- Dr. İ. Halil Özak -
ABD’de iktidarlar değişiyordu ama, ABD’nin AB ile ilgili dış politikalarında büyük değişiklikler olmuyordu. Ancak Trump yönetimi AB ülkelerine karşı birçok sert eleşiri ve yaptırımlardan sonra, bu defa Milli Güvenlik Stratejisi adlı bir belge yayınladı. Belge, önümüzdeki 20-30 yıl içinde ABD’nin uygulayacağı dış politikayı belirliyor.
Bu belge, ABD’nin Pasifik bölgesine yönelmesi, Çin’in önünü kesmeye çalışması, Orta Doğu politikası gibi konuları da ele almasına karşın, Trump’ın esas hedefi AB ve AB içinde de özellikle Almanya.
Milli Güvenlik Stratejisi belgesi Almanya’yı demokrasiyi çiğnemek, farklı fikirlere ve farklı fikirleri savunan kurumlara baskı yapmak, ucuz enerji peşinde koşmak, göçmenlerin ülkeye girişine engel olmamak ve bu yolla 20 yıl içinde Avrupa medeniyetinin yıkılmasına zemin hazırlamakla suçluyor.
Ancak, bu suçlamaların sahibi Trump, şunları yapıyor:
- Kendi ülkesinde farklı fikirleri yasaları çiğneyerek susturmaya çalışıyor.
- Parlamentodaki seçilmiş muhalefeti, kendisine karşı çıktığı için tutuklatmakla tehdit ediyor.
- Uygulamalarını geçersiz sayan mahkemelere saldırıyor.
- Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı çıkıyor.
- Kuvvetler ayrılığını uygulamalarıyla ortadan kaldırıyor.
Bir durup düşünmek gerekir
Kendi ülkesinde bütün bu anti-demokratik uygulamaları hayata geçiren, seçilmiş kötülüğün örgütlü hallerinden biri olan Trump, Avrupa’ya bu suçlamaları yapıyorsa durup düşünmek gerekir.
Görünüşte Trump’ın eleştirilerinin merkezinde göçmenler yok. Ancak göçmenlerle bağlantılı toplumsal konular yan yana getirilince, Trump’ın eleştirilerinin merkezindeki konulardan biri, göç ve göçmenlik.
- Trump Almanya’yı göçmenlerin ülkeye girişini engellememekle suçluyor. ABD’de olduğu gibi Almanya’da da, yasal dayanağı olmadan, kolluk güçlerinin sokak ortasında göçmenleri keyfi olarak tutuklanmasını ve ABD’de kaldığı süreye bakılmadan ülkelerine geri gönderilmesi gibi burada da aynı uygulamaya geçilmesini istiyor. Aslına bakılırsa, AfD de “Remigrasyon” (göçmenlerin tamamının ülkelerine geri gönderilmesi) yoluyla aynısını istiyor.
- Trump’ın Almanya’da devletin baskı yapmakla suçladığı kurum AfD (Almanya için Alternatif). Trump’ın yardımcısı JD Vance Almanya ziyaretinde, Avrupa’da çeşitli şekillerde yürürlükte olan liberal demokratik sistemlere karşı, AfD gibi baskıcı, özgürlükleri kıstlamadan yana, tamamen göçmen karşıtı partilerin iktidar olmasını savundu.
- Trump Almanya’da da göçe daha sert tavır alınmasını, iltica ve aile birleşmesinin zorlaştırılmasını, sınır kontrollerinin sıkılaştırılmasını istiyor.
- Almanya’dan sınır dışı etmelerin hızlandırılmasını, mültecilerin sosyal yardımlarının kısıtlanmasını (yani aç bırakılmalarını) istiyor.
- Toplumda çok kültürlülük yerine AfD gibi “ulusal kimliğin” öne çıkarılmasını ve bu söylemin merkeze oturtulmasını istiyor.
- AfD’nin Alman siyasi hayatında meşru demokratik bir aktör olarak kabul görmesini ve üzerindeki kontrolün kaldırılmasını savunuyor.
- Trump, AB ülkelerinin sadece dış politikalarını değil, iç politikalarını da belirlemeyi, hatta o ülkelerde kim veya kimlerle daha uyumlu çalışabileceğini de belirtmekten geri kalmıyor.
- Toplumsal çatışmaların olabileceğine örnek olarak, 2015 yılında Köln şehrindeki yılbaşı şenliklerinde çıkan “olaylar” öne çıkarılıyor. Bu konu o günden beri bütün göçmenlere karşı bir olumsuzluk örneği olarak gösterildi. Bundan dolayı bu konunun çok yönlü irdelenmesi gerekir. Ancak böyle geniş bir inceleme, bu yazının sınırlarını çok aşacağı için konuya kısaca değinelim.
Alman halkının vicdanının fotoğrafı
Köln şehri, 2015 yılında 5-6 Eylül günlerinde trenlerle gelen mültecilere, her konuda yardım elini uzatan, mültecileri destekleyen, hatta çocuklu ailelerin bazılarını kendi evlerine götüren insanların şehriydi.
