"AB'nin mülteciler için vereceği 3 milyar avro"
TBMM (AA) - COŞKUN ERGÜL - TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Türkiye'nin 2,5 milyondan fazla mülteci için 8 milyar dolardan fazla harcama yaptığını belirterek, "Bugün 3 milyar avro veren ülkelerin bir çoğu, geçmişte o ülkelerden 3 milyar avrodan daha fazlasını kazanmış ülkelerdir. Ortada olan silahların kaynağının hangi ülkeler olduğu belli" dedi.
Yeneroğlu, "göçmen sorunu, yurt dışında yaşayan Türkler" konularında AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
"Göçmen sorunu konusunda neler yapılabilir?" sorusu üzerine Yeneroğlu, Avrupa'nın bu konuda da çifte standart sergilediğini söyledi.
Avrupa'nın, "Türkiye tampon ülke olsun, bizim güvenliğimizi korusun, Ortadoğu'dan gelen mültecilerin Avrupa'ya girmesini engellesin" şeklinde bir tutumla bu işi kapatacağını düşündüğünü belirten Mustafa Yeneroğlu, "Bu düşünce, öncelikle iddia edilen Avrupa değerlerine uymuyor. Avrupa ülkeleri, mültecilerin yaşadığı ülkelerdeki toplumsal faciaların başlangıcı noktasındaki sorumluluklarını düşünmelidir. Herkes üzerine düşen sorumluluğu eşit biçimde, ekonomik gücüne göre karşılamalıdır. İskandinav ülkeleri nüfuslarına oranla çok ciddi oranda mülteci kabul ederken, maalesef birçok Avrupa ülkesi mülteci almamakta, bunda da direnmektedir" dedi.
Komisyon Başkanı Yeneroğlu, "AB'nin mülteciler için Türkiye'ye 3 milyar avro verecek olması konusunda" şöyle konuştu:
"Ortada ciddi insanlık dramı var. Türkiye 2,5 milyondan fazla insanı ülkesinde barındırıyor, 8 milyar dolardan fazla da harcama yapmış. Böyle bir ortam içerisinde 'biz size 3 milyar avro verelim, siz bakın' demek... Bugün 3 milyar avro veren ülkelerin bir çoğu, geçmişte o ülkelerden 3 milyar avrodan daha fazlasını kazanmış ülkelerdir. Ortada olan silahların kaynağının hangi ülkeler olduğu belli. Bu teklif, Almanya toplumu adına da çok üzücü bir yaklaşım biçimi."
- "Diaspora kelimesini bilerek kullanıyorum"
"Türkiye, Ermenistan gibi Türk diasporasını neden bugüne kadar oluşturamadı?" sorusunu Yeneroğlu, şöyle yanıtladı:
"Türkiye'de diaspora kelimesi kullanıldığı zaman insanlar, Ermeni veya Yahudi diasporasını anlıyorlar. Ben bilerek, bu bilincin oluşturulması amacıyla diaspora kelimesini kullanıyorum. Siyasi partiler üstü, siyasi mülahazalara kurban olmayacak şekilde diaspora politikalarının öncelenmesi gerekiyor. Anayasa'nın 62. maddesine göre, yurt dışında yaşayan insanlarımızın dil ve kültür birliğinin muhafaza edilmesi, geliştirilmesi devletin esli sorumlulukları arasında sayılmaktadır. Bundan dolayı, ilk kez 64. hükümet programında 4 sayfa diaspora politikaları ele alındı, kuşatıcı bir şekilde vatandaşlarımızın öncelikli ana dil, kültür, eğitim ve dini değerlerinin muhafaza edilmesiyle ilgili onlara yönelik yapılan çalışmalar sıralanmıştır.
