Trump'ın dışişleri bakanı göreve gelmeden Almanya'yı eleştirdi

Marco Rubio, ABD dışişleri bakanlığı adaylığında Almanya’nın enerji politikalarını eleştirdi ve Avrupa’nın enerji bağımsızlığına dikkat çekti.

ABD'de Donald Trump'ın yeni dönem başkanlığına günler kala, kabine adaylarının Senato'daki değerlendirme süreçleri başladı. Çarşamba günü, Trump’ın dışişleri bakanlığı için tercih ettiği isim olan Marco Rubio, Senato'da ifade verdi ve Almanya’nın enerji politikalarını eleştirdi.

Almanya’nın enerji politikalarına yönelik eleştiriler

Rubio, Almanya’nın geçmiş enerji politikalarını eleştirerek, Trump’ın ilk başkanlık dönemindeki öngörülerine atıfta bulundu. Rubio, “Trump, Almanya’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığını büyük bir zayıflık olarak görmüştü. Birleşmiş Milletler’de Alman temsilciler tarafından alay konusu oldu, ancak tamamen haklı çıktı,” dedi.

Almanya’nın sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri inşasına yönelik çalışmaları hakkında ise olumlu konuşan Rubio, Alman mühendisliğini överek, “Avrupa’nın bu bağımlılıktan kurtulmak için çaba gösterdiğine inanıyorum,” ifadesini kullandı. Ancak Rubio, Ukrayna’daki Rus saldırıları göz önüne alındığında enerji bağımlılığının hâlâ büyük bir sorun olduğunu ve Rusya lideri Vladimir Putin’in bu durumu bir baskı aracı olarak kullandığını vurguladı.

Rubio’nun siyasi kariyeri ve adaylık süreci

2011 yılında Senato’ya giren Rubio, genç yaşta dikkat çeken bir siyasi kariyer inşa etti. 2016 yılında Cumhuriyetçi Parti’nin başkanlık adayı olmaya çalışan Rubio, ön seçimlerde Trump’a karşı yarışmış ancak başarı elde edememişti. Rubio, son yıllarda Trump’ın sadık destekçileri arasında yer aldı ve Rusya’nın saldırılarına karşı Ukrayna’ya sağlanacak milyarlarca dolarlık yardıma karşı oy kullandı.

Rubio’nun dışişleri bakanlığı adaylığı Senato tarafından onaylanmak zorunda. Cumhuriyetçilerin Senato’da az farkla da olsa çoğunluğa sahip olması nedeniyle, Rubio’nun adaylığının onaylanmasında ciddi bir engel beklenmiyor.

Göçmenlik hikayesiyle mesaj verdi

Rubio, Senato’daki ilk oturumuna ailesinin göç hikayesinden bahsederek başladı. 1956 yılında Küba’dan ABD’ye göç eden ailesine atıfta bulunarak, “Onların hiçbir şeyi yoktu, sadece daha iyi bir hayat hayali vardı. Bu sayede insanlık tarihindeki en büyük milletin vatandaşı olarak doğma ayrıcalığına sahip oldum,” dedi.

Dünya Haberleri