Kılıçdaroğlu’na mektup: Köprüden önce son çıkış 

Kılıçdaroğlu’na mektup: Köprüden önce son çıkış 
Normal programını bırakıp Cumhuriyet yazarlarını içerden çıkar. Hangi konuşma, hangi açılış bundan daha önemli olabilir ki?

OKTAN ERDİKMEN - Bir kafede internete girmek istediğimde telefonun gördüğü bağlantıların sayısına her zaman şaşırıyorum. Her defasında bu bağlantıların sayısı artıyor. A Kafe, B Bar, C’nin iPhone’u derken onlarca bağlantı içimizden geçiyor. Biz sadece telefonda internet aradığımızda bu bağlantıları görebiliyoruz. Kendi paketimizden kullanacaksak, orada ne kadar oturursak oturalım içimizden kaç dalga geçtiği sohbetlerin konusu olmuyor.

Almanya’dan Türkiye’ye baktığımızda, Türkiye’dekilerin internet aramadıkları için fark etmedikleri bir dalga görünüyor. Korku dalgası. Herkes kendine bir şey olacak diye korkuyor. 

Parktaki çimleri biçen işçi tutuklanırım diye geceleri uyuyamıyor. Bakkal, manav, emlakçı telefonunun dinlendiğinden adı gibi emin. 60 yaşındaki emekli annem telefonda “Erdoğan hakkında konuşurken dikkatli ol” diyor. 

Adamlar bütün Türkiye’yi kaplayan bir korkuyu kablosuz bağlantıyla yaydılar. Her köşebaşında zihinler otomatik korkuya bağlanıyor. 

Machiavelli “İnsanlar kendisini sevdirenlerden çok, kendisinden korkulanlara zarar veremezler” diyor. Yazdığı kitabı Lorenzo Medici büyük ihtimalle okumamış ancak Erdoğan satır satır uyguluyor.

Yıllar içerisinde adım adım yalakalıkta sınır tanımayan bir basın ağı kuruldu. Milliyet’te bile, Cumhuriyet gazetesi operasyonlarıyla ilgili tek satır haber çıkmıyor. 

One minute çıkışı yapıyor, adam haklı. Mavi Marmara’yı bana mı sordunuz deyip, İsrail’le barışıyor yine haklı. Rus uçağı düşürülüyor alkış. Ruslardan özür diliyor yine omuzlara alınıyor.

Televizyonlarda okumadan, çalışmadan, kolay yoldan zengin olan bir şakşakçı zümresi peyda oldu. Bu zümre aynı zamanda halkımızın hayallerini süsleyen hayatı yaşıyor. 

Bu esnada itilip kakılan, dışlanan yeni bir sınıf ortaya çıktı. 28 Şubat’ta türbanlıları üniversite kapılarında ağlatanlar, haksız yere üniversitelerden atılıyorlar. 

Ülke ikiye ayrıldı: Erdoğan’dan yana olanlar ve olmayanlar. Her iki tarafta da ‘Benden olmayan gebersin’ anlayışı hakim. Bir taraf komünistler Moskova’ya, diğer taraf da mollalar İran’a diyor.

Oysa eskiden birbirimizi severdik. Terörün en çok can yaktığı dönemlerde bile milli maçlardan sonra Diyarbakır’da konvoylar oluşurdu.

Solcuların en çok nefret ettiği insan Tansu Çiller’di. Bir insan Tansu Çiller’den ne kadar nefret edebilir ki?

Biz paha biçilemeyen bu huzuru kaybettik. Parası olan da olmayan da artık bir kaçış noktası arıyor. Ülkenin frekansları bozuldu, sinirler gergin. Bir tarafta da Erdoğan’ın suçlu olmadıklarını adı gibi bildiği halde hapse attığı insanlar var. Son Cumhuriyet tutuklamaları bunun en çarpıcı örneği. Bu insanların ailelerinin gözyaşları 28 Şubat’ta üniversitelerin önünde akıtılan gözyaşlarını geçeli çok oldu. 

Erdoğan oy pusulalarını bastırdı bile. “Başkanlık referandumu öncesi bütün gazeteleri kapatır, herkesi hapse atarım. Başkan olduktan sonra da çıkarır, affeden büyük başkan olarak halkın genelini yeniden kucaklarım” diye düşünüyor.

Korku dalgaları içimize öyle bir işledi ki, en büyük olaylarda bile toplananlar birkaç bini geçmiyor.

Sonunda hepimiz George Orwell’ın kitabındaki gibi Erdoğan’ı gerçekten sevmeye başlayacağız.

Bütün bunları neden anlatıyorsun dersen, ben de bilmiyorum.

Ben de gidişata karşı bir şeyler yapmak isteyen ama ne yapacağını bilmeyen milyonlarca insandan biriyim.

Protestolarda birbirimizin yüzüne bakıyoruz. Herkesin yüzünde bir soru işareti var.

Ülkenin en örgütlü gücünün başında sen varsın. Bir şeyler yapman lazım.

İnternette bir arkadaşımız yazmış, artık normal programını bırak. 

Hangi konuşma, hangi açılış bu durumdan daha önemli olabilir ki?

Artık kendini mi yakarsın bilemem. 

Cumhuriyet yazarlarını içerden çıkar. Yoksa bu ülke dünyanın en büyük açık hava cezaevine döndü demektir. 

Cumhuriyet operasyonları, köprüden önce son çıkış tabelasıdır. 

Bir şey yap ve kurtar bizi bu köprüden…