'Tarih ve Hukuk Perspektifiyle Ayntab Paneli'ne büyük ilgi

GAZİANTEP - Gaziantep Barosu ve İslam Ülkeleri Akademisyen ve Yazarlar Birliği (AYBİR) Gaziantep Şubesi, Gaziantep Yazarlar Birliği ile Demokrat Yargı tarafından...

GAZİANTEP - Gaziantep Barosu ve İslam Ülkeleri Akademisyen ve Yazarlar Birliği (AYBİR) Gaziantep Şubesi, Gaziantep Yazarlar Birliği ile Demokrat Yargı tarafından organize edilen ve moderatörlüğünü Avukat Ulaş Saygıdar yaptığı panel “Tarih ve Hukuk Perspektifiyle Ayntab” konulu panel, Baro Merkez Konferans Salonu'nda gerçekleşti. Paneldeki konuşmacılar ise Gaün Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgehan Pamuk ile Demokrat Yargı Eş başkanı ve Gaziantep Hâkimi Dr. Orhan Gazi Ertekin idi. İlk konuşmacı Prof. Dr. Bilgehan Pamuk, "Şeriyye Sicilleri Işığında Ayntab’ın Hukuk Tarihine Bakış" başlığıyla slayt eşliğinde görsel bir konuşma yaptı. Pamuk, konuşmasının giriş kısmında, günümüzde “Gaziantep” olarak kullanılan isminin geçmişte; “Ayntâb”, “Ayıntâb”, “Hantab”, “Hamtab”, “Hatab”, “Entab”, “Anteb”, “Gaziayıntâb” ve en son “Gaziantep” şeklinde olduğunu belirtti. Konuşmasının devamında Gaziantep yöresinin stratejik konumuna değinerek Hitit, Mitanni, Med, Asur, Pers, İskender, Selefkoslar, Roma ve Doğu Roma (Bizans), Sasaniler, Müslüman Araplar, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Edessa Haçlı Kontluğu, Fatimiler, Eyyübiler, Dulkadiroğulları, Memluklular, Osmanlılar gibi pek çok medeniyetin Gaziantep ve havalisine hâkimiyet kurduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Pamuk, Ayntab Şer’iyye Sicillerinin, 1531 yılından 1910 yılına kadar ki 379 senelik süre içinde, 50.000'den fazla belge altında 175 ciltlik bir koleksiyon hâlinde günümüze geldiğini, Şer'iyye Sicillerinin yaklaşık 40 santim boyu ve 16-17 santim arasında da eni olduğunu belirtti. Prof. Dr. Pamuk, Osmanlı döneminde mahkeme başkanının ve davaya bakan kişinin “kadı” olduğunu ve “kadı”nın da “icrâ-yı ahkâm-ı şer‘iyye ve infâz-ı kavânin-i mer‘iyye eylemekle” ; nizâm-ı memleket ve hıfz ve hırâset ve haraset-i râiyyet ve siyânete müteallik umur şeklinde mükellefinin olduğunu ayrıca mahkemenin kadı başkanlığında nâib, kâtib ve muhzır ve diğer görevlilerden oluştuğunu söyledi.Şer’iyye Sicillerinin, Osmanlı Devleti'nde kadı mahkemelerinde görülen davaları oluşturduğunu ve kadı tarafından görülen idarî işlerle ilgili işlemlere yer veren defterler olduğunu, şer’iyye sicillerinin o dönemi tanıma ve kavrama bakımından oldukça önemli kaynaklar olduğunu, Osmanlı Devleti’ni daha iyi anlayabilmek için, tarihî, hukukî, iktisadî, sosyal, idarî ve askerî alanlarda şer’iyye sicillerinin titizlikle incelenmesi gerektiğini vurguladı.Mahkemelerde görülen yargılama işlemlerinde alenilik ile sözlü savunmanın esas olduğunu, gıyapta yargılama yapılmaması ilkesine riayet edildiğini, mahkemede davaların alenîyet ilkesi çerçevesinde gerçekleştiğini, dava tutanağının altında şuhûdü’l-hâl başlığından sonra yer alan isimler davanın alenîyet ilkesine uygun olarak yapıldığını gösterdiğini, şuhûdü’l-hâl konumunda olan kişilerin mahkemenin işleyişine karışmadığını, yargılamada sözlülük ilkesi çerçevesinde davalı ve davacının beyanları sözlü olarak alındığını, bunun mahkeme tutanaklarına aktarıldığını, yargılamada Hanefî mezhebinin gıyapta yargılama yapılmaması ilkesi gereğince taraflardan birisinin mahkemede hazır bulunmayışı davanın ertelenmesine neden olduğunu, çalışma saatleri yönünden mahkemenin devamlı açık olduğunun anlaşıldığını sözlerine ekledi.Örneğin, 1541 yılında Ayntâb mahkemesine başvuran Tatar binti Mehmed yani Mehmed kızı Tatar’ın, kocası Yakub bin Yusuf’un yedi yıldır mutlak surette kayıp olduğunu bildirip boşanma talebinde bulunduğunu, Hanefî mezhebi içtihadlarına göre kocası kayıp olan bu kadının boşanması çok zor olduğu için, mahkeme tarafından Mevlânâ Hacı bin Ethem’i nâib tayin edilerek İmam Şâfî’nin görüşü çerçevesinde nikâhın fesh olunmasının sağlandığını belirtti. Ceza ve hukuk davalarında hüküm tesis edilirken şehadet, yemin, ikrar, yeminden nukul, yazılı vesikalar, karine, kasâme gibi ispat vasıtalarından yararlanıldığını, şahitlik ve ikrar durumunun ceza ve hukuk davalarında en fazla kullanılan ispat vasıtaları olduğunu sözlerine ekledi. Son olarak, yargılamada, kişinin suçsuzluğu ve borçsuzluğu (yani masumiyet karinesi) esas alındığını, bir kimse suçu ispat edilene kadar suçsuz kabul edildiğini, yargılama genellikle çabuk yapılmakta ve davalar tek oturumda karara bağlandığını, kadı konumundaki mahkeme başkanının, gerekli hallerde soruşturma yaptığını, soruşturma safhasında elde edilen bilgi ve delillerin mahkemeye ibraz edilerek dava sonuçlandırıldığını belirtti. İkinci konuşmacı ise Demokrat Yargı Eş başkanı ve Gaziantep Hakimi Dr. Orhan Gazi Ertekin,  "Şehir, Yargı ve Hukuk" bağlamında yaptığı konuşmada ise olayları anlamada ve algılamada tarihin önemli bir fonksiyonu olduğunu, bir şehri tanımanın en iyi yolunun o şehirde yaşanan olaylar olduğunu, şehirde yaşanan olaylar çerçevesinde o şehrin değerlendirilmesi gerektiğini, bu anlamda Gaziantep’le ilgili gerek Osmanlı dönemi ve gerekse Osmanlı sonrası yirmi kadar önemli olayı araştırdıklarını, yaşanan bu olayların "Şehir, Yargı ve Hukuk" bağlamında önemli sonuçlar çıkaracağını, bu yirmi kadar olaydan Osmanlı döneminde yaşanan Gelin İyne olayının yargı açısından önemli bir vaka olduğunu, bu olayı yargılayan Kadı Hüsamettin’in Gelin İyne olayındaki tutum ve davranışının yargılama ve olayı değerlendirme bakımından bilinenin dışında çok farklı bir yaklaşım sergilediğini belirti. Hıyamlı Fatma olayının da hukuk, yargı ve şehir bağlamında önemli etki sağladığını belirtti.[gallery ids="216477,216476,216475,216474,216473"]

Gündem Haberleri