- Dr. İ. Halil Özak -
Gelinen noktayı 2026 başı itibariyle şöyle özetleyebiliriz: Almanya barıştan yana rol alan ülke olma şansını kaybetti.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Federal Almanya, dünyada ürünlerine her ülkede değer verilen, yıllardır hiçbir ülke ile çatışmayan/çatışamayan, ekonomisi sağlam ve dünyada itibarı yüksek bir ülke halindeydi.
Almanya dünyadaki bu itibarını bir fırsata çevirebilir, ABD’nin etki alanından kendini kurtarıp ekonomik prestijini kullanarak çatışmalarda arabulucu, dünyada aranan hakem bir ülke olabilirdi. Ne yazık ki, ABD’nin dümen suyunda bir dış politika oluşturan Helmut Kohl hükümetinin, barışçıl bir dış politika için ne ideolojık bir birikimi ne de böyle bir niyeti vardı.
O dönemde Almanya ekonomik açıdan dünyanın üçüncü veya dördüncü büyük ülkesi idi. Ancak ekonomik bakımdan bir “dev”, siyasi bakımdan ise bir cüceydi. İşte Almanya dünyada “akil”, arabulucu, uzlaştırıcı devlet olma yerine, kendi ekonomik gücüne uygun siyasi rollere talip olmaya başladı. Örneğin, Güney Afrika, Hindistan ve Brezilya gibi ülkeler dururken ve Avrupa kıtasından BM Daimi Temsilcisi ülkeler arasında Fransa, İngitere ve Rusya varken, Almanya da BM Daimi temsilcisi ülkeler arasında yer almak istiyordu. Bu politikaları savunan CDU-CSU koalisyonunun Federal Başbakanı Helmut Kohl, 1998 yılında seçimleri kaybetti.
Kohl’den sonra iktidara gelen SPD -Yeşiller Partisi koalisyonu Başbakanı Gerhard Schröder, Rusya ile, özellikle doğalgaz ve petrol alımı konularında, daha sıkı ekonomik ilişkiler geliştirdi. 2003 yılındaki ABD’nin Irak’a karşı başlattığı “Körfez Savaşı”na Fransa ile birlikte katılmayarak, AB üyesi önemli iki ülke olarak farklı bir dış politika uygulamaya çalıştılar.
Ancak bu politikalarını fazla sürdüremediler. Almanya bağımsız bir dış politika şansını bir defa daha kaybetti.
Yedi yıllık bir aradan sonra Federal Almanya başbakanı Gerhard Schröder, 2005 yılında seçimleri kaybetti. Böylece, iktidarı 16 yıl sürecek olan CDU’lu Federal Başbakan Angela Merkel dönemi başladı. Almanya’nın ABD güdümündeki dış politikası da sürdü gitti.
8 Aralık 2021 tarihinde Angela Merkel’in yerine SPD’li Olaf Scholz federal başbakan seçildi ve Birlik 90/Yeşiller Partisi (Bündnis 90/Die Grünen) ve Hür Demokrat Parti (FDP) ile koalisyn hükümeti oluşturdu.
İnişli çıkışlı ilişkiler
Rusya ve Almanya arasındaki ilişkilerin tarihi, hep inişli çıkışlı oldu. İki devlet bazen müttefik oldular, bazen de birbirlerine karşı savaş sürdürdüler. 1917 yılında başlayarak, 1990 yılına kadar geçen sürede, ilişkilerin esas yönü sıcak savaş ve “Soğuk Savaş” oldu. 1990 sonrası yumuşayan ilişkiler, Rus birliklerinin Ukrayna’ya girmesi ile birlikte, tekrar bir yeni Soğuk Savaş dönemine girdi.
Federal hükümette Başbakan Olaf Scholz, Rusya’ya karşı dikkatli bir politika izlemeye çalışırken, Yeşiller Partisi’nden Federal Dışişleri Bakanı Annalena Beerbock Ukrayna savaşını o kadar içselleştirdi ki, olanak bulsa Almanya’yı doğrudan savaşın eşiğine getirebilirdi. Koalisyonun üçüncü ortağı FDP de Rusya karşıtı sert tavır almaktan yanaydı.
