- Dr. İ. Halil Özak -
Almanya’daki tutucu partilerin göçmenlere bakışı nasıl? Şöyle başlayabiliriz: Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) bir taraftan onlarca yıldır göçmenlerin Almanya’da yarattığı değerlerden yararlandılar, diğer taraftan da hiç durmadan, neredeyse her gün, göçmen karşıtı politikaları savunuyorlar.
Eski Bavyera Eyaleti Başbakanı, federal kabinede çeşitli bakanlıklarda bulunan hatta bir dönem içişleri bakanlığı da yapan CSU’nun eski Başkanı Horst Seehofer, “Almanya’daki bütün sorunların anası, ana nedeni göçmenler, göçmenliktir” dedi. Yani her şeyde suçlu, göçmenlerdi.
Almanya’da kimyevi maddelerle karışmış yağmur, ormanları mı öldürüyor, sorumlusu göçmenler olabilir, çünkü araba kullanıyorlar. Yani tarihi Alman çınarlarının ölmesinden, kuşaklardan beri Almanya’da oturan göçmenler sorumlu.
Bir Alman doktordan hemen randevu alınamıyor mu, sorumlusu göçmenler, çünkü sık sık doktora giderek sıkışıklık yaratıyorlar.
Her olumsuzluktan göçmenleri sorumlu tutan, onları aşağılayan yüzlerce hatta binlerce örnek verilebilir. En son örnek ise, Federal Başbakan Friedrich Merz’in “Sokakların görünümü, sokakların fotoğrafı” diyerek göçmenleri hedef haline getirdiği, onları çalışmayan, sokaklarda boş boş dolaşan insanlar olarak gösterdiği, toplum içinde düşmanlaştırdığı açıklamalardır.
Friedrich Merz daha sonra gelen tepkiler karşısında, züccaciye dükkânına girmiş bir fil gibi pervazsızlığını daha da arttırarak, “Bana inanmıyorsanız, benim neyi kastettiğimi, yabancıların ne olduğunu gidin kızlarınıza sorun” dedi. Tepkilerin daha da artması, hatta internette örgütlü bir protestoya dönüşmesi ile birlikte, Merz “Ben boş dolaşanları kastettim, tabii ki çalışanlar var vb.” diyerek çark etti.
(Friedrich Merz’in söylemi ile ilgili olarak bu köşede 28 Kasım 2025 günü çıkan “Friedrich Merz boş konuşuyor: Misafir işçi treni kalkalı çok oldu” başlıklı yazıma bakabilirsiniz).
AfD’nin göçmenlere bakışı
Almanya için Alternatif (AfD) partisi ise kurulduğu günden beri göçmenleri bir tehdit olarak görüyor, sürekli göçmenlere saldırıyor. Federal hükümetlerin Alman halkının yerine göçmenleri koyduğu, koyacağı korkusunu yayıyor.
Zaten AfD göçmen karşıtlığı üzerine kurulmuş olan bir parti ve onların tamamını Almanya’dan çıkarmak istiyor.
AfD’nin teorisyenlerinden Björn Höcke, 2018 yılında yayınlanan, Türkçeye “Hiçbir Zaman Aynı Nehirde iki Defa’” (Nie zweimal in denselben Fluß) diye çevrilebilecek kitaptaki söyleşide, “Almanya’ya yabancı kültürlerden gelenlerin arındırılması, onların toplumdan tasfiyesi sonucunda, Almanya’nın nüfusunun yüzde 20-30 arası azalacağını ve böylece yaşamını sürdürebilme yeteneğine daha çok sahip olacağını, hatta bu nüfus eksilmesinin Almanya için daha iyi olacacağını” ileri sürüyor.
Höcke “devlette düzeni yeniden sağlamak için, dozajı ayarlanmış bir zulmün gerekli/zorunlu olacağını ve uyum sağlayamayanların toplumdan ayrılacağını” belirtirken, “Daha az sayıda insanın olduğu toplumun (yani Almanya’nın, İ.H.Ö) ekolojik ve sosyal açıdan daha iyi olacağını” iddia ediyor.
Höcke’nin dozajı ayarlanmış bir zulüm ile göçmenleri geri gönderme isteğini AfD, “remigrasyon” (Remigration/göçmenlerin geri dönmesi, geri gönderilmesi) olarak adlandırıyor. Gerçi AfD uzun bir süre, “Hayır Höcke bunu söyledi, söylemedi, şunu kastetti, bunu kastetmedi vb.” dedi ama, AfD’nin son genel kongresinde parti Eşbaşkanı Alice Weidel açıkça, “Bunun adı remirasyon ise haydi remigrasyon” diyerek üstüne basa basa tekrarladı ve böylece AfD’nin Höcke’nin fikirlerini savunduğunu ilan etmiş oldu.
