'Kanlarının laboratuvar testinden geçmesi lazım'
İSTANBUL - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, KADEM'in İstanbul'daki yeni hizmet binasının açılış törenindeki konuşmasında, iş hayatının anneliğe engel olmadığını belirterek, "'Çalışıyorum' diye annelikten imtina eden bir kadın aslında kadınlığını inkar ediyor demektir. Anneliği reddetmek insanın yarısından vazgeçmektir. Daha geniş tutuyorum. İnsanlıktan vazgeçmektir. Üretmek, hayatın her alanında var olmak kesinlikle anneliğe engel değildir. İş hayatının anneliğin alternatifi haline getirilmesini kesinlikle kabul etmiyorum" dedi. Restorasyonu tamamlanan Abdullahağa Cami'sini açtı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kısıklı’daki evinin yakınlarında bulunan ve restorasyonu tamamlanan Abdullahağa Cami'sini açtı.
Saat 13:30 sularında Tarabya'daki Huber Köşkü’nden helikopterle Kısıklı'ya gelen ve camiye kalabalık bir araç konvoyuyla ulaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı camide bekleyen vatandaşlar tezahüratlarla karşıladı. Törene Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, İstanbul Valisi Vasip Şahin, AK Parti İstanbul İl Başkanı Selim Temurci, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, İstanbul Müftüsü Rahmi Yaran da katıldı.
Camide vatandaşla birlikte saf tutan Erdoğan, öğle namazı sonrasında cami avlusundan vatandaşlara seslendi. Kısıklı’nın daha önce bostanlarla dolu bir bölge olduğunu söyleyen Erdoğan, “Bostancıbaşı Abdullahağa Camii ki tarihi itibariyle bu mescidimizin mazisi 5 asır. Bazı restorasyonlar geçirmiş şimdi de son restorasyonu bir hayırseverimiz yapmışlar. Ramazan'ın arifesinde böyle hayırlı bir adım atıyoruz. Camimiz bu akşam teravih ile açılışını yapacak. Tüm Müslümanlara hayırlı olsun” diye konuştu.
Yine aynı bölgede inşaatı devam eden Çamlıca Camisi'nin açılış tarihine ilişkin bilgi veren Erdoğan, “Çamlıca'da bir mabedimiz yükseliyor. Şu anda kaba inşaatının büyük bir kısmı bitmiş vaziyette. İnşallah hedefimiz iki yıla kalmaz orayı da bitirmek ve Türkiye'nin en büyük camiini inşallah Üsküdar ilçemize kazandırmak” dedi.
İstanbul İl Müftüsü Rahmi Yaran’ın açılış duasını yaptığı törende protokol üyeleri sembolik olarak kurdele kesti.
“Hitlerin Torunları Bize Soykırımdan Bahsedemez” iddiası
Erdoğan’ın yol güzergahı üzerinde ve cami etrafında, Erdoğan’ın fotoğraflarının bulunduğu ve Başkanlık taleplerinin iletildiği çok sayıda pankartın yanı sıra İstanbul Taksicileri imzalı “Hitlerin Torunları Bize Soykırımdan Bahsedemez” yazılı pankart dikkat çekti.
Cami açılışının ardından caminin hemen karşısında bulunan Çamlıca Taksi durağına uğrayan Erdoğan, taksicilerle yaklaşık yarım saat sohbet etti. Vatandaşların yoğun ilgisi arasında aracına binen Erdoğan, vatandaşlara aracın camından el sallayarak ilerlerken yolda gördüğü bir engelli çocuk ve ailesinin sorunun aracın camından dinleyerek danışmanına talimat verdi. Erdoğan daha sonra Kısıklı’daki evine geçti.
