Şartlar da eşit değil, umutlar da...

200 gram fazlası olan boksör o siklette maça çıkamazken devletin tüm imkanlarını seferber eden iktidar, muhalefete karşı baskın seçime gidiyor. Her şeye rağmen, muhalefetin umudu daha fazla...

OSMAN GÜN - Türkiye'de son zamanlarda herkesin seçim dediği bir olay yaşanmaya başladı. Garibime giden de adına seçim denilen bu durumun seçimle uzaktan yakından bir ilgisinin olmaması. 

Seçim bir spor karşılaşması gibidir. Yarış, adil ve eşit koşullarda yapılmalıdır. Eşit koşullarda yapılmayan bir yarışınsa kazananı olmaz.

Siz hiç 10 kişilik bir takımla, 12 kişilik bir takımın maça başladığını gördünüz mü? 2 kilo fazlalığı bırakalım, 200 gram fazlası olan bir güreşçi, kendi sikletinde maça çıkamaz. Bir boksör ancak kendi kilosundaki rakibiyle maç yapar. Koşulların eşit olmadığı bir yarışma asla yarışma olarak değer görmez.

Eğer sporcu doping yapmışsa, yarışma bittikten sonra bile diskalifiye edilir. Madalyası elinden alınır. Yarış zamanı çok önceden belli olduğu için, yarışmacılar kendilerini o tarihe göre hazırlarlar. Hiçkimse taraflı olduğu açık olan bir hakemle maça başlamak istemez.

Türkiye, tam da bu örneklere benzeyen bir atmosferde seçime gidiyor. 

İktidarda olanlar ön hazırlıklarını yaptılar ve kendileri için en uygun zamanda yarışmanın başlamasına karar verdiler. Yarışma, iktidardakilerin sahasında yapılıyor. Tüm önlemler, onların memurları tarafından alınıyor. Tüm olanaklar, ev sahibinin yani iktidarın lehine değerlendiriliyor. 

Sınırsız bir kaynaktan akan para gücünün yanı sıra, medyada da, adeta bir doping gibi algı sistematiği oluşturuluyor. Kazan da nasıl kazanırsan kazan. Hiçkimse eşit, etik koşullar var mı diye bakmıyor. İktidar için her yol mübah görünüyor. Anlayacağınız bir doping kontrol mekanizması yok. Neredeyse tüm imkanlar bir tarafın kazanması için seferber edilmiş durumda. 

Peki bu durumda, bu kadar güç ve olanak karşısında iktidar karşıtlarını motive eden ne? 

Gelecekleri, daha adil ve eşit yaşama istekleri. Farklı düşüncede olanlar bile artık birbirlerine daha hoşgörülü davranıyorlar ve güç birliği yapıyorlar. 

Çünkü artık tek yaşama şansı birleşmede, direnmede ve kısıtlı imkanları en uygun şekilde kullanmada.

Bir devletin görevi, seçim zamanı tüm koşulları eşitleyerek süreci yönetmektir. Ancak bu şekilde tarafsız bir atmosferde yapılan seçimlerin gerçek kazananı ve kaybedeni belli olur. 

Aksi halde tüm umutları, yok olmama mücadelesi vermenin enerjisine, direnme gücüne bağlamak gerekir. 

Siyasette mağdur olmanın, ezilmenin, zorla bastırılmanın getirdiği bir muhalif enerji vardır. AKP'yi 2002'de iktidara taşıyan bu mağduriyet gücünü hafife almayın. 

Dünya siyasi tarihi, mucize gibi görülen bu gücün zaferleriyle doludur…

Türkiye Haberleri