OKTAN ERDİKMEN - Önceki sabah bir kafedeyken, hemen yanımdaki masaya 2 Türk genç oturdu. Kahvelerinden tek bir yudum bile almadan, sürekli birbirlerinin fotoğraflarını çektiler.
Ben bir saat kadar sonra kalkarken, hala fotoğraf çekiyorlardı ve kahvelerinden hala tek bir yudum almamışlardı.
Bu hareketi dünya üzerinde insandan başka hiçbir canlıya yaptıramazsınız. Örneğin bir maymuna muz verirseniz, karnı tok değilse hemen yer. Fotoğraf çekmek için veya herhangi bir başka şey için asla beklemez.
Oysa modern insanlar, yaşamları boyunca ‘Sen en değerlisin, en süpersin, tüm dünya senin için, istersen alırsın’ mesajlarıyla yetiştirildiğinden, sonunda kendilerini gerçekten prens - prenses sanmaya başladılar.
Hepimiz kendimizi olduğumuzdan çok daha zeki, güzel - yakışıklı, olgun vs. sanıyoruz ancak değiliz. Hatta bildiğimizden kesinlikle emin olduğumuz şeyleri bile aslında bilmiyoruz.
Sloman ve Fernbach, bunu ‘The Knowledge Illusion’ kitabında bilimsel olarak ispatladılar. Bildiğimizi sandığımız şeyler, beynimizin sürekli maruz kaldığı mesajların yansıması. Bazıları da genetik olarak bize miras kalan çıkarımlar. Laboratuvarda doğan ve hiç yılan görmemiş bir kedinin, yılana benzer bir cisim görünce havaya zıplaması gibi.
Gerçi insan, genetik mirasını bile radikal şekilde reddederek, üreme içgüdüsünün dışında hareketler yapmaya başladı. Özellikle genç kızlar, kendilerini karşı cinsten çok, birbirlerine beğendirme yarışı içine girdiler.
Milyonlarca kişi, aslında çok 'süper' bir hayata sahip olduklarına başkalarını inandırmak amacıyla fotoğraflar çekip internete koyuyor. Herkes, kendi çapında bir pazarlama uzmanı oldu.
İnternette gördüğü hayatları bu kişilerin gerçek hayatları sanan ve kıskanan birçok kişi de, psikolojik sorunlar yaşıyor. Kapitalizm bunu da paraya çevirerek, onlara antidepresanlar satıyor.
Birkaç yüz yıl önce yaşayan bir insanı bugüne ışınlamak mümkün olsa, içinde bulunduğumuz bu duruma bakar ve şok geçirirdi. İnsanlar çok düşük ücretlerde fabrikalarda çalıştırıp, paralarını aslında hiç ihtiyaçları olmayan binlerce şeye harcıyorlar. Üstelik sistem bizi, tüm bu gereksiz ürünlere ihtiyacımız olduğuna inandırıyor.
Örneğin birçok kişi, pahalı arabalara ilgi duyar. Oysa bilimsel araştırmalar, arabayla yapılan yolculuklardaki mutluluğun, arabanın fiyatıyla hiçbir ilgisi olmadığını birçok kez ortaya koydu. Hatta arabayı, benzinini, sigortasını ödemek için çalıştığınız zamanı hesapladığınızda, yürüyerek gitmek, arabayla gitmekten daha karlı oluyor. Bunlar hesaplandığında bir arabanın hızı, saatte 7 kilometreyi geçmiyor.
Ancak insanlar pahalı arabaların, pahalı saatlerin daha güzel, reklamlarını gördükleri markaların daha kaliteli olduğuna inanırlar. Bilimadamları bunu ‘odaklanma ilüzyonu’ olarak açıklıyor.
Bugün 2 milyarın üstünde insan aşırı kilolu olmaktan şikayet ediyor. 1 milyar kişi ise yiyecek bulamıyor. 7 milyarı ise doğasına hiç de uygun olmayan bir sistemi çevirmek üzere çalışıyor.
Özel hapishane işletmecilerinin devletten doluluk garantisi istedikleri, bazı bölgelerde evsizlerin 4G modemi olarak hizmet verdikleri bir düzende yaşıyoruz.
Sadece insanların değil, hayvanların hayatını da mahvetmiş durumdayız. Doğal ortamlarında 20 yıldan fazla yaşayan inekler, modern çiftliklerde en fazla 5 yıl yaşıyor. Yavrularının içmesi gereken sütü, marketlerde satıyoruz. Yavrulara da su ve süt tozu karışımı veriyoruz. Çoğunu da 6 aylık olmadan kesiyoruz. Üstelik bu süre zarfından bir metal kutudan çıkmalarına bile izin vermiyoruz. Çünkü aksi takdirde etleri sertleşir ve daha az para ederler. Aynı çiftliklerde erkek civcivler, yumurta vermeyeceklerinden pres makinelerine atılıyor.
Dünyanın yüzde 1’lik kesimi ekonominin vs. Bir sürü istatistik verebiliriz ama hiç gerek yok.
Pencereden bakmak bile bu dünyanın ne kadar adaletsiz olduğunu anlamamıza yeter.
İşte böyle bir dünyada büyüyen gençler, çevrelerinde olan biteni sorgulamak yerine, ellerine bir cep telefonu alıp kendi kendilerinin fotoğrafını çekiyorlar.
Birkaç yüzyıl sonra insanlar, neden bazılarının fakir, bazılarının zengin doğduğunu sorgulayacak ve bu düzene isyan edecekler. 2000’lerin insanlarının, bir ay boyunca sevmedikleri işlerde çalışıp, hiç ihtiyaçları olmayan eşyaları, sadece reklamlar öyle istiyor diye almalarına şaşıracaklar.
Sonra da, bizim neden kendi kendimize fotoğraf çekip önümüzdeki kahveyi soğuttuğumuzu ve bu saçma düzene bir türlü isyan etmediğimizi sorgulayacaklar.
Tıpkı bugün orta çağda yaşayan insanların, köle olarak doğup köle olarak ölmeye neden isyan etmediklerini sorguladığımız gibi.
Oktan Erdikmen'in diğer yazıları için lütfen tıklayınız.
NOT: Bu yazıdaki bilgileri Dobelli’nin ‘İyi Yaşama Sanatı’ ve Harari’nin 'Homo Deus' kitaplarından ve Psikoloji Bilimi dergisinin 2016/9 sayısından derledim.