Erdoğan: Çalışıyorum diye annelikten imtina eden kadın, kadınlığını inkar ediyor demektir
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, KADEM'in İstanbul'daki yeni hizmet binasının açılış törenindeki konuşmasında, iş hayatının anneliğe engel olmadığını belirterek, "'Çalışıyorum' diye annelikten imtina eden bir kadın aslında kadınlığını inkar ediyor demektir. Anneliği reddetmek insanın yarısından vazgeçmektir. Daha geniş tutuyorum. İnsanlıktan vazgeçmektir. Üretmek, hayatın her alanında var olmak kesinlikle anneliğe engel değildir. İş hayatının anneliğin alternatifi haline getirilmesini kesinlikle kabul etmiyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul'da Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM)'nin yeni hizmet binasının açılış törenine katıldı. Üsküdar'daki açılış töreninde hitap eden Erdoğan, kadının iş hayatındaki konumunun anneliğini geri plana atmaması gerektiğini savunarak, "Türkiye'de pek çok husus kadın haklarının savunulması konusunda da tartışmalar uzun süre çarpıtılarak veya çarpık bir anlayış etrafında dönüp durmuştur. Kadın haklarını savunmak adına adeta insana dair gerçekleri inkar eden ve kesinlikle bu topraklara, bu medeniyete ait olmayan bir bakış açışı yıllarca bu konuyu tek eline almıştır. Kadını yaratılış fıtratından, toplumsal ve biyolojik gerçekliğinden tecrit eden görüşler aslında onun hakkını savunmuyor. Tam tersine kadını özgünlüğünden uzaklaştırıyor, tecrit ediyor. İnsanlığın yarısını oluşturan kadın, anneliğiyle, evinin ve çocuklarının üzerindeki etkinliğiyle, estetiğiyle, sahip olduğu farklılıklarla kadındır. Bu gerçeği bir kenara bırakıp erkekle kadını birbirilerine hasım olarak, rakip olarak gören anlayışı kesinlikle reddediyoruz. Burada şu samimi görüşümü ifade etmeden geçemeyeceğim. Kadının iş hayatındaki konumu onun anneliğini asla geriye atmamalıdır" ifadelerini kullandı.
"Anneliği reddetmek, insanlıktan vazgeçmektir"
İş hayatının, anneliğin alternatifi haline getirilmesini kabul etmediğini vurgulayan Erdoğan, "Çalışıyorum, diye annelikten imtina eden bir kadın aslında kadınlığını inkar ediyor demektir. Bu benim samimi düşüncemdir. Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun özgünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Eksiktir, yarımdır. Anneliği reddetmek insanın yarısından vazgeçmektir. Daha geniş tutuyorum. İnsanlıktan vazgeçmektir. Anne olmazsa insanlık olur mu? Anne varsa insanlık var. Bunun için her fırsatta en az 3 çocuk tavsiyesi yapıyorum. Bunu ben yapmıyorum. Rabb'im emrediyor, Peygamberimiz söylüyoruz. Üretmek, hayatın her alanında var olmak kesinlikle anneliğe engel değildir. İş hayatının anneliğin alternatifi haline getirilmesini kesinlikle kabul etmiyorum" diye konuştu.
