OKTAN ERDİKMEN - Türkiye’deki ekonomik kriz, adaletsizlik, gittikçe artan yolsuzluk ve rüşvet, toplumsal kutuplaşma ve adam kayırma gibi nedenlerle AKP’nin yüzde 50’nin, destekçisi MHP’nin de yüzde 10’un altına düşmesi nedeniyle, iktidar bir ittifak arayışına girdi.
Erdoğan bir kanunla MHP’nin baraj altı kalmasını önlenmek ama yüzde 10 seçim barajını da korumak istiyor. Amacı, sadece kendisinden yana olan küçük partilerin meclise girmesi.
Aynı düzenlemede çok tehlikeli 2 madde var. Bunlardan biri, çoğu yerde AKP’li siyasetçilerin emrindeki bir devlet memuru olan sandık başkanına polis çağırma yetkisi veriyor. Diğeri de son referandumun şaibe altında kalmasına neden olan mühürsüz oyların geçerli sayılmasına ilişkin. Aslında bu ikincisi, referandumu daha da büyük bir şaibe altında bıraktı. Mühürsüz oylar, yeni kanunla geçerli sayılacaksa, önceki seçimlerde geçersiz olduğu anlamına gelmez mi? Allah’tan Anayasa’nın ihlal edilmesine, kanunların hiçe sayılmasına çoktan alıştık da, bu gibi durumlarda büyük bir şok yaşamıyoruz.
Öte yandan, Erdoğan'ın gözden kaçırdığı bir husus var. İktidarlar daha önce de, kaybedeceklerini anlayınca seçim yasasını kendi lehlerine değiştirmek için çırpındılar. Ancak bu düzenlemeler işe yaramadı.
CHP baskın seçim yapmıştı
CHP, 1947 temmuzunda yapılması gereken seçimleri bir yıl önceye alarak baskın yaptı. Seçimlerde oy verme işlemi açık, sayım ise kapalı yapılıyordu. Oyları sayanlar da hemen hepsi CHP üyesi olan kamu görevlileriydi.
CHP bu seçimi büyük tartışmalar eşliğinde de olsa kazandı. Ancak tarafsız şekilde düzenlenen 1950 seçimlerini kaybetti. Parti, yüzde 39,8 oy almasına rağmen sadece 69 milletvekili çıkarabildi. Demokrat Parti ise yüzde 53,4 ile 408 milletvekilliği kazandı. Bunun sebebi, CHP’nin seçimlerden önce birçok ilde önde olacağını öngörerek, birinci partinin seçim çevresindeki tüm milletvekillerini kazanması yönünde bir düzenleme yapmasıydı.
DP kendi sonunu hazırladı
Demokrat Parti iktidara geldiğinde, başlangıçta ekonomik ve siyasal liberalizm rüzgarları esti. Ancak kısa süre sonra işler ters gitmeye başlayınca, muhalefet, basın ve üniversiteler baskı altına alındı. DP’deki liberaller, ayrılıp Hürriyet Partisi’ni kurdular. Muhalefetteki CHP, Hürriyet Partisi ve Cumhuriyetçi Millet Partisi, ittifaka giderek seçim bölgelerindeki tüm milletvekillerini kazanma planları yaparlarken, Menderes meclisten ortak liste ve ittifak yapmayı yasaklayan bir kanun çıkardı. CHP buna rağmen yüzde 40’ı geçti. 60 darbesi olmasaydı, ilk seçimde CHP, Demokrat Parti’yi geçecekti.
İnönü’nün mitingleri engelleniyor, Menderes onun için ‘Günde 300 toplantı yapıyor, gebermedi gitti’ diyordu. Vatan Cephesi adı altında ölülerin radyodan isimlerinin okunması gibi saçma sapan propaganda faaliyetleri ters tepti. Birçok ilde Radyoyu Dinlemeyenler Cemiyetleri kuruldu. Ancak darbeciler, milletin demokratik seçimlerde iktidarı değiştirmesine izin vermedi. Seçim kanununun değiştirilmesi, muhalefete ve basına yönelik baskı, Menderes’in aleyhine oldu.
Cuntanın silahı ters tepti
12 Eylül darbesi sonrasında da, cunta yönetimi seçim kanununu kendisine göre düzenlemişti. 1983 yılında seçime girmesine izin verilen 3 partiden, Turgut Sunalp’in Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin kazanması isteniyordu. Ancak Özal’ın Anavatan Partisi yüzde 45; Halkçı Parti ise yüzde 30 oy aldı. Yüzde 23’te kalan MDP’nin tek başına iktidara gelmesi için yapılan düzenlemeler, askerlerin haz etmedikleri Özal’ı tek başına iktidara taşıdı.
Aynı hatayı Özal da yaptı
Özal bundan ders almamış olacak ki, iktidara gelince seçim kanununu bu sefer kendine göre düzenlemeye başladı.
İlk olarak Ecevit, Demirel gibi yasaklı siyasetçilerin siyasete dönüşü için düzenlediği referandumu kaybetti. Bunun üzerine, seçimleri 1987’ye alarak baskın seçim yaptı. Çünkü 12 Eylül Referandumu’nda oy kullanmayan 2 milyon seçmene verilen oy kullanmama cezası 1988’de bitiyordu ve bu seçmenler büyük ölçüde yasaklı liderleri destekliyordu.
Özal seçimde yaptığı düzenlemelerle sadece yüzde 36 oy alarak tek başına iktidara geldi. Buna rağmen, 1991’de yapılan seçimi kaybetti.
Bahçeli’nin aklına uyanlar yandı
Kendisi de hükümette yer alan Devlet Bahçeli, 2002 yılında büyük bir ekonomik krizin ardından her şey tam kontrol altına alınmışken erken seçim çağrısı yaptı. Krizin sorumluluğunu Ecevit’in üzerine yıkmaya ve kendisi aradan sıyrılmaya çalışıyordu. En azından seçim barajının düşürülmesini ve sonra seçime gidilmesini isteyenleri de reddetti.
Devlet Bahçeli, 7 partinin yüzde 5’in üzerinde oy almasına rağmen meclis dışında kaldığı seçimlerde oy kullanan 4 kişiden sadece 1’inin oyunu alan AKP’nin tek başına iktidara gelmesini sağladı.
Erdoğan da Bahçeli’nin aklına uyarak, geçmişte Menderes, Evren, Özal gibi isimler tarafından yapılan hataları göz göre göre tekrarlıyor.
Demokrat Parti dönemindeki radyoya rahmet okutan yandaş medya, Radyoyu Dinlemeyenler Cemiyeti üyelerinin bile şaşıp kalacağı haberlerle, milletle dalga geçiyor.
Erdoğan’ın çevresindeki gerçekleri gizleyen yalaka ordusu, hem onu hem de ülkeyi felakete sürüklüyor.
Oysa halkın desteğini kaybetmişseniz, seçim kanununu da değiştirseniz, mühürsüz oyları da geçerli saysanız, ölülere de oy kullandırtsanız, sandıkların başına polis de koysanız kaybedersiniz.
En kötüsü de, kaybetmemek için özel kanun çıkarmaya çalıştığınızda, aslında çoktan kaybetmiş olduğunuzu bilmemenizdir.
1789 devriminden bir gün önce, defterine ‘Bugün kayda değer bir şey yok’ yazan Fransız Kralı Louis gibi…
Oktan Erdikmen'in diğer yazılarını okumak için lütfen tıklayınız