Türk tangosu ve doğumundaki Alman renkleri 2

Türk tangosu ve doğumundaki Alman renkleri 2

Türk tangosunun ortaya çıkışında “rol kapan” iki genç Alman kadınının ikisi de Weimar Cumhuriyeti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne gelmişti. Necip Celal’in dünyaca ünlü iki tangosu bu kadınlara olan umutsuz tutkunun ürünüdür.

İlk Türk tangosunun, radikal cumhuriyet reformlarıyla değişmeye başlayan şehir ve kadın yaşamı içinde adeta patladığı anlaşılıyor. Ancak bundan çok daha önemlisi, ilk Türk tangosunda bir Alman parmağı olmasıydı: Babası fabrikatör olan ve istemediği biriyle evlendirilmeye çalışılan güzel bir Alman kız, 1928 yılında İstanbul’a kaçmış ve burada kısa bir süre sonra “Türk tangosunun babası” unvanını kazanacak olan Necip Celal’le tanışmıştı. 

Genç kadınla Necip Celal’in anlaşmaları zor olmamıştır, çünkü genç müzisyen gözlerinin tedavisi için ilkgençlik yıllarında Almanya ve Avusturya’da bulunmuştu, muhtemelen Almanca konuşabiliyordu. Alman kızın, gözleri daha şimdiden çok zor gören hemen hemen kör bir müzisyenle yaşadığı kısa ve umutsuz aşk kaçamağı çabuk bitmişti. 

Necip Celal sonraki yıllarda bizzat kendisi bu öyküyü anlatacaktır: Güzel kız randevusuna gelmeyince, Necip Celal kaldığı pansiyona gitmiş, orada kendisine kızın babasıyla nişanlısının Almanya’dan geldiği ve onu alıp memleketlerine döndükleri bildirilmiştir. 

image.jpeg

 Evelyn Holt 

İSTANBUL’A KAÇAN BİR ALMAN KIZ

İşte bu kırık aşk hikâyesi, ilk Türk tangosunun bestelenme gerekçesi olacaktır. Bir başka deyişle, ilk Türk tangosunun başrolünde bir Alman genç kız vardır. 1934’te çıkan Soyadı Yasası ile Andel soyadını alan Necip Celal, ilk Türk tangosu “Mazi”yi bu sarı saçlı ve lacivert gözlü Alman kızla yaşadığı küçük ve muhtemelen son derece masum bir ilişkinin ardından yazmıştır. “Mazi”yi yazdıktan birkaç yıl sonra gözleri tamamen görmez hale gelecek olan müzik adamı, tangonun plağa okunduğu 1932 yılında çok genç yaşta büyük bir üne kavuşacaktır. 

Bu yılları kendisi bizzat şöyle anlatmıştır: 

“İlk tangomu 1928 senesinde besteledim. O zamanlar 18-19 yaşlarında bir talebeydim. Taksim Gazinosu’nda ismini zikretmeyeceğim bir Alman kızı ile tanışarak sevişmeye başladık. Bu kızcağız bir fabrikatörün kızıymış. Babası onu zorla bir adamla evlendirmek istiyormuş. Kız zoraki nikâhtan kurtulmak için soluğu İstanbul’da almış. Tanıştığımızın on beşinci günüydü. Tarih Temmuz 1928. Onunla buluşmuştuk. İpek gibi sarı saçlarını dizimin üstüne yayarak, lacivert menevişli gözlerini gözlerimin ta derinliklerine çevirerek uzun uzun baktı ve inleyen bir sesle şöyle dedi:

ʻNecip içim sıkılıyor. Kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi vuruyor. Bana öyle geliyor ki seni bir daha göremeyeceğim.’ O zaman bu sözlerini saçma olarak vasıflandırmıştım. Teselli ettim ve üç gün sonra buluşmak üzere ayrıldık.Her zaman olduğu gibi o gün de üç gün değil otuz senelik bir hasretin doğurduğu heyacanla randevu verdiği yere koştum. Saatlerce bekledim. Heyhat ne gelen var, ne giden. Deli gibi pansiyona koştum. Ev sahibi madam, onun hiçbir adres bırakmadan memleketine gittiğini söyledi. Bu gidiş de şöyle olmuş: Kızın babası ve nişanlısı buraya gelerek zorla götürmüşler.

Pansiyondan ayrılarak geç vakit Boğaz’da çok sevdiğim İstinye’ye döndüm. Karşıdaki sırtlardan yükselen mehtabın akan sulara serptiği sarı parlak benekler koyu yeşil dalgaların üstünde kâh uçuşuyorlar, kâh batıp biraz sonra yine beliriyorlardı.

O zaman sağlam olan gözlerimi, bu sarı parıltıların üstünde tespit ettim. Zerreler büyüdü ve karşımda bana iki satır mektup bile yazmadan meşhule uçup giden sevgilinin hayali belirdi. Bir müddet ona baktım. Az sonra bu hayalle gözlerimin arasında gittikçe kalınlaşan bir buzlu cam belirdi. Zira ağlıyordum. Kafamın içinde akisler yapan melodinin peşi sıra hemen piyanoya oturdum ve ilk tangomu besteledim.”

