OKTAN ERDİKMEN - Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklerin büyük çoğunluğu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve AK Parti’yi destekliyor. Milyonlarca Erdoğan destekçisi, Avrupa ülkelerinde dünyanın en etkili sosyal yardım ve sağlık sigortası sistemlerinden, oturmuş demokrasi ve çoğulculuk anlayışından yararlanıyorlar. Fikirlerini tutuklanma korkusu olmadan özgürce ifade edebiliyorlar.
Ancak Türkiye’de Erdoğan’ı desteklemeyen herkesin vatan haini ve terörist ilan edilmesini, anayasa değişikliğiyle zaten kontrol altında olan yasama ve yargının, anayasal çerçevede hukuki olarak da tek adam yönetimine girmesini istiyorlar.
Avrupalı Türklerin neden Erdoğan’ı destekledikleri tartışmalarını daha önceki yazılarımızda ele almıştık.
Bu yazıda ise, Türkiye’deki hastanelerin, okulların, oto yolların Avrupa’dan çok daha iyi, yargının bağımsız, teröristler hariç herkesin özgür, cezaevindekilerin hepsinin vatan haini olduğunu düşünen, ekonominin rekor üstüne rekor kırdığına, çalışmak isteyen herkesin iş bulduğuna, kendi uçağını, tankını, topunu, tüfeğini ürettiğine ve bütün insanların refah içerisinde yaşadığına inananların neden Türkiye’ye gitmedikleri sorusuna cevap arayacağız.
Dünyayı titreten, İsrail’e, Almanya’ya haddini bildiren bir dünya liderimiz var. Ülkemiz mükemmel yönetiliyor ve her şey çok güzel.
Peki o halde Avrupa’da Erdoğan posterleriyle yürüyüş yaparak, idamın geri getirilmesini isteyen Türkler, neden Türkiye’ye dönüp bu muhteşem liderin yönetimi altında, büyük ve müreffeh bir ülkede yaşamak varken, Avrupalıların ağız kokusunu çekiyorlar?
Geçtiğimiz günlerde Avrupa’da yaşayan bir Erdoğan destekçisinin oy pusulasının yanında fotoğrafını çektiği söz gibi: Sefasını çapulcular sürerken, cefasını neden Avrupa’daki Erdoğancılar çekiyor?
Bu sorunun cevabı aslında çok basit: Türkiye de, Erdoğan da dünya lideri değil.
Avrupa’da yaşayan insanlarımız, Türkiye’de her ay hesaplarına sosyal yardımın yatmayacağını, asgari ücretin mutfak masrafına bile yetmediğini, çalışma şartlarının kötülüğünü, patronların insafsızlığını, yasaların patron haklarını koruduğunu, okulların, hastanelerin ve köprülerin Avrupa’dan çok daha kötü olduğunu, siyasette hırsızlığın ve rüşvetin kol gezdiğini çok iyi biliyorlar.
Türkiye’de yaşayan mülteciler, ölümü göze alıp botlara binerek, Avrupa kıyılarına ulaşmaya çalışıyor. Bugün mümkün olsa, milyonlarca Türk, dünya lideri ülkelerini ve Cumhurbaşkanlarını bırakıp, Avrupa ülkelerine yerleşir.
Avrupa ülkeleri, Türkiye ile olan sınırlarına duvar örüyor, tel örgü çekiyorlar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yurt dışında yaşayan Türklerin en iyi evlerde oturmalarını, en iyi arabalara binmelerini istiyor. Ancak Türkiye'de yaşayanlar için öyle bir tavsiyesi yok.
Peki Avrupa’da yaşayan insanlarımız Türkiye’de her şeyin çok güzel olduğuna neden inanmak istiyorlar?
Aslında bu dünyayı kasıp kavuran bir hastalık.
‘Post truth’ İngiltere’de, geçtiğimiz yılın sözcüğü seçildi. Türkçeye ‘gerçek ötesi’ olarak çevirebiliriz.
Yani insanlar sadece Türkiye’de değil, dünyada da, her şey göz önünde olup bitmesine rağmen, inanmıyorlar.
Gerçeklerden ziyade, duygularıyla, hisleriyle, inançlarıyla hareket ediyorlar.
Bir kesim bütün haberlerin doğru, diğer kesimse yalan olduğunu söylüyor.
Haberi araştırıp, olayların doğru olup olmadığını öğrenmek gibi bir düşünceye sahip kişi sayısı çok az.
Gerçekleri görüp, yazan, anlatan insanlar hala var.
Onlar da geleceği görmesine rağmen, lanetli olduğu için söylediklerine kimsenin inanmadığı Kassandra kadar yalnızlar.
Oysa hepimiz Türkiye'nin kalkınmasını ve dünya lideri olmasını istiyoruz.
Bazılarımız bunun için bilimsel temelde eğitim, yolsuzluklardan arınmış, özgürlükçü demokrat bir yönetim gerektiğini biliyor. Onu gerçekleştirmek için çalışıyor.
Bazılarımıza göreyse geri kalan herkes vatan haini.
İkinci grup, gerçekten güçlü bir Türkiye'ye ulaşmak için hiçbir şey yapmıyor.
Hayali bir dünya liderine taparak, kendi kendilerine tatmin olmak, onlara yetiyor...