Bu konuda eksik kalmamızın sebebi şuna dayanmaktadır: Türkiye 2002 öncesinde kendi ihtiyaçlarına yetişemeyen bir ülke idi. Böyle bir durumda iken, nasıl yurt dışında yaşadığı vatandaşlarına destek olsun. 1998'de Türkiye'nin döviz rezervlerinin yüzde 38'i yurt dışında çalışan işçilerin oluşturdukları değerlerle ortaya çıkıyordu. Ama 2002'den sonra durum değişti. 1990'lı yıllarda vatandaşını döviz aracı olarak değerlendiren Türkiye'den, yurt dışındaki vatandaşına sahip çıkan, onun kültür ve dil birikimini destekleyen bir anlayışa geldik. Bu konuda da atılması gereken daha çok atım var. Almanya'nın 10 milyondan fazla diasporası söz konusu. Almanya kendi diasporasına olağanüstü hizmetler sunuyor. Romanya'da 30 bin Alman azınlık yaşıyor ve Almanya onların dil, kültür birikimi için son 12 yılda 90 milyon avro harcadı. Biz de Türkiye olarak etkin bir diaspora oluşturmalıyız."
- "Panzehir, Türkiye'nin dini tedrisat geleneğinin desteklenmesidir"
Mustafa Yeneroğlu, "Türkiye'nin kendi dini tedrisat geleneği konusunda, yurt dışında yaşayan vatandaşları için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediği takdirde Ortadoğu'daki bazı ülkelerin desteklediği selefi akımların Avrupa ülkelerinde ne hale geldiğini görüyoruz. Bizim insanımızı da etkilemeye, zehirlemeye çalışıyorlar. Bunun önündeki en önemli tedbir, panzehir, Türkiye'nin dini tedrisat geleneğinin Avrupa ülkelerinde de önemsenmesi ve desteklenmesidir" dedi.
Hayatının çoğunu Almanya'da geçirdiğini anımsatan Yeneroğlu, "Türkiye'deki terör hadiselerinin onda biri Almanya'da olsa, Almanya totaliter ülke olurdu, ben bunu iddia ediyorum. Çünkü, 11 Eylül terör hadiselerinden sonra Almanya vurulmadığı halde, anti terör paketleriyle, fişleme operasyonlarıyla ülkenin ne hale geldiğini bizzat gördüm" ifadesini kullandı.
Yeneroğlu, "Türkiye'nin Avrupa nezdindeki insan hakları karnesi nedir?" sorusunu yanıtlarken, 1990'lı yıllarla kıyaslandığında, 2002 sonrası Türkiyesi'nde olağanüstü sessiz devrimler, iyileştirmeler gerçekleştiğinin herkesçe görüldüğünü söyledi. Yeneroğlu, ancak bunların yeterli olmadığına, daha ileri adımlar atılması gerektiğine işaret etti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin geçmişte başörtüsü davasında, Türkiye'nin kamusal düzeninin muhafazası zorunluluğundan hareketle tamamen siyasi karar verdiğini, aynı şekilde Refah Partisi'nin kapatılması davasındaki kararının da siyasi olduğunu belirten Yeneroğlu, "Avrupa'nın geçmişte, Türkiye'nin insan hakları noktasında arzu edilen ilerlemeleri kaydedememesinin en önemli aktörlerden birisi olduğunu unutmamak gerekir. Çünkü, genelde siyasi mülahazarla değerlendirmeler yapıp, objektif değerlendirmelerde bulunmadılar" dedi.
Yeneroğlu, Avrupa ülkelerinde 20 milyon Müslüman yaşadığına dikkati çekerek, başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde Müslümanların hak ettiği statülere sahip olmadığını vurguladı.
Mustafa Yeneroğlu, şunları kaydetti:
"Ancak Türkiye söz konusu olduğu zaman, kendileri için geçerli olmayan esaslar için çok farklı tutum sergiliyorlar. Batılı ülkeler, Türkiye'deki dini azınlıklar noktasındaki hassasiyetleri kendi ülkelerinde yaşayan dini azınlıklar konusunda korumuyorlar ama Türkiye söz konusu olduğunda bunları eleştiriyorlar. Eleştirsinler, ben buna bir şey demiyorum, biz de takipçisi olacağız. Ancak Türkiye'yi eleştirirken kendi ülkelerine de baksınlar."