GAYRIMEŞRU TURNUVANIN MEŞRU KAZANANI...

Başından beri gayrımeşru bir turnuvayı takip ettik. Emperyalist barbarlığın gölgesinde, İran’a, Venezuela’ya, Küba’ya uzanan kirli elin değmediği ne bir kimse ne de bir izleyici kaldı.

Başından beri gayrımeşru bir turnuvayı takip ettik. Emperyalist barbarlığın gölgesinde, İran’a, Venezuela’ya, Küba’ya uzanan kirli elin değmediği ne bir kimse ne de bir izleyici kaldı.

2026 FIFA Dünya Kupası bu hâliyle, katılımcı ülkelere uygulanan çifte standartlar, ayrımcılıklar ve düşmanlıkların yanı sıra açılışından kapanış seremonisine kadar rengini çalan tüccarlık girişimlerini de uzun zaman aklımızdan çıkaramayacak belli ki...

Organizasyonun “kapsayıcı” olduğu demagojisi şöyle dursun, futbol kurumsal hale geldiğinden beri bu kadar aşağılanmamıştır desek yeridir. Öte yandan yerli ve milli futbolumuzun rezilliğinin yanı sıra yersiz çıkışlarıyla gündeme tutunan sözde Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Hacıosmanoğlu ile TRT’nin zayıflıkları ve sansürleri de bu Dünya Kupası’nın bizim tarafımızdaki kepazelikleridir.

Yaşatılanların muhasebesi de yapılmamıştır ayrıca. Sahi, buna ne gerek vardır ve bellidir ki bir “villa” da kurtarmamıştır bizim çocukları...

Sporun siyasetle olan organik bağını başından beri reddetme ya da bilinçli bir şekilde görmeme halinin varacağı yer, somut olarak bu Dünya Kupası olmuştur. Epsteinci Trump’nın baş aktör olduğu bir turnuvada başka ne beklenebilir? Kupa takdim töreninde Amerikan FOX Sports’a verdiği demeçte Dünya Kupası organizasyonu için "Rakamlara bakılırsa, bunu hemen tekrar talep edeceğiz. Ama şoku önlemek için, önce bizi duyurabilirsiniz, belki sonrakiler için de hatta bir sonrakiler için de. Ama bunu tekrar yapmalıyız ve ben hayattayken yapmalıyız" diye konuşan Trump ifadelerinde ciddidir. Sözde FIFA Başkanı Trumpsever Infantino ise gerçekten de kaale alınacak gibi değildir.

Olan, futbolun kadim özüne ve taraftarlık müessesesine olmuştur.

Bilmeyenler vardır diye hatırlatayım. 2026 Dünya Kupası, ABD’nin spor üzerinde kurduğu tasallutun bir başlangıcı sayılabilir. Gayrımeşru 2026 Dünya Kupası’nın ardından, sırada yine ABD’nin emrine verilen Los Angeles 2028 Yaz Olimpiyatları ile Salt Lake City 2034 Kış Olimpiyatları vardır ve bunlar, sporun yine “gayrimeşru” halinin görünürlüğünü sağlayacak modeller hâlini alacaktır.

Küresel spordaki asıl tehlike buradadır.

***

Bir diğer gündem ve aslında ilk sırada gelmesi gereken futbolun kendi gündemi olan başlık ise final müsabakası ve onun küresel yankılarıdır. Turnuva boyunca yalnızca bir gol yiyen, kompakt ve gittikçe gelişen takım oyunuyla finale kadar gelen İspanya’nın başarısı kesinlikle tesadüfi olmamıştır. Şimdiye dek üç Dünya Kupası kazanmış ve sayısız yıldız futbolcuyu futbola kazandırmış Arjantin’in finale gelmesi de normalde şaşıracak şey değildir. Ancak Arjantin’in final yolundaki kimi karşılaşmalarında yaşanan futbola içkin hatalar ve ülkenin bu jenerasyonunun yeşil sahadaki kibirli ve amiyane tabirle çirkinliğe varan, Katar’daki turnuvadan devşirilmiş tutumları, tarihsel Arjantin’in sempatikliğine halel getirmiştir.

İspanya ise gayrımeşru turnuvanın meşru şampiyonu olmayı kesinlikle hak etmiştir. Alt yaş kategorilerinden A takıma kadar son beş yılda futbol branşında 16 kupa kazanan, kolektif oyun kültürü ve altyapı akademileriyle sürdürülebilir bir futbol iklimi yaratan İspanya, yalnızca erkekler kategorisinde değil, kadınlarda da bir spor ülkesi hâline dönüşmüştür. Ancak tribünde ve sosyal medyada karşılık bulduğu görülen İspanyol sempatizanlığının tek nedeni ülkenin futbol anlayışı ve bu parlak performansı değildir.

