OKTAN ERDİKMEN - 1960’larda başlayan işçi göçünün ardından, milyonlarca Türkiye kökenli insana vatan olan Almanya’da acı tatlı hatıralarımız var.
Bunlardan en acısı kuşkusuz 2000’li yıllarda bu ülkede yaşayan Türkleri, sadece Türk oldukları için öldüren bir Neo-Nazi terör hücresinin işlediği cinayetlerdi.
Bugün, mahkemesi Münih’te bulunan ve duvarında haç işaretinin olduğu bir salonda görülmeye devam eden NSU’nun işlediği cinayetler, 1998’de polis bir tutuklamayı engellemeseydi veya 2011’de yakılan evden istihbarata ait belgeler çıkmasaydı ya da Thüringen komanda birlikleri, bu hücreyi yakalamak üzere çıktıkları operasyondan bir telefonla geri çağrılmasaydı belki de bu kadar acı vermeyecekti.
Thüringen Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın bu 3 teröriste sahte pasaport almak üzere 2 bin avro parayı neden verdiği, sonra nasıl elinden kaçırdığı da açıklanmadı.
Kassel’de internet kafe işleten Halit Yozgat öldürüldüğü esnada, orada bulunan Hessen Eyaleti Anayasayı Koruma Teşkilatı üyesinin evinden kilometrelerce uzakta bir internet kafede ne yaptığı, aşırı sağcı cinayet işlendikten sonra neden ortadan kaybolduğu ve hala kamu görevlisi olarak nasıl çalıştığı da izah edilmedi.
Önceki soruşturmalardan elde edilen deliller ortadan kayboldu. Dinleme kasetleri imha edildi. Bazı belgeleri sel suları alıp götürdü. Evet, gerçekten de mahkemeye böyle söylediler: Sel suları alıp götürdü.
Üstelik cinayetler işlenmeye başladığı anda başta Alman medyası olmak üzere herkes gözünü Türk toplumuna çevirdi. Döner cinayetleri dediler, Türk mafyası dediler. Kürt mafyası, uyuşturucu, kara para… Aşırı sağcı, ırkçı cinayet şebekesinden başka her şey söylendi.
Olaylar ortaya çıktıktan sonra Alman devleti kurbanların ailelerinden özür diledi. Bu insanların isimleri sokaklara, meydanlara verildi. Sonra sosyal yardıma sayılmak kaydıyla da olsa, bazı ailelere 5-10 bin avro arasında tazminat ödendi.
Bu Alman tarafının yaptığı bir özeleştiriydi. Peki ya bu insanların anavatanı, Türkiye ne yaptı?
Hiçbir şey. Münih’te devam eden mahkemeyi bile takip eden yok.
Oysa bu insanların kaderinin PKK ve FETÖ tarafından öldürülen insanlardan çok fazla farkı yoktu. Bir gün dükkanlarını açtılar ve hiçbir kötülük yapmadıkları halde, sadece Türk oldukları için kendilerini hedef alan teröristler tarafından katledildiler.
Enver Şimşek, Abdurrahim Özüdoğru, Süleyman Taşköprü, Habil Kılıç, Mehmet Turgut, İsmail Yaşar, Mehmet Kubaşık ve Halit Yozgat şehit sayılsın.
Türk sanılarak öldürülen Yunan vatandaşı Theodoros Boulgarides ve Alman polis memuru Michèle Kiesewetter de onurlandırılsın.
Bu cinayetleri takip etmeyen, davayı izlemeyen, Almanya’da yaşayan milyonlarca insanı kaderine terk eden Türkiye’nin de öldürülen insanlara bir özür borcu var.
Bir şehitlik beratı ve mezarın başına asılacak ay yıldızlı bir Türk bayrağı, ailelerin acısını belki biraz dindirir.
Oktan Erdikmen'in diğer yazılarını okumak için lütfen tıklayınız.