Federal parlamentodaki ana muhalefet ise hükümeti Rusya’ya karşı daha sert tavır almaya ve Ukrayna’ya “Taurus-Marschflugkörper” (Taurus Seyir Füzeleri) göndermeye zorluyordu.
Bu seyir füzeleri genellikle ses hızına yakın bir hızla uçan, uçak gibi kanatları olan, dolayısıyla Ukrayna’dan Rusya’nın içlerini vurabilecek bir menzile sahipti. Olaf Scholz muhalefetin, koalisyon ortaklarının ve NATO üyesi bazı ülkelerin baskılarına karşın, başbakanlığı boyunca savaşa doğrudan taraf olmamak için Taurus seyir füzelerini Ukrayna’ya vermeyi reddetti.
Macaristan gibi bazı üyeler dışında, farklılıklarla birlikte bütün NATO üyeleri ABD’nin politikalarını savundular.
Ukrayna Savaşı ve Alman kamuoyu
Savaşın başlamasıyla birlikte, Alman kamuoyunun olaylar karşısında farklı görüşlere yer veren dengeli tutumu değişti. Savaşın nedenleri, neler olabileceği, savaşın gelişmesinde tarihi arka plan nedir, savaşın çıkmasında ABD’nin, NATO’nun, hatta AB’nin ve Almanya’nın bir rolü var mı, acaba olabilir mi, diye sorgulanmadı.
Almanya Rusya’ya karşı 1950 ve 1960’ların antikomünizm havasına girmiş gibiydi. Rus sanatçılarının ve müzisyenlerinin önceden planlanmış gösterileri konserleri bile iptal edildi.
Televizyonlardaki tartışma programlarının ana sloganı “Ukrayna kazanmalıdır!” oldu. Rusya’nın ve Ukrayna’nın askeri güçleri, asker ve muvazzaf asker sayıları, geride savaş için seferber edebilecek nüfus ve ekonomik olanakları hiç tartışılmadı. Almanya birdenbire tek sesli olmuştu. Televizyon, radyo ve yazılı basında aykırı sesleri bir daha programlara çıkamadılar, yazıları yayınlanmadı.
Federal Almanya genelkurmay eski başkanı bile, Ukrayna savaşı hakkında farklı görüşler savunduğu için birdenbire ekranlardan kayboldu.
Televizyon ekranlarını bütçeleri doğrudan veya dolaylı olarak, federal hükümet ile eyalet hükümetleri tarafından karşılanan araştırma enstitülerinin ve vakıflarının uzmanları doldurdu. Bir de bunlara CDU-CSU, SPD, Yeşiller, FDP’nin “Taurus füzeleri gönderilmelidir!” diye tempo tutan bazı milletvekilleri de eklenince, iş her akşam kanal kanal dolaşan bir panayır topluluğuna dönüştü.
Bu topluluk barışı hiç dillendirmedi, çünkü çabaları barışı sağlamak değil Rusya’nın yenilgisini sağlamaktı.
Ukrayna Rusya’yı durduramayınca da bu grubun söylemi “Ukrayna kaybetmemelidir!”e dönüştü.
Trump döneminde savaş ve Almanya
Trump 20 Ocak 2025’te yeniden iktidara gelince, ABD için esas tehlike ve rekabet eden güç olarak Çin’i tespit etti. Bu strateji değişikliği sonrası Trump, AB’yi, Ukrayna’yı ABD için bir yük ve Ukrayna-Rusya savaşını da yeni stratejisi için bir ayak bağı olarak görüyordu. Trump kendisinden önceki Biden hükümetinden farklı olarak, savaşı durdurmak üzere Rusya ile görüşmelere başladı.
ABD ve Rusya arasında görüşmeler ilerleyip, barış anlaşmasının şartları tartışılır bir hale gelince “Ukrayna kazanmalı” söylemi “Ukrayna kaybetmemeli”, “Rusya kazanmamalı” söylemi haline geldi ve sonunda “ABD Rusya ile görüşürken Ukrayna’yı bu görüşmelere katmıyor, AB’yi de Almanya’yı da dışlıyor” yakınmasına dönüştü.
