Rosa Luxemburg Vakfı Hessen Genel Müdürü Murat Çakır, Almanya’da faaliyet gösteren Türkiye kökenli derneklerin önemli bir kısmının Türkiye'nin etkisinde olduğunu söyledi. Çakır, “DİTİB, ADD, TGD gibi dernekleri kurduran MİT’tir. Konsolosluklarda, MİT mensubu muavin konsoloslar var. DİTİB’in imamları, göreve başlamadan MİT’in kontrolünden geçiyor” dedi.FRANKFURT - DİTİB’in doğrudan Diyanet’in kontrolünde olduğunu belirten Çakır, “DİTİB camilerinde görev yapan imamlar, Ankara tarafından atanıyor ve konsolosluklardaki din hizmetleri ataşelerine bağlı olarak çalışıyorlar. Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı ise Milli Güvenlik Sekreterliği’ne bağlıdır. DİTİB’in kurulmasının en büyük amaçlarından biri, Almanya’da yaşayan insanları siyasi olarak etkilemek olmuştur. Bugün AKP’yi desteklerler, yarın başka bir parti geliri onu desteklerler. DİTİB, her zaman devletin temsilcisidir” dedi."İmamlar, MİT kontrolünden geçiyor"DİTİB camilerinde görev yapan imamların, burada göreve başlamadan önce MİT’in kontrolünden geçtiklerini dile getiren Murat Çakır, “Buradaki imamlardan ve derneklerden sorumlu olan kişi de, genellikle konsolosluklardaki 1. konsolos muavinidir. MİT, aile dernekleri, öğrenci birlikleri ve spor kulüpleri aracılığıyla Almanya’da yaşayan Türkiyeli insanların hayatına müdahale etmeye çalışıyor. Almanya ve Türkiye gizli servisleri arasında ciddi bir iş birliği var. Avrupa’da, dönemin ASALA örgütüne ve Avrupa’da 12 Eylül cuntasına muhalif olan devrimci-demokrat göçmen örgütlerine karşı bir huzur operasyonu başlatılmıştı. Huzur Operasyonu, dönemin Milli Güvenlik Konseyi, yani dönemin cuntası tarafından karar altına alınmıştı. Bunları yürüten, sonraki süreçte DİTİB gibi, ADD gibi, Koordinasyon Kurulları gibi dernekleri kurduran MİT’tir. 1980’lerde yine MİT’in kurdurduğu bir Türk Akademisyenler Birliği vardı. Daha sonraları EATA gibi, doğrudan zamanın Bonn Büyükelçisi Onur Öymen’in himayesinde ve büyükelçiliğin maddi desteğiyle kurulan örgütler ortaya çıktı” ifadelerini kullandı."UETD paraları nereden buluyor?"UETD’nin zaten doğrudan AKP’nin Avrupa’daki faaliyetlerini örgütlemekte olduğunu vurgulayan Çakır, “Ben, bunların MİT’le ve devletin farklı güvenlik kurumlarıyla bağlantılı olduğunu söylüyorum. İsterlerse beni mahkemeye versinler. Ancak veremezler. Çünkü ben, mahkemede ‘AKP toplantısına 50 tane otobüs kaldırdınız, bunun parasını nereden buldunuz?’ diye sorar ve o bağlantılarını mahkeme kararıyla ispatlarım. Bu paralar nereden geldi? Üye aidatlarıysa, makbuzu nerede? Bu paraları başlarda doğrudan konsolosluk ödüyordu. Sonra, baktılar bu çok aptalca, Türkiye’deki şirketler üzerinden yapmaya başladılar. Türkiye devleti, kendi çıkarları için burada yaşayan insanları siyasi bir enstrüman olarak kullanmak istiyor.1997 yılında Türkische Gemeinde zu Berlin’de (TGB) Mustafa Turgut Çakmaoğlu’nun yerine Sabri Atak’ın başkanlığa seçilmesi nedeniyle iç sorun yaşamıştı. Bu kurumu denetlemek için, Türkiye’den MGK üyesi bir general geldi. Yani, bir general kalkıyor, Türkiye’den Almanya’ya gelip, Almanya’daki Türkiye kökenlilerin sorunlarını çözme iddiasında olan bir derneğin iç meselesini çözüyor ve Alman gizli servisleri, hükümeti yabancı bir devletin üst düzey generalinin bu işini sadece seyretmekle kalıyor” dedi."Alman devleti yolsuzluklara göz yumuyor"Kenan