Buradaki başrol, yine siyasettedir.

Bu kez futbol, nasıl yarı finaldeki İngiltere-Arjantin müsabakasında “Malvinas-Falkland” ada gerilimi üzerinden bir taraflaşma yarattıysa bu kez de karşıtlık Filistin ve liderlikler üzerinden üretilmiştir. Arjantin’in “özgürlükçü” olmakla şişirilen sözde lideri, ülkesinde yoksulluk, yolsuzluk ve soykırım şakşakçılığı ile anılan Trump ve Netanyahusever Javier Milei ile İspanyolların “solcu” olarak vitrine çıkartılan ve son dönemde “Filistin ve savaş karşıtlığı” başlığında kariyer yapan, sözde “NATO karşıtı” Pedro Sanchez bu kez yeşil sahada iki taraf olarak konumlandırılmıştır.

Elbette ki başta İspanyol futbolcu Lamine Yamal’ın ya da diğer sporcuların Filistin bayrağı açması ya da Gazze ile bir sempati ilişkisi kurması ne kadar doğal ve kıymetliyse, Arjantinli yurtsever taraftarların ve futbolcuların İngiliz işgali altındaki Malvinas adası üzerindeki tarihsel haklarını savunması da oldukça normal ve tutarlıdır. Ancak karşıtlıkları kurarken referanslar karışmakta, futbol, zıtlıkları kimi zaman yanlış ya da abartılmış romantik ve nostaljik normlar üzerinden dayatabilmektedir.

Örneğin, İspanyol lider Sanchez ve adında “sosyalist” geçen partisi PSOE ne Siyonizm karşıtı ne de anti-emperyalist bir programa sahiptir. Ve hatta PSOE, 2022'de Madrid'deki NATO zirvesini düzenleyen parti olmakla birlikte ülkemiz Türkiye de dahil olmak üzere yurt dışındaki NATO, AB ve BM misyonlarında 4 binden fazla İspanyol askeri bulunduran hükümetin başındadır. Dahası, Ekim 2023'ten bu yana, Siyonistlerin Filistin halkına yönelik saldırganlığı sürerken İsrail ile silah ve her türlü askeri ürün ticaretine devam eden de bu hükümettir.

O nedenle kötünün iyisi her zaman için kötüdür ve “Haluk Levent ve Ahbap” olayında başımıza geldiği gibi bir “kahraman kişi kültü” ya da “ülkesi”, “takımı” yaratmak siyasi ve sportif sağlığımıza zararlı, toplumsal olarak ise tehlikelidir.

Ancak taraftarlık biraz da böyledir. Buradaki esas mesele, sınırların ihlal edilmemesi, bazı şeylerin “tadında” bırakılmasıdır. Gerçeklikler, romantizmden fersah fersah üstündür çünkü.

Peki İspanya le Filistin arasındaki yakınlaşmanın zemininde neler vardır?

İspanya ve Filistin arasındaki yakınlaşma; Gazze'deki insani krizin boyutları, İspanya'daki güçlü toplumsal ve siyasi Filistin dayanışması ve hükümetin iki devletli çözümü savunma kararlılığıyla hız kazanmıştır. Özetle, Filistin’in İspanya tarafından resmen tanınması, tarihsel Endülüs bağları ve özellikle de İspanyol halkının Filistin’e yönelik sempatik, insani ve adalet gözeten yurtsever tutumu bu bağın oluşmasını sağlamıştır.

Özetle kahramanın Sanchez olarak makyajlanması ve bu kişiye daraltılması ne gerçek ne de sağlıklıdır. Şüphe kasımız çalıştırılmalıdır.

Yeniden ve son olarak futbola gelirsek, Gazze’de İspanya’nın futbol zaferi coşkuyla kutlanırken, finalden kalan kimi sekansların hoşumuza gittiği de açıktır ve önemsiz de değildir. Yine Filistin bayrağı dalgalanmalı, soykırım şakşakçısı Milei skordan dolayı gocunmalı, Trump kupa kadrajından ihraç edilmelidir.

Şüphe yok, gayrımeşru olduğu aşikâr 2026 Dünya Kupası, sadece skandallarıyla değil, bu haliyle de hatırlanmayı hak etmiştir.

Dünya Haberleri