OKTAN ERDİKMEN - Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde gündemde hak ettiği ilgiyi görmeyen bir konu var. Zaman zaman büyük trajedilerin yaşandığı ithal damatlar ve ithal gelinler konusu.
Artık adet haline gelen sürç-i lisan ile sanki gümrükten geçmiş bir meta gibi ‘ithal’ olarak tanımlanan bu insanlar, mutsuz bile olsalar, Türkiye’deki akrabaları üzülmesinler diye, mutlu olduklarını söylüyorlar.
Türkiye’den evlenerek gelen damatlar, Almanca bilgileri yetersiz olduğu için yeni iş çevrelerine alışmakta zorluk çekiyor ve genellikle Türkiye’dekine göre daha kötü işlerde çalışıyorlar.
Bunun yanı sıra sosyal çevrelerini kaybetme, evrak işlerinde ve çoğu zaman geçim konusunda eşe bağımlılık, oturma izninin evlilikle ilgili olması gibi hususlar, ithal damat evlerinde ciddi sorunlar yaratabiliyor.
Kadınlarsa, erkeklerin yaşadıkları bu sorunlara ek olarak, ev işleri ve çocuklarla ilgilenme gibi konularda veya eşinin ailesiyle ilişkilerde sorunlar yaşayabiliyorlar.
Çiftler ancak özellikle de damatlar, Türkiye’deki hakim rollerini kaybetmeleri halinde, psikolojik sorunlarla da karşılaşıyorlar. Ekonomik standartların yükselmesi, geri dönme halinde, Türkiye’de elde olan durumun bile kaybedilme ihtimali nedeniyle, başladıkları noktaya dönmeyi de engelliyor. Bu durumda Avrupa'da yaşamayı ‘mecburen’ sürdüren bu kişiler, ailelerini, statü kaybının sebebi olarak suçluyor ve arkadaşlarıyla zaman geçirmeye başlıyorlar.
Almanya’da küçük kasabalarda bile sokak aralarında bir Türk kahvesi, bir bahis bürosu, bir oyun salonu veya en azından oyun makinesi mutlaka vardır.
İthal damatlar, statü kaybının sorumlusu olarak gördükleri eşlerinden intikamlarını bu şekilde alıyorlar. Sonuç olarak aileler dağılıyor, boşanmalar çok sık görülüyor.
Kadınlara karşı da fiziksel ve psikolojik şiddet vakaları ortaya çıkabiliyor. İthal gelinlerin Almanya’da kimi kimsesi olmadığından ve Türkiye’deki yakınlarını da mutsuz etmek istemediklerinden, başlarından geçen bu gibi vakaları kimseye anlatamıyorlar. Almancaları yetersiz olduğu için, resmi makamlardan da destek alamıyorlar.
Gurbetçi ailelerin kendilerine benzeyen gelinler ve damatlar bulmak istemeleri, gençleri çoğu zaman zor durumda bırakıyor. Evliliklerde zaten dünya genelinde birtakım sorunlar yaşanıyor. Dünyadaki evliliklerin yüzde 60’ı aşk evliliği değil.
Aşk evliliği bile olsa, günümüzde yıllarca flört eden çiftler, birkaç ayda ayrılabiliyorlar. Bunun sebebi, insanların mutsuz olmalarına neden olan diğer sebeplerle aynı.
Herkesin elinde cep telefonu var ve herkes hayranlık duyduğu dizi oyuncuları gibi eş bulmak istiyor. Bulamayınca da hırsını evdeki eşinden almaya çalışıyor.
Araştırmalara göre Almanya’daki Türklerin en büyük sorunu yalnızlık. Gurbette yaşamak zaten başlı başına bir psikolojik savaş.
Bütün bir hayatını geride bırakmış olanlar için, gurbet çok daha zor.
Her iki ülkenin siyasetçileri de, yapay gündemler arasında kaybolduklarından, bu konuya hiç önem vermiyorlar.
Bu durumda olan, derdini içine atmak zorunda kalan insanlara, en azından biz destek olalım.
Hep söylerim: “Gurbetçiler, dünyadaki en yalnız insanlardır”.
Türkiye’den evlenerek gelenler, gurbetçilerin de en yalnızlarıdır.