Kolat’ın başkanlığı zamanında etkili olan Türkische Gemeinde Deutschland (TGD) oluşumunun da, içinde şüphesiz birçok iyi niyetli insan olmasına rağmen, gerici bir yapı olduğunu savunan Çakır, TGD’nin Alman devleti içerisinde Türkiye devletinin politikalarını temsil eden bir görüntüde olduğunu söyledi. Başlangıçta, birçok kesimin bu yapının içinde yer almayı düşündüğünü ancak TGD’nin milliyetçi yaklaşımları nedeniyle ayrıldıklarını hatırlatan Çakır, sözlerini şöyle sürdürdü:“‘Biz 200 derneği temsil ediyoruz’ diyorlar ama doğru değil. Bakıyorsunuz bir kişi, 3 dernek kurmuş. Eyalet örgütünün üye sayısı 30-40. Zaman zaman yolsuzluk iddiaları nedeniyle iç çekişmeler yaşıyorlar. Ancak Alman devleti buralardaki yolsuzlukların üstüne gitmiyor. Çünkü Almanya, hesap sormayan, verilenle yetinen derneklerle çalışmak istiyor ve bazı şeylere göz yumuyor. Alman devleti, cihatçı örgütlerle diyalog ve kültürler arası iletişim adı altında ilişki kuran bir devlet. Kalkıp bunları İslam’la ilgili toplantılara davet ediyorlar. Ancak aynı Alman devleti, demokratik ve sosyalist bir dernekte küçücük bir açık yakalasın, ümüğünü sıkar. Buralarda bir avro yolsuzluk olsa, savcılar hemen soruşturma başlatırlar."Almanya, Gülen hareketini yedekte tutuyor"Almanya, Dernekler Yasası’nı kendi çıkarları için kullanıyor. Demokratik hukuk devletinin içinin oyulması, hem Almanya’nın hem de Türkiye’nin işine geliyor. Her iki devlet de, buradaki Türkiyeli insanları kendi çıkarları için kullanmak istiyor. 1993’ten beri süren bir PKK yasağı var. Sırf bunun için Alman Ceza Yasası’na ek madde koyuldu. Diğer taraftan, Barzani’ye, peşmergeye silah gönderiyorlar. Türkiye’de önemli bir askeri ihale olsa, hemen burada birkaç ismi içeri atarlar. Alman devleti, örgütleri enstrüman olarak kullanmayı sever. Örneğin Gülen hareketini elinde bir piyon olarak, yedekte tutuyor. Pasifize ediyor ancak tamamen yok etmiyor. ‘İleride lazım olursa AKP’ye karşı kullanırım’ diyor”.Murat Çakır’ı tanıyalımRosa Luxemburg Vakfı Hessen Genel Müdürü Murat Çakır, 2006 yılına kadar daha sonra PDS ile birleşerek Die Linke - Sol Parti’yi oluşturan WASG’nin parti sözcülüğü ve yönetim kurulu üyeliği görevlerini yürüttü.Önceki dönemlerde, Göçmen Dernekleri Federasyonu ve Federal Almanya Yabancılar Meclisleri gibi kurumların da başkanlığını yapan Çakır, halen Rosa Luxemburg Vakfı’nda Hessen Eyaleti Genel Müdürü olarak çalışmalarını sürdürüyor. Çakır, siyasi kimliğinin dışında, kamuoyunda göçmenlerin sorunları ve ırkçılık gibi konularda kaleme aldığı 3 kitabı ve Almanca’dan Türkçe’ye çevirdiği onlarca çalışmasıyla da tanınıyor.Rosa Luxemburg Vakfı, Sol Parti ile organik bağı olmamakla birlikte, Alman yasalarına göre federal bütçeden Sol Parti’nin oy oranına bağlı olarak pay alıyor. Sosyalizm düşüncesini bir bütün olarak ele alan vakfın gelirleri, parti çalışmalarında harcanamıyor. Vakıf, sosyal ve kültürel faaliyetlerinin yanı sıra, çok sayıda öğrenciye burs veriyor.14 ülkede temsilciliği bulunan Rosa Luxemburg Vakfı’nın, Türkiye’de büro açmasına ise izin verilmiyor.[gallery link="file" size="medium" masterslider="false" ids="395065,395077,395076,395062,395078"]
'DİTİB’in imamları, MİT’in kontrolünde'
Rosa Luxemburg Vakfı Hessen Genel Müdürü Murat Çakır, Almanya’da faaliyet gösteren Türkiye kökenli derneklerin önemli bir kısmının Türkiye'nin etkisinde...