"5 yıldzlı otellerde lüks iftarlar ramazan ayının idrakına varamamak demektir"
İslam aleminin Ramazan ayını tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ramazan sofralarının ihtiyaç sahipleriyle paylaşılması gerektiğine dikkat çekerek, konuşmasında şunları kaydetti: "Bizim için Ramazan asla aylardan bir ay değildir. Ramazan manevi değeri yanında bizlere sorumluluklarımızı hatırlatma yönüyle de ayrıca önemlidir. Bu mübarek ayda soframızı öncelikle mağdurlarla, mazlumlarla, gariplerle, ailemizle paylaşmıyorsak Ramazan'ın idrakine varamamışız demektir. Böyle 5 yıldızlı otellerde, lüks iftarlar onlar Ramazan ayının idrakine varamamak demektir. Olması gereken nedir? Fakir fukara, garip gurebayla bir araya gelebiliyorsak, cemiyetler olarak üyelerimizle bir araya gelip de bu işi mütevazi sofralar şeklinde yapabiliyorsak o zaman çok çok güzel olacak"
"Razaman zenginlerin birbirlerini en lüks sofralarda ağırladığı bir ay değil"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ramazan asla zenginlerin, seçkinlerin birbirini en lüks sofralarda ağırladığı bir ay değildir. Tam tersine Ramazan bu sofraların esas sahiplerine asıl hak edenlerine açılması gereken bir aydır. Bugün ülkemizde 3 milyon mülteci var. Bunun yanında vatandaşlarımız içinde hayatlarını zor şartlarda sürdüren insanlar var. Haziran sıcağında beden gücüyle, alın teriyle ailesinin nafakasını kazanmak için çalışan kardeşlerimiz var. Ramazan sofralarının asıl hak edenleri bunlardır. İmkanı olanlar için söylüyorum. Eğer her gün iftar soframızı bu insanlardan bir kısmıyla paylaşmıyorsak Ramazan'ın ruhuna uygun davranmıyoruz demektir. Ramazan midemizi aç bırakmak değil, gönlümüzü alabildiğine doyurmak demektir. Gönül doygunluğu da bu şekilde sağlanır."
Açılışa kızlar da katıldı
Açılış törenine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kızları Esra Albayrak ile Sümeyye Bayraktar da katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kalabalığın içinden sıyrılarak yanına gelen bir çocukla sohbet etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başını okşadığı çocuğa, oyuncak verildi. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanına gitmek isteyen bir çocuk da Emine Erdoğan'ın işaretiyle Erdoğan'ın yanına gitti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı öperek sarılan çocuk protokolü gülümsetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya Federal Meclisi'nden geçen Ermeni tasarısını eleştirerek, "Ey Almanya... Bak yine söylüyorum, önce Holokost'un hesabını vereceksin. Namibya'da 100 bini aşkın Namibyalıyı nasıl yok ettiniz, nasıl öldürdünüz, onun da hesabını vereceksin. Siz, Türkiye'ye veya Türklere parlamentosunda kalkıp da sözde Ermeni soykırımı oylaması yapacak -varsa- belki de en son ülkesiniz" dedi.
Erdoğan, Halkalı'daki İstanbul Zaim Üniversitesi'nin 2015-2016 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni'ne katıldı.
Erdoğan, törende yaptığı konuşmada, eğitimlerini başarıyla tamamlayıp 2016-2016 Akademik Yılı'nda mezun olan öğrencileri gönülden kutladığını belirtti. Üniversitenin kurucusu Sebahattin Zaim hocanın, arkasından hayırla yad edilen güzel bir miras bıraktığını vurgulayan Erdoğan, "Zarf güzel. Ama mazrufun çok daha güzel olması lazım. İşte o da sizsiniz" diye konuştu.
"Sabahattin Zaim hocamız hem bir fikir ve ilim insanı hem de bir dava adamıydı. O örneklerine bugün sıkça rastladığımız birileri gibi hiçbir zaman milletine tepeden bakmadı. Fildişi kulelerden ahkam kesmedi. Bilakis hayatının her bir safhasında teoriyi pratiğe geçirmenin, onları uygulamanın çabası içinde oldu. Ekonomi, özellikle iktisat, çalışma ekonomisi başta olmak üzere, birçok başlıkta kaleme aldığı 200'e yakın makalesi ve 20'nin üzerinde kitabıyla hocamız entelektüel hayatımızda çığır açan eserler verdi" diyen Cumhurbaşkanı, "Bakınız, Peygamber efendimiz, öldükten sonra şu üç insanın amel defterinin kapanmayacağını müjdeliyor: Bunlardan ilki, okul, cami, kütüphane, çeşme, medrese yaptıranlar. İkincisi, ilmi eserleri olanlardır. Üçüncüsü, kendisine arkasından dua edecek evlat bırakanlardır. Evet, Sebahattin Zaim hocamızın amel defterinin kapanmadığına, kapanmayacağına inanıyorum" dedi.
