Almanya'da genel grev çağrısı

Almanya'da genel grev çağrısı

Margarete STOKOWSKİ'nin Spiegel Online'da kaleme aldığı makalesidir... .

Bilim insanları ve tıp uzmanları uzun zamandır artan korona vakalarına karşı hızlı ve sert bir kapanma çağrısında bulunuyor. Belli ki politikacılar bunu beceremiyor, o zaman neden kendimiz yapmıyoruz?

 
Siyasetle uğraşan ve hükümetin salgınla mücadeledeki felaket stratejisini açıklamak isteyen herkes genellikle her şeyin ne kadar karmaşık olduğunu vurguluyor: Federal hükümet, eyalet hükümetleri, kişisel sorumluluk, mutantlar… Gerçekten bunların birbiriyle uyumlu sürdürülmesi çok zor. Daha da önemlisi demokrasiye uymak, demokratik kararlar almak oldukça zor. Ancak bazen her şey çok basit olabilir, sadece 1 ve 1’i toplamanız gerekir: Birincisi, salgının üçüncü dalgasının daha sert önlemler alınmadıkça yıkıcı olacağını biliyorsunuz, ikincisi, federal hükümet ve eyalet hükümetleri mevcut pozisyonları ve argümanları ile bunun farkında değiller. Bu durumda tepedekiler gerekli önlemleri almıyorlarsa sert kapanmayı taban uygulamaya sokmak zorunda.

Sert kapanma şu anlama gelir: Özel yaşamdaki bağlantıları azaltmak için bilinen tüm önlemler ve ek olarak iş yaşamında gerçekten temasın azaltılması. Kısacası; hâlâ gereksiz temasların olduğu yerlerde grev!

Temasın azaltılması ve adaletin sağlanması nedeniyle, ama elbette hükümetlere bir mesaj olarak da grev doğrudur. Sadece çağrısı bile kısmen yardımcı olabilir, çünkü grev işten kaçmak değildir ve işinizi riske atmamak için yasal grev yapacaksanız greve başlamadan önce örgütlenmek ve müzakere etmek zorunludur. Daha iyi çalışma koşulları hakkındaki müzakereler (hem sağlık hem de para açısından) başarılı olabilir. Tabi ki bunun dışında yasadışı grev de yapılabilir.

Şu anda, işverenlerin gönüllüğüne bırakılmış önlemler nedeniyle pek çok emekçi, işverenlerinin kârlarını korumak için kendi sağlığını ve diğer insanların sağlığını riske atıyor. Fabrikalarda, şantiyelerde, iş toplantılarında, mezbahalarda, tersanelerde, lojistik merkezlerde ve büyük bürolarda yaşananlar, insanların ihtiyaç duyduğu toplu taşıma araçlarında olanlar, işverenler ve yöneticiler koruyucu önlemler almaya zorunlu tutulmadığı sürece yeterince kontrol edilemez.

Çalışılan yerlerde kişi sayısının azaldığı durumlarda bile, öğle yemeği molasında bazen çok fazla insan maskesiz buluşuyor. Bu konuda gereğinden fazla haber var. Yarı dolu çok kişili bir büroda bile, maskesiz R değeri hâlâ 8, bu da enfekte bir kişinin sekiz kişiyi daha enfekte ettiği anlamına geliyor. Bu tür bürolarda ülke çapında maske zorunluluğu yok. Politikacılar bilimi yeterince dinlemiyor, iş dünyası ise ikisini de yeterince dinlemiyor ve bu durum kendi kendine değişecek gibi görünmüyor.

Büyük çaplı grevlere karşı ana argümanlar şunlar:

1) Herkes grev yapamaz, örneğin ihtiyaç duyulduğu için doktorlar ve izin verilmediğinden memurlar grev yapamaz.

Doğru ama herkes greve gitmek zorunda değil yine de greve katılanların sayısının artması iyi olur.

 
2) Aklına gelen grev yapamaz, çünkü gerçekten de Almanya’da bir grev hakkı hukuku vardır, bu bir grevin yalnızca yasal olduğu, düzenlenebilir hedefleri olduğu, TİS kapsamında ve müzakerelerden sonra gerçekleştiği ve grev bir sendika içinde örgütlendiğinde grevcilerin işten çıkarılmaya karşı korunacağı anlamına gelir.

3) Herkes greve giderse, hayat durur ve bu ekonomiye zarar verir.

İkinci ve üçüncü maddeler aslında karşı argümanlar değil. Çünkü -madde 2- sendika, talepler ve müzakereler, bunların hepsi uygulanabilir. Korona, zengini zenginleştiriyor ve asgari ücret hâlâ bir şaka, bu üçüncü dalga için de geçerli. Yani greve çıkılması için yeterli mali neden var, sağlık nedenleri büyük bir aciliyetle bunun üstüne geliyor. Ve –madde 3- tabii ki o zaman her şey durur, durması da gerekir, çünkü amaç budur!

Gastronomi ve kültür gibi büyük sermayenin toplanmadığı ekonomi, mevcut durumda zaten son derece zarar görüyor, büyük sermayenin bulunduğu ekonomi iki veya üç haftalık bir grevden sonra hiç de yok olmaz. Evet, birkaç kısa vadeli kesinti olacaktır. Ancak fabrikalardaki kapanma ile sermaye yıkılmaz ama daha az insan hastalanır ve ölür.

Şu anda, Almanların yalnızca yüzde 38’i salgını kontrol altına alacak önlemlerin uygun olduğunu düşünüyor. Daha fazla insan, daha fazla serleştirme istiyor. Hükümete karşı memnuniyetsizlik artıyor. Bilim adamlarından, yoğun bakım hekimlerinden, politik girişimlerden, bireysel politikacılardan yükselen iki ila üç haftalık sıkı bir tecrit talebi var, iki gün içinde 55.000’den fazla oy alan çevrimiçi bir imza kampanyası var.

Uygulanan politikaya karşı yorgunluk, öfke ve dehşet çoğunluğun duygusunu yansıtıyor. Geçen yıl sorumluluğun bireylere yüklendiği önlemler şimdilerde dalga geçer gibi geliyor. Artık hepimiz ekmek pişirmeyi, mum yapmayı ve evde spor yapmayı öğrenebileceğimizi gördük. Şimdi de kendi kapanmamızı yapabileceğimizi görebiliriz: Aşılanmamış kolumuz istediğinde tüm çarkları durdurabiliriz. 

Çeviri: Semra Çelik-Evrensel

HABERE YORUM KAT