Kovid aşısından sonra görülen "pıhtılaşmanın" nedeni belli oldu

Bilim insanları, bazı Covid-19 aşılarından sonra çok nadir görülen beyin ven trombozlarının nedenini ortaya koydu. Çalışma, adenovirüs taşıyıcısındaki Protein VII ve nadir bir genetik mutasyonun birlikte rol oynadığını gösteriyor.

Dünya genelinde milyarlarca kişi Covid-19’a karşı aşılandı. Çok nadir vakalarda ise aşının ardından beyindeki toplardamarlarda tehlikeli pıhtılar oluştu. Uzun süredir tartışılan bu komplikasyonun nedeni artık bilimsel olarak netleştirildi.

İlk olağan dışı vakalar 2021 yılının ilkbaharında kayda geçmişti. Bazı Covid-19 aşılarının ardından beyin venlerinde tromboz görüldüğü bildirilmiş, son derece seyrek yaşanmasına rağmen bu durum uluslararası kamuoyunda endişe yaratmıştı.

Greifswald Üniversite Tıbbı’nın da yer aldığı uluslararası bir araştırma ekibi, söz konusu yan etkinin arkasındaki biyolojik süreci ortaya koydu. Bulgular, tıp dünyasının saygın dergilerinden “New England Journal of Medicine”da yayımlandı.

Tetikleyici etken taşıyıcı virüs çıktı

Araştırmaya göre reaksiyona yol açan unsur, koronavirüse karşı geliştirilen etkin madde değil. Sorunun kaynağı, aşıda taşıyıcı olarak kullanılan ve normalde zararsız kabul edilen adenovirüsün bir bileşeni. Adenovirüsler genellikle soğuk algınlığı ya da konjonktivit gibi hafif enfeksiyonlara neden oluyor.

Bilim insanları özellikle adenovirüsün “Protein VII” olarak adlandırılan yapısına odaklandı. Bu proteinin bir bölümü, insan vücudunda kanın pıhtılaşmasında kilit rol oynayan “Plättchenfaktor 4 (PF4)” adlı proteine benzerlik gösteriyor.

Nadir görülen genetik süreç

Pek çok kişi yaşamı boyunca adenovirüslere karşı antikor geliştiriyor. Antikorlar, bağışıklık sisteminin hastalık etkenlerini tanıyıp etkisiz hale getiren proteinleri olarak biliniyor. Aynı virüsle yeniden karşılaşıldığında bağışıklık sistemi tekrar devreye giriyor.

Belirli bir genetik yatkınlığa sahip kişilerde ise son derece nadir durumlarda “somatik hipermutasyon” adı verilen bir süreç yaşanabiliyor. Bu süreçte antikorun genetik bilgisinde çok küçük bir değişiklik meydana geliyor. VITT olarak adlandırılan tabloda, antikorun hafif zincirindeki belirli bir noktada Lizin aminoasidi Glutamik asitle yer değiştiriyor. Uzmanlar bu değişimi K31E mutasyonu olarak tanımlıyor.

Bu küçük değişiklik sonucunda antikor yalnızca adenovirüsün Protein VII’sine değil, aynı zamanda vücudun kendi PF4 proteinine de bağlanabiliyor. Devamında antikorlar, FcγRIIa reseptörleri üzerinden kan pulcuklarını aktive ediyor. Bunun sonucunda özellikle beyin venlerinde pıhtılar oluşurken, dolaşımdaki trombosit sayısı da düşüyor.

Neden bu kadar az görüldü?

Araştırmacılar 21 VITT hastasından alınan antikorları analiz etti, ayrıca 100 ek vakayı daha inceledi. Neredeyse tüm hastalarda belirli bir gen varyantı tespit edildi. Ancak tehlikeli yan etkinin ortaya çıkması için bu genetik özelliğin nadir görülen hipermutasyonla birlikte bulunması gerekiyor.

Bu çift aşamalı mekanizma, aşı sonrası beyin ven trombozlarının neden son derece seyrek görüldüğünü açıklıyor. Almanya’da Paul-Ehrlich-Enstitüsü, 31 Mayıs 2021’e kadar Astrazeneca’nın Vaxzevria aşısıyla yapılan yaklaşık 9,2 milyon doz uygulama sonrasında 106 vaka kaydetti. Bu vakalardan 21’i ölümle sonuçlandı.

Söz konusu iki aşı artık piyasada bulunmuyor. Araştırmacılar yine de elde edilen sonuçların önemli bir perspektif sunduğunu belirtiyor. Adenovirüs proteinindeki sorumlu bölgenin gelecekte hedefli biçimde değiştirilebileceği, böylece vektör aşılarının daha da güvenli hale getirilebileceği ifade ediliyor. Bu yaklaşımın, Ebola gibi yaşamı tehdit eden diğer enfeksiyon hastalıklarına karşı geliştirilecek aşılar için de yol gösterici olabileceği değerlendiriliyor.

ARTI49

Yaşam Haberleri