Merz çekingen, Björn Höcke saldırgan
Federal Başbakan Friedrich Merz kendisinden önce de, kendi partisi CDU, kardeş partisi CSU’dan ve arada bir diğer partilerden politikacılar gibi gerisini düşünmeden yine boş konuşuyor.
Merz elinde Devlet İstastistik Dairesi, polis, Anayasayı Koruma Örgütü gibi, devletin bütün olanakları olmasına karşın, ortaya çıkıp verilere dayanmayan, boş, afaki konuşmalar yapıyor. “Onları gönderdik, göndereceğiz, sokakların görüntüsü, göçmenlerin saldırganlığı vb.” diyor, “Bana inanmazsanız kızlarınıza sorun” falan diyor. Ortada bir sayı yok, yani Almanya dışına çıkarılmak istenenler hangi ülkeden gelmiş, hangi suçları işlemişler vb., böyle veriler yok.
Hakkını teslim etmek gerekir. Björn Höcke daha gerçekçi. Göçmenlere ne yapacağını, kaç kişiyi Almanya dışına atacağını, ölçülü, ölçüsüz, hangi tonda, hangi yöntemle olacağını açıkça söylüyor, hatta göçmenlere karşı şiddete başvurulacağını, şiddetin dozunu bile belirtiyor. Almanya’da kalabilmek için, kimin uyup sağlayıp, kimin uyum sağlamadığı konusundaki kıstasları da kendisi koyacak.
Höcke’nin 2018 yılında ifade ettiği yüzde 20-30 arası rakam bugün gerçekten yüzde 30’un üstünde ve en azından 26 milyona yaklaşıyor. Yani Federal Almanya’daki göçmen kökenli insan sayısı 26 milyon kadar ve bu, 7,5-8,5 milyona arası bir seçmen kitlesine karşılık geliyor.
İşgücü mü, güvenlik riski mi?
Almanya’da siyaset kurumu göçmenlere 2001 yılına kadar işgücü ve işgücü piyasası açısından baktı. “Ne kadar göçmen işçi var, ne kadarını çalıştırabililriz, ne kadarını bir yolunu bulup da ülkelerine geri gönderebiliriz vb?” konularda siyasetler geliştirdi.
11 Eylül 2001’de ABD’de ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra, Müslümanların ağırlıkta olduğu ülkelerden gelen göçmenler, bir taraftan işgücü piyasasının bir öğesi olarak kaldılar ama, diğer taraftan da Almanya’da güvenlik sorununun bir parçası haline geldiler.
1950’lerin sonundan başlayarak, geçen zaman sürecinde, Almanya’ya göçün ve göçmenliğin eriştiği aşama kalıcılık oldu. Geçici göçmenlik kalıcılığa dönüştü. Bu gelişmeyi artık geri çevirmenin olanağı yok. Yıllardır yazıyorum: Yabancı işçi treni kalkalı çok oldu! “Biz göçmenlerle bir arada yaşayabilir miyiz?” sorusu, artık geçersiz. “Biz göçmenlerle birarada nasıl yaşayabiliriz, nasıl yöntemler geliştirmeliyiz ki, bütün toplum barış içinde, birbirinden etkilenerek bir arada yaşayabilsin?” sorusunu sormakta ısrar etmeliyiz.
Göçmenler ve Almanya’da demokrasi
AfD’nin göçmenler konusundaki tutumu çok açık ve göçmen karşıtı.
Peki, diğer partiler, tutucu partiler, sosyal demokratlar, Yeşiller Partisi, Sol Parti ve diğerleri göçmenlik olgusunu kavramış mı?
Bu partiler göçmenlik olgusuna işgücü, işgücünün göçü, kalıcılık, uyum veya uyumsuzluk, Almanya’daki mülteciler, onların geri gönderilmesi vb. konuların penceresinden mi bakıyorlar?
Yoksa gerçekten “göçmenler ve Almanya’da demokrasinin savunulması” diye bir sorunları var mı?
Göçmenler Alman demokrasisindeki bütün eksiklere, hatalara, gelir dağılımındaki eşitsizliğe, çalışanların hayatının gün geçtikçe daha da zorlaşmasına, göçmenler üzerindeki doğrudan ve dolaylı baskılara karşın, göreceli olarak iyi yaşıyorlar veya (en azından) “kötü yaşamıyorlar” diye değerlendirilebilir.