Erdoğan, "Kimi insanlar gibi, devletler de geride bıraktıklarıyla anılırlar. Bazı devletler geride kanla, gözyaşıyla dolu bir miras bırakıyor. Bugün tarihe baktığımızda, Selçuklu, Osmanlı gibi devletlerin kültür ve tarih hayatımıza büyük katkı yaptığını görüyoruz. Osmanlı denince hâlâ insanların yüreği yanıyor, gözleri parlıyor, dillerinden güzel sözler dökülüyor. Bu insanların aklına medeniyet geliyor. Osmanlı bu diyorlar. Hamdolsun, bu nadide bir mirastır" dedi.
Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği Doğu Afrika ziyaretine değinen Erdoğan, şöyle devam etti:
Afrika'nın neresine gidersek gidelim alnımız ak, başımız dik gidiyoruz. Kıtada tüm yaşayanlar bizi büyük bir hüsnü kabulle karşılıyor, muhabbetle, özlemle bağrına basıyorlar. Çünkü kıtanın hiçbir ülkesinde sömürgecilik lekesiyle kirlenmemiş tertemiz bir tarihe sahibiz. Bırakın sömürmeyi, Doğu Afrika'nın özellikle Avrupalı kolonyalistlere karşı verdiği zorlu mücadelede atalarımız bu bölge halklarına tüm imkanlarıyla destek olmuşlar. Ecdadımız kimi zaman ordu göndererek, kimi zaman himaye ederek, kimi zaman da el altından yardım yaparak Afrikalıların hür ve onurlu yaşama iradelerine sahip çıkmıştır. Fakat bugün bize insan hakları vermeye kalkan ülkelerin hepsinin de kıtadaki tarihi kan, gözyaşı, soykırım ve katliamla bezelidir."
"Uygarlık yayma adına kıtayı sömürdüler"
"Afrika bir elin parlaklarını geçmeyen Avrupa ülkelerinin işgali altındaydı. Bunlar, uygarlık yayma adına kıtayı sömürdüler, yağmaladılar. Bugün Batı'daki ihtişamın perdesini şöyle bir kaldırdığınıza, altında milyonlarca Afrikalının dramını görürsünüz. Şimdi, Almanya'da parlamentodan sözde soykırım tasarısı kabul edildi. Ey Almanya... Bak yine söylüyorum; önce Holokost'un hesabını vereceksin. Namibya'da 100 bini aşkın Namibyalıyı nasıl yok ettiniz, nasıl öldürdünüz onun da hesabını vereceksin. Siz, Türkiye'ye veya Türklere parlamentosunda kalkıp da sözde Ermeni soykırımı oylaması yapacak -varsa- belki de en son ülkesiniz. Kaldı ki bizim tarihimizde bu noktada zaten bir derdimiz yok, bir sıkıntımız yok. Bizim tarihimiz, katliamlar tarihi değildir. Bizim tarihimiz, merhamet tarihidir, şefkat tarihidir. Aramızdaki fark budur. Eee, Tayyip Erdoğan konuşuyor... Nasıl konuşmayalım?"