Almanya’da “yabancılar dışarı” naralarının atıldığı, sığınmacı yurtlarının yakıldığı dönemde, Köln’deki bu yardımseverlik, insanlara zor günlerinde destek olma, Almanya’nın, Alman halkının bir kesiminin güleç, aydınlık yüzüydü.
Trump, yardımcısı Vance ve toplantıları Güney Afrikalı faşistlerin selamı ile başlayıp bitiren Elon Musk gibileri, Köln’deki o sahneleri reddetseler dahi, o sahneler Alman halkının önemli bir kesiminin vicdanının fotoğrafıydı.
2015 yılı 31 Aralık- 1 Ocak 2016 gecesi çıkan olaylar, medyanın önemli bir kesiminin de desteğiyle Almanya’nın güler yüzünün, toplumun vicdanının önüne siyah bir perde gibi çekildi.
Almanya’nın Hırvatistan’da, Avusturya’da donmak üzere olan ve o ülkelerin kabul etmediği çoluk çocuk yüz binlerce mülteciyi kabul eden toplumsal vicdanı, mülteci çocuklarına kendi oyuncağını veren Alman çocuklarının gülen yüzleri yoktu artık. Bunlar söz konusu edilmemeliydi, Alman toplumunda göçmenlere karşı oluşan sempatinin önüne geçilmeliydi.
Varsa yoksa Köln şehrindeki olaylardı öne çıkarılan. “Mülteciler, göçmen gençleri kadınlarımıza, kızlarımıza saldırdılar” idi her taraftan gelen ses.
Üç ay önce göçmenlere karşı oluşan sempati, tuzla buz olmuştu.
Sormak gerekmez mi?
Almanya’daki bütün getirilerine karşın göçü ve göçmenliği reddeden, Trump ve çevresi gibi dış ve Almanya’daki bazı çevreler, göçmenleri olumsuz göstermek için sık sık Köln’deki yıllbaşı gecesini gündeme getiriyorlar.
Birincisi, hiçbir büyük şehirde olaysız geçen yılbaşı gecesi hemen hemen yok gibidir. İkincisi, olayların aktörleri olarak görülen göçmen ve mülteci gençler taşkınlık çıkarmışlar mıdır? Olabilir. Üçüncüsü, olaylar yatıştıktan çok kısa bir süre sonra, suçlu olarak gösterilen kişilerin hepsi göçmen kökenli midir, yoksa Alman kökenli gençler de var mıdır?
Burada sormak gerekmez mi? O akşam olay yerinde olan kolluk güçlerine, çevredeki sabit ve hareketli polis kameralarına karşın birkaç yüz, en azından onlarca zanlının tespit edilmiş ve yakalanmış olması gerekmez mi?
Sakız gibi durmadan çiğnenen, göçmenlerin karıştığı her olay sonrasında ısıtılıp gündeme getirilen Köln olaylarının zanlıları kaç kişidir? Kimdir bunlar?
Arama motorlarına girdiğimiz zaman şu verilere ulaşabiliyorsunuz:
“... Köln savcılığı olaylarla bağlantılı olarak 354 nitelikli şüpheli tespit etti... Bunlar hakkında 290 ayrı ceza soruşturması açıldı. Bu dosyalardan 46 kişi hakkında iddianame düzenlenerek dava açıldı.... 2017 sonu itibarıyla, Köln savcılığının bilançosuna göre 36 kişi çeşitli suçlardan mahkûm edildi... Daha sonra güncellenen bilgiler, toplamda 33-36 bandında kesinleşmiş mahkûmiyet olduğunu, bunların büyük çoğunluğunun hırsızlık, yağma ve benzeri suçlara, fakat çok azının (3 civarı) cinsel saldırı/tecavüz niteliğinde suçlara ilişkin olduğunu gösteriyor...” (Perplexity)
Peki, kelli felli basın ve yayın organlarının, kurumların ve toplumda öne çıkan kişilerin büyük bir kesimi neden hâlâ “Köln’de göçmenler yılbaşı gecesi kadınlarımıza, kızlarımıza saldırdı” diyor?
70 yıla yakın bir zamandır, bu ülkeye yük değil çok yoğun ve önemli katkıları olan bu insanlar, o kadar mı sizin içinizi karartıyor ki hâlâ bu iftiradan vazgeçmiyorsunuz?
Sonuçta şuraya geliyoruz: Trump’ın strateji belgesi, bir yandan göçmenlerin 70 yıla yakın bir zamandır Almanya’ya yaptıkları katkıları reddediyor.
Öte yandan da, Almanya’da göçle ilgili her gelişmeyi olumsuz gösterip, AfD’ye destek olmak, siyasi partiler arasında ona daha geniş bir hareket alanı açmak istiyor.
Trump’ın Almanya için önerdiği ve önereceği göçmen politikası, AfD’nin göç ve göçmen politikasıyla özdeştir. Bu konuda Trump’a karşı çıkmak, AfD’ye karşı çıkmaktır.
Dr. İ. Halil Özak
ARTI49