Göreceli olarak iyi yaşayabilmenin veya kötü yaşamamanın nedeni, esas olarak siyasi partiler değil. Bu durum Alman Anayasası’ndan kaynaklanıyor.
Federal Almanya Anayasası’nı savunmak
Alman Anayasası’nın birinci maddesinin birinci fıkrası, “İnsan onuru dokunulmazdır” diye başlıyor ve bu yasanın “herkes için geçerli” olduğunu da ekliyor. Eğer “İnsan onuru dokunulmazdır” ilkesi bütün kurumlarda göçmenler için de geçerli oluyorsa,
Göçmenler, siyasi toplantılar yürüyüşler yapabiliyorlarsa,
Göçmenler de kendi geçimlerini sağlayamadıklarında, devlet onlara barınma, yiyecek-içecek, elbise ve sağlık hizmetlerini bedava sunuyorsa ve bu haklar, herhangi biri sırf göçmen olduğu için kısıtlanamıyorsa,
Kolluk kuvvetlerinde ve devlet dairelerinde göçmenlere farklı davranılamaz ilkesi geçerliyse (En azından teorik olarak böyle. Devlet dairelerinde kötü davranışla karşılaşanlar, o kuruma dava açabiliyor.),
Yasal olarak her insanın mülteci olarak başvurma hakkı varsa (Mevcut federal hükümetin federal parlamentoda anayasanın bu maddesini değiştirecek gücü yok ama, kendisini yasa yapıcı yerine koyarak, pratikte “ben yaptım, oldu” diyerek anayasayı uygulamıyor. Alman demokratları da bu durumu sineye çekiyor, sessiz kalıyor),
bu anayasayı AfD’ye karşı savunmak gerekir. Eğer AfD iktidara gelirse çok büyük bir ihtimalle bu anayasayı değiştirecek, göçmenlere de tanınan hakları ortadan kaldıracaktır. AfD’nin içinde olduğu bir koalisyonda ise en azından sözü edilen yasaları sulandıracak, tanınmaz hale getirecektir.
Bu anayasa komünistlerin, Yahudilerin, sosyal demokratların, Katolik ve Protestan kiliselerindeki antifaşist grupların canı, kanı pahasına ortaya çıkan bir anayasadır. Bu anayasanın ortaya çıkmasında bu grupların payı çok büyüktür. Almanya Anayasası bazı çevrelerin belirttiği gibi ABD’nin hediyesi değildir.
AfD’nin göçmenlere ve göçmen-Alman ayırımı yapmayan anayasaya saldırılarına karşı, bu anayasayı kim nasıl savunacak?
AfD dışındaki partilerin bu konuda orta ve uzun vadeli planları var mı?
Bugün olmasa bile önümüzdeki süreçte, genç olan göçmen nüfusun seçmen yaşına ulaşması ve Alman vatandaşlığına geçişin artmasıyla birlikte, bu kesimin oyu 7,5 - 8,5 milyon arasında olacaktır. AfD dışındaki partiler bu oyları nasıl seferber edecek, yoksa bekleyip, bakıp duracak mı? Siyaset boşluk kaldırmaz, sen boşluğu doldurmazsan, birileri gelip o boşluğu doldurur. Senin üzerinde durmadıklarını, en azından onların bir kesimini, alır götürür.
Göçmenlerin Almanya’ya getirileri
Almanya’da kırsal kesimlerde olmasa bile, göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Münih, Ruhr Havzası, Duisburg, Bochum, Köln, Rhein-Main bölgesi, Frankfurt, Hamburg ve Berlin gibi bölgeler ve şehirlerde hiçbir bina, hiçbir yol, asfalt yol yoktur ki, göçmen işçilerin eli değmemiş olsun.
Hangi marka olursa olsun, Almanya’da üretilen tek bir kamyon, otobüs ve binek otomobili bile yoktur ki, onun üretiminde bir göçmen olmasın.
Almanya’da göçmenlerin içinde olmadığı hiçbir üretim ve tüketim alanı yoktur.
Bu olgulara karşın bazı Alman partilerinin yöneticileri, özellikle de CDU ve CDU yöneticileri her olanağı fırsat bilerek, göçmenleri aşağılamaktan, onların kazanımlarını küçümsemekten vazgeçmiyorlar.
* * *
Önümüzdeki haftalar için, belirli aralıklarla yayınlanmak üzere, göçmenlerin Alman toplumuna olan katkılarını ele alan yazılar hazırlıyorum.
“Göçmenler Olmadan Almanya’da Yaşam Nasıl Olurdu” başlığı altındaki ilk yazımız, sağlık alanında çalışan göçmenlerin topluma katkıları üzerine olacak.
Dr. İ. Halil Özak
ARTI49