Kan testiyle organların biyolojik yaşı hesaplanabiliyor
İnsan vücudu yaşlandıkça değişiyor; ancak bu değişimin ne ölçüde olduğunu tespit etmek uzun süredir bilim dünyasının temel sorularından biri. Stanford Üniversitesi'nden bir araştırma ekibi, bu konuda çığır açacak yeni bir yöntem geliştirdi: Kan testiyle 11 organa dair biyolojik yaş hesaplanabiliyor.
Organların yaşı hastalık riskini belirleyebiliyor
Stanford Üniversitesi’nin Palo Alto’daki kampüsünde geliştirilen bu test sayesinde, kişilerin organ yaşları belirlenebiliyor ve bu yaşa bağlı sağlık riskleri öngörülebiliyor. Araştırma lideri nörolog Tony Wyss-Coray, “Organların yaşını ölçebilen bir kan göstergesi geliştirdik” dedi. Elde edilen verilerle, hangi kişilerin hangi organla ilişkili hastalıklardan ölüme daha yatkın olduğu tahmin edilebiliyor. Beyin gibi belirli organların biyolojik yaşı, yaşam süresi üzerinde belirleyici rol oynuyor.
İncelenen 11 organ ya da sistem arasında beyin, kaslar, kalp, akciğer, damarlar, karaciğer, böbrekler, pankreas, bağışıklık sistemi, bağırsaklar ve yağ dokusu bulunuyor.
45 bin kişinin verileriyle geliştirildi
Testin geliştirilmesi için araştırmacılar, Birleşik Krallık Biyobankası'ndan 44.498 kişinin 17 yıla varan sağlık verilerini analiz etti. 40 ila 70 yaş aralığındaki katılımcılardan alınan kan örnekleri ve tıbbi kayıtlar detaylı şekilde incelendi. Modern laboratuvar teknolojileriyle, bireylerin kanında bulunan yaklaşık 3.000 proteinin miktarı belirlendi. Bu proteinlerin yüzde 15’i belirli organlarla ilişkilendirilebildi.
Bu organlara özgü protein verilerinden bir ortalama oluşturularak katılımcıların yaşlarına göre ayarlandı. Elde edilen algoritmayla, her organın biyolojik yaşı hesaplandı. Ortalama değerden 1,5 standart sapma ve üzeri farklılık gösteren organlar “aşırı yaşlanmış” veya “aşırı genç” kategorisine alındı.
Katılımcıların üçte biri en az bir organında bu ölçüde sapma gösterirken, dörtte biri birden fazla organda aşırı genç veya aşırı yaşlanmış biyolojik yaşa sahipti. Araştırmacılar, organ bazında bireylerin ileride karşılaşabileceği sağlık sorunlarını da bu verilerle tahmin edebildiklerini ifade etti.
Yaşlı kalp, yaşlı akciğer, yaşlı beyin
Araştırmacılar, biyolojik olarak yaşlı organlarla 15 farklı hastalık arasındaki bağlantıyı da inceledi. Alzheimer, Parkinson, Tip 2 diyabet, kalp, akciğer, böbrek ve karaciğer hastalıkları ile artrit bu listede yer aldı. Elde edilen sonuçlara göre; yaşlı kalp atriyal fibrilasyon ve kalp yetmezliği, yaşlı akciğer KOAH, yaşlı beyin ise Alzheimer ile ilişkili bulundu.
Beynin biyolojik yaşı özellikle dikkat çekti. “Aşırı yaşlanmış” beyinler, araştırmaya katılanların yüzde 6 ila 7’sini oluşturuyordu. Bu beyinlere sahip kişilerde Alzheimer’a yakalanma riski, normal beyin yaşına sahip bireylere göre 3,1 kat daha fazlaydı. Wyss-Coray’e göre “Beyin, uzun ömürlülüğün bekçisi.” Eski beyin, ölüm riskini artırıyor; genç beyin ise yaşam süresini uzatıyor.
15 yıllık izlemeye dayanan veriler, aşırı yaşlı beyne sahip kişilerde ölüm riskinin yüzde 182 arttığını; buna karşılık, genç beyne sahip kişilerde bu riskin yüzde 40 azaldığını ortaya koydu.
Genç bağışıklık sistemi ve cinsiyet farkları
Genç bir bağışıklık sistemi de yaşam süresi üzerinde önemli etki gösterdi. Aşırı genç beyin ve bağışıklık sistemine sahip kişilerde ölüm riski toplamda yüzde 56 azaldı. Cinsiyetler arasında ise bazı farklar gözlemlendi: Erkeklerin böbrek, bağışıklık sistemi ve bağırsakları daha yaşlıyken, kadınların yağ dokusu, damarları ve kalpleri daha yaşlı çıktı.
Anlam verilemeyen sonuçlar da var
Tüm sonuçlar tıbbi anlamda tutarlı değildi. Örneğin, genç damarlara sahip bireylerin Tip 2 diyabet, KOAH ve kronik karaciğer hastalıklarına yakalanma oranı daha yüksekti. Bu çelişkili sonuçların nedenlerini araştırmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu belirten ekip, testin ileride sadece araştırmalarda değil, tıbbın genelinde kullanılabileceğini düşünüyor.