Şekerli içeceklerin sağlık üzerindeki etkileri yeniden gündemde. Almanya'nın 2028 yılından itibaren şekerle tatlandırılmış içeceklere vergi benzeri bir katkı payı uygulamayı planlaması, dikkatleri özellikle kola, hazır buzlu çay ve enerji içecekleri gibi ürünlere çevirdi.
Lund Üniversitesi tarafından yürütülen bir araştırma, içeceklerden alınan şekerin kalp ve damar hastalıklarıyla diğer şeker kaynaklarına kıyasla daha güçlü bir ilişki içinde olduğunu ortaya koydu. Araştırmada, yoğun miktarda şekerli içecek tüketen kişilerde felç, kalp yetmezliği, atriyal fibrilasyon ve çeşitli damar hastalıkları riskinin arttığı belirlendi. Uzmanlara göre bunun en önemli nedenlerinden biri, sıvı formdaki şekerin kısa sürede yüksek miktarlarda alınabilmesi ve buna rağmen belirgin bir tokluk hissi oluşturmaması.
Meyve şekeri karaciğeri etkileyebiliyor
Pek çok meyve suyu, gazlı içecek, enerji içeceği ve hazır buzlu çayda bulunan fruktoz da ayrı bir risk unsuru olarak değerlendiriliyor. Glikozdan farklı olarak büyük ölçüde karaciğerde işlenen fruktozun, burada yağ oluşumunu artırabildiği belirtiliyor.
Bu yağların organlarda birikmesi zamanla karaciğer yağlanması ve diyabet gelişimini kolaylaştırabiliyor. Uzmanlar, özellikle düzenli ve yüksek miktarda fruktoz tüketiminin uzun vadeli sonuçlarına dikkat çekiyor.
Her şeker aynı şekilde değerlendirilmiyor
Bununla birlikte uzmanlar, tüm şeker türlerinin otomatik olarak zararlı kabul edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Meyve, sebze ve süt gibi doğal gıdalarda bulunan şekerler, vitamin, lif, protein ve kalsiyum gibi önemli besin öğeleriyle birlikte alındığı için farklı değerlendiriliyor.
Asıl dikkat edilmesi gereken grubun ise “serbest şekerler” olduğu ifade ediliyor. Üreticiler veya tüketiciler tarafından sonradan gıdalara eklenen şekerler bu kategoriye giriyor. Bal, şurup, meyve suları ve meyve suyu konsantrelerinden gelen şekerler de serbest şeker kapsamında değerlendiriliyor.
Günlük tüketim önerilen sınırın çok üzerinde
Dünya Sağlık Örgütü, serbest şeker tüketiminin günlük enerji alımının yüzde 10’unun altında tutulmasını öneriyor. Bu miktar yetişkinler için yaklaşık günde 50 gram şekere karşılık geliyor.
Ancak Almanya'da kişi başına yıllık ortalama şeker tüketiminin yaklaşık 41 kilogram olduğu belirtiliyor. Bu da günlük ortalama 112 gram şeker anlamına geliyor ve Dünya Sağlık Örgütü'nün tavsiye ettiği miktarın iki katından fazla.
Şeker yalnızca kola, çikolata veya tatlılarda bulunmuyor. Meyveli yoğurtlar, müsli ürünleri, soslar, salata sosları ve hazır yemekler de yüksek miktarda şeker içerebiliyor. Ürün içeriklerinde şeker; şurup, nektar, melas, meyve tatlandırıcısı gibi isimlerle ya da glikoz, fruktoz, dekstroz ve maltoz gibi “-oz” ile biten ifadelerle yer alabiliyor. Bal da temel olarak su, meyve şekeri ve üzüm şekerinden oluşuyor.
Bağırsak florasını da etkileyebiliyor
Uzmanlar, uzun süre yüksek miktarda şeker tüketiminin kilo artışını teşvik edebileceğini belirtiyor. Fazla kilo ise tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, yağ metabolizması bozuklukları ve başka sağlık sorunlarının riskini artırıyor.
Yüksek şeker tüketiminin bağırsaklar üzerinde de etkili olabileceği ifade ediliyor. Bağırsak florasındaki dengenin bozulması anlamına gelen disbiyozun, çeşitli metabolik ve iltihabi süreçlerle ilişkili olduğu belirtiliyor.
Şeker tüketimini azaltmak isteyenlere ise ani ve sert değişiklikler yerine kademeli bir yöntem öneriliyor. Kahveye daha az şeker eklemek veya düşük şekerli içecekleri tercih etmek bu adımlardan bazıları arasında gösteriliyor. Uzmanlara göre zamanla tat alma duyusu değişebiliyor ve daha önce normal gelen ürünler aşırı tatlı hissedilebiliyor. Bu etkinin oluşması için tatlandırıcı içeren ürünlerden uzak durulması tavsiye ediliyor.
Ara öğünlerde taze meyve, sade yoğurt ve kuruyemiş gibi seçenekler önerilirken, ani açlık krizlerini önlemek için düzenli beslenmenin ve lif açısından zengin gıdaların tercih edilmesinin kan şekeri dengesine katkı sağlayabileceği belirtiliyor.