Oxford Üniversitesi tarafından yapılan ve Nature dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, küresel ısınmanın iki dereceye ulaşması halinde dünya nüfusunun çok daha büyük bir kısmının aşırı sıcak koşullar altında yaşayacağını ortaya koydu. Araştırmaya göre en büyük etki Hindistan, Nijerya, Endonezya, Bangladeş, Pakistan ve Filipinler gibi ülkelerde hissedilecek.
Bilim insanları, küresel ölçekte ısıtma ve soğutma derece günleri verilerini temel alarak geniş bir veri seti oluşturdu. HDD, bir bölgenin ne kadar ısıtma enerjisine ihtiyaç duyduğunu; CDD ise ne kadar soğutma enerjisine gerek olduğunu gösteriyor.
Bir günün ortalama sıcaklığı 10°C ise ve referans sıcaklık 18°C olarak alındığında o gün 8 ısıtma derece günü oluşuyor. Buna karşılık sıcaklığın referans değerin üzerine çıktığı her durumda soğutma derece günleri hesaplanıyor. Günlük ortalama 30°C olduğunda bir ülke 12 soğutma derece günü biriktiriyor.
Oxford ekibi, 1°C (2006–2016 dönemiyle uyumlu), 1,5°C ve 2°C ısınma senaryolarını karşılaştırdı. Bulgular, her geçen yıl 3000’in üzerinde soğutma derece gününe sahip bölgelerin hızla arttığını gösteriyor.
2050’ye kadar dünya nüfusunun yüzde 41’i risk altında
2010 yılında dünya nüfusunun yüzde 23’ü, yaklaşık 1,54 milyar kişi, bu koşullarda yaşıyordu. Ancak ısınmanın 2°C’ye ulaşması durumunda, 2050’de bu oran yüzde 41’e, yani 3,79 milyar insana çıkacak. Araştırmada Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan, Laos ve Brezilya da yüksek risk grubunda yer aldı.
Araştırmacılar, 1,5°C eşiğinin aşılmasının bile ciddi sonuçlar doğurduğunu, bu seviyenin zaten geride bırakıldığını ve eğilimin tersine çevrilemediğini vurguluyor.
Enerji dengesi değişiyor
Soğutma ihtiyacındaki artış, iklimlendirme ve soğutma sistemleri için enerji tüketimini ciddi biçimde artıracak. Buna karşın birçok bölgede ısıtma gereksinimi azalacak. Hatta Avusturya, Kanada, Birleşik Krallık, İsveç, Finlandiya, Norveç ve İrlanda gibi soğuk iklimlerde bile sıcak günlerin sayısının iki ya da üç katına çıkabileceği tahmin ediliyor.
Araştırma, bu ülkelerdeki binaların ve altyapının soğuk iklimlere göre tasarlandığına, bu nedenle ılımlı sıcaklık artışlarının bile orantısız etkilere yol açabileceğine dikkat çekiyor. Kamu ulaşımında ya da konutlarda klima sistemlerinin yetersizliği, yaşam koşullarını zorlaştırabilir.
Uzmanlardan açık uyarı
Oxford Üniversitesi’nden Profesör Radhika Khosla, araştırma sonuçlarına ilişkin olarak “Sonuçlarımız ciddi bir endişe kaynağı olmalı” ifadesini kullandı. Khosla, sürdürülebilir kalkınmanın ve karbon nötrlüğe dayalı politikaların, artan sıcaklık trendini tersine çevirmek için tek yol olduğunu vurguladı.
Araştırma ekibi, hükümetleri ve kent planlamacılarını, iklime dayanıklı önlemler ile sürdürülebilir soğutma teknolojilerine acilen yatırım yapmaya çağırdı. Aksi halde, özellikle Küresel Güney’deki kırılgan bölgelerde, sağlık, enerji altyapısı ve toplumsal eşitlik üzerinde ciddi yükler oluşacağı uyarısında bulundu.