"Ermenileri kovmadık"
"Bugün Batı başkentlerinde şahit olduğunuz ihtişamın perdesini şöyle bir kaldırdığınızda, altında milyonlarca Afrikalının dramı, gözyaşı olduğunu görürsünüz. Berlin'in, Paris'in, Brüksel'in şık kaldırımlarının altında Afrikalıların canı, kanı, emeği ve alınteri vardır" diyen Cumhurbaşkanı, şunları söyledi:
"Şu anda Türkiye'de, yaklaşık, takribi söylüyorum, 100 bin Ermeni var. Bunun yarısı vatandaşımız, yarısı ise vatandaş değil. Fakat biz bunlar bize sığındı diye, biz bunları kovmadık. Aynen Suriye'den Irak'tan gelenleri nasıl misafir ettiysek Ermenistan'dan gelenleri biz aynen şu anda misafir olarak ülkemizde ağırlıyoruz. Değerli kardeşlerim, Allah aşkına, bu kadar yaklaşımı müşfik olan Türkiye'ye karşı bu adamların yaklaşımının acaba affedilebilir bir yanı var mı? Biz çok daha farklı yaklaşabilirdik. Eğer biz Ermeni düşmanı bir ülke olsak, bu gelenlerin hepsini Ermenistan'a geri gönderirdik. Almanya'da bir de onu konuşuyorlar, utanmadan, sıkılmadan, terbiyesizce. Güya, Ermenilere ait kiliseleri biz şu anda yıkmışız, el koymuşuz. Elinize, dilinize dursun... Tam aksine, Ermeni vakfiyelerindeki kiliseleri kendilerine teslim ediyoruz. Varlıkları varsa, kendilerine teslim ediyoruz. Diyorum ki, bak, bizim arşivlerimizde şu anda milyonu aşmış belge var, bunlar incelenmiştir. Eğer kendinize güveniyorsanız, onurunuz varsa, ilminiz varsa, çıkarın hukukçularınızı, tarihçilerinizi, arkeologlarınızı, gönderin. Kimleri göndereceksiniz, hangi ülkeden gelecekse gelsin, incelesinler, araştırsınlar... Orada eğer söylediğiniz gibi bir şey çıkıyorsa, biz herkesle yüzleşmeye hazırız. Ama bunu yapamadılar. Çünkü bu bir cibilliyet meselesidir."
İsim vermeden Cem Özdemir'i eleştirdi
Erdoğan, isim vermeden, soykırım tasarısını hazırlayan Türk kökenli milletvekili Cem Özdemir'i eleştirerek, şöyle devam etti:
"Şimdi oradan çıkıyor bir ukala, bir şey hazırlıyor, Alman Parlamentosu'na sunuyor. Neymiş? Birileri de diyor ki, güya Türk... Ne Türk'ü be? Bunların kanlarının laboratuvar testinden geçmesi lazım. Onun kanının öyle olması, böyle olması bizi ilgilendirmiyor. Bunları bir üst akıl idare ediyor. Ama nasıl idare ediyor, bu önemli. Efendim diyorlar, 'Parlamentodan bu karar çıktı ama bu bizim Türkiye ile münasebetlerimizi etkilemez.' Sevsinler sizi. Nasıl etkilemez? Ben bunun gereğini yapmaya devam edeceğim. Çünkü bu millet hiçbir zaman eğilmedi. Dik duracağız, ama dikleşmeyeceğiz. Eğer siz yaptıklarınıza, insanlık dışı suçlarınıza ortak arıyorsanız, o ortak biz değiliz. O ortağı gidin, başka yerde bulun. Bilimsel araştırmalar ve akademik çalışmalar değil, siyasetle, parlamentolar eliyle kirli emellerinizi gerçekleştirmeye çalışıyorsanız, bunu yapamazsınız. Bir kulaktan girer, öbür kulaktan çıkar... Yaptığınızın zaten uluslararası hukukta da en ufak bir kıymeti harbiyesi yok. Biz bu ülkelerin kendi cürümlerini hafifletmek için başvurdukları bu kurnazlıklara, bu ucuz numaralara asla boyun eğmeyeceğiz. Bizim abdestimizden şüphemiz yok ki, namazımızdan şüphemiz olsun. Biz rahatız... Dedim ya, arşivler ortada. Amaç üzüm yemekse, meseleyi çözmekse, biz buradayız. Ancak bu konuyu her başınız sıkıştığında, Türkiye'ye dövmek için bir sopa olarak kullanacaksanız, kusura bakmayın, buna izin vermeyiz."