsterdamlılara bakıyor. İzlenimlerini yazıya ve çizgiye döküyor. Aşağıda bunlardan bazıları...

Demin semtimizdeki Türk marketine uğradım. Yaşlı bir teyze market çalışanlarından birine “Anan orusbuydu” dedi. 

Oğlan çok sinirlendi, can havliyle yaşlı kadının üzerine yürüdü.

Araya girdim, çocuğu çekip sakinleştirdim.

Ben çocuğu zaptetmeye çalışırken kadın elinde iri bir taşla arkadan birdenbire yanaştı.

“Dikkat et la, kaç la kaç!” demeye varmadan teyze elinin içine bile sığdıramadığı kocaman taş parçasını oğlanın kafasına arkadan kondurdu. Oğlan “Yandım anam!” diye kafasını tuttu.

Taş yere yuvarlandı.

Tam ben “Hollanda gibi düz, bataklık bir ülkede taşı nereden buldu bu kadın?” diye içimden geçirmiştim ki, yere düşen taş lastik top gibi zıp zıp zıpladı!

Taş diye vurulan cisim meğer mango meyvesiymiş, onu anladım. Sonra teyzeyi yalvararak sakinleştirdim. Çocuğu buzdolabı kısmına çekip buzluklardan birine kapattık. Marketçi polisi aradı.

Teyzeye “Yapma kurban olam, hiç birinin anasına orusbu denir mi ya?” dedim. “Orusbuydu eyi ben neydem amaaa!” dedi.

Yer Amsterdam, her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa hepsi bu kadar işte!

* * *

Sabah kafeye aldığım çiçeklerle Türk fırınına uğradım.

Elimdeki çiçeklere dikkatlice bakan Anadolu’dan gelmiş çalışanlara “Günaydin lan, çicek aldım size, seviyorum hepinizi” dedim.

Derin bir sessizlik oldu, birbirlerine bakıp durdular.

Anladım ki küfürlü konuşsam bu kadar rahatsız olmayacaklardı.

“Şaka lan şaka, ne sevicem sizi olm, sevecek adam mı kalmadı?” dedim de piyasalar derin bir nefes aldı.
* * * 
Bugün kafeye uğrayan ve dişleri yeni yeni çıktığı için sağı solu ısdırmaya çalısan 10 aylık bir hanımefendiye sol elimin küççük parmağını ısdırttırdım. 

O bir yandan acı acı parmağımı gevelerken içimden “İnsanlık ölmedi lan henüz!” diye gururla düşünceler geçirdim. 

İyi ki varım.

yakup-kafe-ici2.jpg

* * *

Kafenin önünde Andy’le sohbet ediyoruz. Birdenbire bir konvoy belirdi. Türk bayrakları, korna sesleri, davul zurna, bağırtı, çağırtı… 

Ben “Aha Türkler evleniyor” dedim.

Biraz sessizlik oldu.

Çok geçmeden aynı yöne doğru ambulanslar, polis arabaları, itfaiye araçları siren çalarak ilerledi.

Andy “Aha Türkler ayrılıyor” dedi.

* * *

Kafemizin müşterileri büyük çoğunluk Hollandalılar ve turistlerdir.

“RakiMania” akşamları dışında kafeye pek fazla Türk müşteri uğramaz.

Dün bir çift geldi. Adam “Selaminaleykum” dedi, bir masaya oturdular. Ben bu arada içerde meşgulken bir gürültü oldu.

Çıktım, bunlar gitmişler.

Kafede derin bir sessizlik var. Diğer müşteriler korkmuş gibi bakıyor.

“N’ooldu?” dedim.

“Buraya oturan adamla kadın birbirini dövüp ayrıldı” dediler.

* * * 

Sabahın köründe, karısı iki adım gerisinde takip eder şekilde yürüyen bir Türk adama rastladım.

Adam önde, kadın arkada hızlı hızlı yürüyorlardı.

Adam sinyal vermeden birdenbire sola kırınca kadın çeviremeyip bir süre daha düz yürüdü ve ilerde bir yerden dönüp geri geldi.

Demek istediğim şu ki, lütfen işaret ve işaretçilere uyalım, trafiği tehlikeye atmayalım…

Her nerede yaşıyor ve yaşatılıyor olsak da…

* * *

Bu ara fazlaca göç aldı Amsterdam. Hollanda’ya yeni yerleşenler okusun mutlaka, yazılı sınav yapıcam. 

Sabah, Turk ve Faslı ev hanımlarına Hollandaca dil dersi veren bir Hollandalı hanım geldi.
Kendisini biraz mutsuz bulduğum için sorma gereği duydum.

“Nasıl, Hollandaca öğrenebiliyorlar mi bari?” dedim.

“Hayır yaa, öğrenemiyorlar ne yazık ki…” diye cevapladı.

Nedenleri üzerine biraz sohbet ettik. “Düz yolda yürürken dağda bayırda dolaşmaya çıkmak gibidir başka bir dili öğrenmek” dedi. “Zaten kendi dillerine de hâkim değiller, yani kendi dillerini tanıma konusunda da zorlukları var. Bu durumda başka bir dili oğrenmek zaten mümkün olmuyor” diye ekledi.

İlginç tabii, bilmediğim veya ilk kez duyduğum şeyler değil elbette. Ben de tavsiye olarak şunu söyledim: “Beri bak, dikkatli ol ve beni iyi dinle bacım. Eğer bir dil kursunda, bir sınıfta dil öğrenmeye gelenlerin içinde birden fazla Türk varsa, o sınıfta kimse dil öğrenemez. Zira bunlar hep kendi aralarında durmaksızın Türkçe konuşurlar, kimseye aman vermezler.”

Ziyadesiyle teşekkür edip olay yerini terk etti.

* * *

Demin Türk marketinde sohbet ettiğim amca, “Uzun süredir Hollanda’da yaşayan biriyim. Yetti gari, 55 yaşını bekliyom, melmekete geri dönecem” dedi.

“55 olmadın daha, öyle mi?” dedim.

“Yok yaa nerdee, daha çok var!” dedi.

“Tamam amcam, rahat ol” deyip 55 yaşını geçtiğimi belli etmeden domatesi neyi ödeyip topukladım oradan…

Geçen iş ilanımıza başvuran arkadaşa, aradığımız profile uygun olmadığını ama kendisinden ideal bir müşteri olabileceğini anlattık.

Çok mutlu oldu tabii, hemen işe başladı, düzenli lunch yapmaya geliyor.

+49-YAKUP KARAHAN / AMSTERDAM

HABERE YORUM KAT

1 Yorum