OKTAN ERDİKMEN - Almanya’da genel seçimlere yaklaşırken, Leitkultur (öncü - egemen kültür) tartışması yeniden alevlendi. Son dönemde entegrasyon kelimesi o kadar çok kullanılmıştı ki, insanlar bu ifadeden sıkıldılar. Şimdi benzer şeyleri Leitkultur kelimesi etrafında konuşuyorlar. Herkes uzun yıllar entegrasyonun öneminden ve Müslümanların, Türklerin Almanya’nın ayrılmaz bir parçası olduğundan söz etti. Ancak entegrasyon denilen bu kelimeden ne anlaşılması gerektiği bir türlü açıklığa kavuşturulamadı. Yıllardır entegrasyonu tartışan Almanya’da Leitkultur deyimiyle bu konuya yeni bir boyut getirilmiş oldu.
Öncü kültür ifadesini ilk dile getiren kişi, CDU’nun o dönemdeki fraksiyon başkanı Friedrich Merz olmuştu. Merz, yabancıların Almanya’nın temel değerlerine uyum sağlamaları gerektiğini söylüyordu. Peki bu uyum nereye kadar sağlanacaktı? Örneğin bir kısmı başörtüsü takan Müslüman kadınlar, Alman öncü kültürüne uyum sağlamak adına başörtülerini çıkarmalılar mı? Veya Alman yemek kültürünün bir parçası olan domuz sosisinden ve biradan tatmalılar mı?
Almanya’nın Nazi dönemi geçmişine rağmen, bugün Yahudilere yapılan ayrımcılık oldukça geriledi. Ayrımcı görüşleriyle tanınan SPD’li Thilo Sarrazin, Yahudilerin zeki olduklarını ve Müslümanların o kadar da zeki olmadıklarını savunuyor. Dolayısıyla Almanya’daki entegrasyon ve öncü kültür tartışmalarında dinden veya ırktan ziyade, yaşam biçiminin etkili olduğunu söyleyebiliriz. Aşırı sağcı Almanlar, Yahudilerin domuz eti yememelerinden veya sünnet olmalarından çok fazla rahatsız olmuyorlar. Müslümanlar ise bir kısmının taktığı başörtüsü, bir kısmının bıraktığı uzun sakal gibi farklarla hemen göze çarpıyorlar. O nedenle entegrasyon tartışması genellikle Müslümanlar üzerinden yürüyor.
Zaman zaman bazı siyasetçiler de Türklerin ve Müslümanların Almanya’nın bir parçası olduğunu söyleyip, bir dönercide döner kesiyorlar. Aslında bu ifade ve Türklere mesaj vermek için dönercide döner kesilmesi bile ayrımcılığın bir göstergesi.
Geçtiğimiz günlerde Sigmar Gabriel Almanya’daki Türklere Türkçe mektup yazıp, ‘Siz Almanya’ya aitsiniz’ dediğinde, birçoğumuz sevince boğuldu.
Ancak birine siz buraya aitsiniz demek, Almanya’daki Türklere yapılan gizli bir ayrımcılıktır.
Gabriel’in bakanlar kurulundan arkadaşı Aydan Özoğuz çıkıp, Protestan Almanlara mektup yazsa ve “Siz Almanya’ya aitsiniz” dese, herkes güler.
Herkes Almanya’nın Hristiyan inancına ve Alman ırkına mensup kişilerin ülkesi olduğunu açıkça ifade etmeden olsa da kabul ediyor.
Oysa ne entegrasyon, ne de öncü kültür tartışmaları bu çerçevede bir sonuca ulaşamaz.
Hindistan’da insanlar kast sistemine inanıyor ve bir üst sisteme ancak öldüğünde geçebileceğini sanıyor. Birçoğu ineğe tapıyorlar. Şimdi bir Türk kalkıp Hindistan’a gitse, ondan Hindistan’ın öncü kültürüne uymasını ve ömür boyu bir kast sisteminde çalışmasını kim bekleyebilir?
Kültür toplumların hayal ettiği değerler bütünüdür. Ülkeler arasındaki bu büyük kültür farklarının temel nedeni de, her topluluğun farklı değerleri hayal etmesidir.
Almanya’da Habermars’ın anayasal yurtseverlik fikrine hepimiz saygılıyız ve Alman Anayasası’nın eşitlik ilkesinin herkes için her şartta geçerli olmasını istiyoruz.
Dünyanın ilk yazılı kanun metni Hammurabi Kanunları'nda ve ABD Bağımsızlık Bildirgesi’nde de adalet ve eşitlik getirildiği iddia ediliyordu.
Oysa Hammurabi’de üstün insanlar, sıradan insanlar ve köleler, ABD’de ise beyazlar ve zenciler arasında ayrım yapılıyordu.
Almanya’nın üstün insanlarının da Hristiyan Alman ırkına mensup kişiler olmasını kabul etmiyoruz.
Almanya şimdi, ABD’deki dönüşümün ve ülkenin kendisini bir göçmen ülkesi olarak tanımlamasının sancılarını yaşıyor. Sağcılar, milliyetçiler ve sol görünümlü sağcılar bunu kabul etmekte zorlanabilirler.
Herkesin eşit ancak Hristiyan Almanların daha eşit olduğu bir Almanya istemiyoruz.
Almanya’da yaşayan Hristiyan Almanlar, Almanya’ya aittir.
Almanya, Hristiyan Almanlara değil…
Daha fazlası için: Facebook, Twitter, Instagram, Diğer yazıları