EVELYN HOLT VE “ÖZLEYİŞ” TANGOSU

Çeşitli kaynaklardaki doğum tarihi 1908 ile 1910 arasında değişen Necip Celal, çok tutulan “Mazi”nin ardından “Ayrılık” tangosunu yazacaktır:  

“Ne kadar dertliyim bilsen, acımıyor musun sen / Hasretin kalbimi neden yorsun, gelmiyorsun, gelmiyorsun / Karanlık sardı her yeri, kaldır şu perdeleri / Sen yoksun diye güneş de söndü, odam da zindana döndü…”

Sözleri de kendisine ait olan bu melankolik tangonun doğumunda, körlüğün pençesine düşmesi kadar “Mazi”yi tetikleyen o yarım kalmış aşk hikâyesinin de bir payı olduğu söylenebilir. Henüz yara kapanmamış görünmektedir. Ama daha önemlisi, bu tangonun 1932 yılında Avusturya’nın ünlü dans orkestrası şefi Charly Gaudriot tarafından Viyana Radyosu’nda seslendirilmiş olmasıdır. Necip Celal’in yapıtlarında ve yayımladığı notalarda birçok ithaf vardır. Gaudriot dışında Barnabas von Geczy, Xavier Cugat, Annunzio Mantovani gibi dönemin birçok ünlü orkestra şefine de bestelerini ithaf ettiği belgelenmiştir. 

image-1.jpeg

Kadınların, özellikle de iki Alman kadının Necip Celal’in hayatında ve Türk tangosunun doğumununda özel bir ağırlığı olduğu anlaşılıyor: O kadınlarla kendince yaşadığı -daha doğrusu yaşayamadığı- “prelüd aşklar”a dayanarak bestelediği tangolar, cumhuriyet döneminde, 1970’lere kadar, on yıllarca en çok dinlenen ve yorumlanan müzik parçaları oldular. 

image-2.jpeg

Necip Celal

SUADİYE'DE BİR GECE 

Necip Celal’in 1930’larda yine Alman popüler kültüründen çok ünlü bir isimle ilişkisi de o dönemin sosyetesinde çeşitli dedikodulara neden olmuştu. Weimar Cumhuriyeti’nin ünlü aktrist ve şarkıcılarından Evelyn Holt, İstanbul’a gelmiş ve hatta “Mazi” tangosunu Türkçe olarak da söylemişti. Holt, bu parçayı konserlerinde zaten sürekli söylüyordu ve Necip Celal’i gıyabında tanıyordu. 

Sonunda, 1933 haziranında, bu iki tango tutkununun İstanbul’da buluştukları ve hatta kimi çevrelere bakılırsa geçici bir ilişki bile yaşadıkları, bu “mutasavver beraberliğin” dönemin İstanbul sosyetesi içinde büyük dedikodulara neden olduğu biliniyor. 

Evelyn Holt, Nazi Almanyası’ndan ABD’ye kaçacak ve 2001 yılında ölümüne kadar bir daha da Almanya’ya dönmeyecektir. Holt’un Necip Celal’le kolayca dostluk kurabilmesinde de, artık gözleri görmeyen genç bestecinin Almanca konuşabilmesi ve Alman müzik dünyasıyla bağlantıları herhalde bir rol oynamıştır. Nitekim güzel kadın genç besteciye verdiği fotoğrafına Almanca ve uzunca bir hayranlık notu düşmüştü. Ancak bütün bunlardan çok daha önemlisi, Türk tango repertuvarının en önemli bir diğer yapıtının, “Sevdim bir genç kadını...” sözleriyle başlayan “Özleyiş”in açıkça Evelyn Holt için bestelenmiş ve ona ithaf edilmiş olmasıdır.  

Bugün iki ülkenin yoğun ilişkileri var. Ekonomik, siyasi, hatta askeri ve özellikle de kültürel. Kültürel, çünkü 3 milyondan fazla Türkiye kökenli insan Almanya’da ve her iki dilin de içinde yaşıyor: Bu o kadar öyle ki, bırakın sinemayı, müziği, sporun ve sanatın diğer dallarını, burada doğan Türk gençleri artık kabare dünyasında söz sahibidir ve Almanca sözlü arabesk bestelerin yanı sıra HipHop bile yapmaktadır. 

Bütün bunlar bir ilişkisizlikten doğmadı. Yolun başındayken de, yani Türk modernleşmesi ve tangonun ilk adımlarında da Alman popüler kültürünün, Alman tangosunun önemli bir payı olmuştu. Demek ki, yüksek yoğunluklu bir alışveriş damarı, sadece Osmanlı ile Alman İmparatorluğu döneminde değil, yeni cumhuriyetler döneminde de sürdü. Weimar ve Türkiye Cumhuriyeti döneminden söz ediyoruz. 

Necip Celal ve tüm zamanların en ünlü iki Türk tangosu “Mazi” ile “Özleyiş”in arka planında, popüler kültür alanındaki ilişkilere böyle küçük iki müzikal örnek bulunuyor: Karşılıksız ve kırık aşk hikâyeleri. 

+49-FRANKFURT

GÖRSEL: Ömer Yaprakkıran 

FOTO: commons.wikimedia.orgfacebook.com

 

HABERE YORUM KAT