Trump, Ukrayna’nın kendisi için yük olduğunu belirterek, 375 milyar dolarlık askeri yardımın telafi edilmesini istedi. Ukrayna’nın ödeyemediği borcuna karşılık, Ukrayna devlet başkanlığının itibarını bütün dünyanın gözü önünde ayaklar altına alarak, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’ye hakaret etti. Trump, Ukrayna’nın borcuna karşılık da Zelenski’ye, Ukrayna’daki nadir toprak elementlerinin ABD şirketleri tarafından çıkarılması için 500 milyar dolarlık bir anlaşma imzalattı.
Trump iktidara geldiği günden beri adım adım Rusya ile ilişkileri geliştirerek, Ukrayna-Rusya savaşını, Ukrayna’nın toprak kaybını da dikkate almadan, AB’yi de dışlayarak bitirmek istiyor.
ABD, Ukrayna-Rusya savaşında elini o kadar çekti ki, Ukrayna’ya ABD’den gönderilen silahları AB satın alıyor. Ukrayna, Rusya’ya karşı büyük ölçüde AB’nin silahları ile savaşıyor. Burada en fazla yük de Almanya’nın üzerinde.
ABD’nin Avrupa’daki yerini Almanya’ya bırakıp bırakmadığı belli değil ama Almanya’daki Friedrich Merz hükümeti o role soyunmaya başladı ve, görünen o ki, ABD’ nin rolünü oynamak istiyor.
Rusya 2029’da Avrupa’ya saldıracak (mı?)
Gerek AB’de, gerekse Almanya’da, çok yoğun bir şekilde Rusya’nın 2029 yılında Avrupa’ya saldıracağı propogandası yapılıyor.
Bu savı destekleyen herhangi rasyonel bir açıklama yapılmıyor. Artık soğuk savaş döneminde olduğu gibi, her köşede komünizmin pusuda yattığı, gelmek için buzların erimesini beklediği gibi söylemlere ise pek kimse inanmıyor. Rus ayısının sıcak denizlere inmek için bütün Avrupa ile savaşı göze alacağı safsataları da boşlukta kalıyor.
Çatışma farklı sistemler, farklı üretim ilişkileri arasında bir çatışma değil, Çünkü çatışmanın bütün tarafları, bir takım nüanslar olsa bile, kapitalist ülkeler. İnsanlara bu savaşın, ABD, NATO, AB ve Rusya gibi kapitalist devletlerin daha fazla nüfuz alanı edinmek ve diğerini köşeye sıkıştırmak isteğinden çıktığını da söylemiyorlar.
Yukarıda durumları belirtilen uzmanlar, bir taraftan Rusya’nın Ukrayna karşısında tutunamadığını, Ukrayna’nın değil tamamını doğusunu bile tamamen ele geçiremediğini, Kuzey Kore’den 10 binden de fazla askerin yardıma geldiğini, 400-500 bin arası Rus askerinin öldüğünü, Putin yönetimine karşı büyük bir tepki olduğunu vb. açıklıyarak çok sorunlu ve güçsüz bir Rusya resmi çiziyorlar. Diğer taraftan ise, resmi çizilen bu güçsüz ülkenin, nasıl oluyorsa, bir Baltık ülkesinden girerek Avrupa’ya savaş açacağını belirtiyorlar!
ABD Ukrayna’ya bedava silah vermekten vazgeçince, İngiltere ve Fransa hükümetleri yardımla ilgili fazla konuşmalarına karşın, sözleri önemli bir yardıma dönüşmüyor. Ukrayna’ya silah yardımının esas yükü Almanya’ya kalıyor.
Almanya önümüzdeki 5 yıl için sadece askeri yatırımlar için bütçeyi 100 milyar euro tutarında borçlandırdı. Almanya’nın geleneksel silah üreticisi olan Rheinmetall firmasına milyarlarca euro tutarında büyük siparişler verildi.
Bu arada Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Ukrayna’ya askeri yardımın ekonomik yükünü Rusya’ya yıkmak istedi. Rusya’nın ülkesindeki emeklilik fonunu desteklemek için çok büyük bir bölümü Belçika’da, az bir kısmı da AB’nin diğer ülkelerine dağıtılmış olan 120 milyar eurosu var. Friedrich Merz bu servete el koyarak, parayı Rusya’nın Ukrayna’ya savaş tazminatı olarak kullanmak istedi. Savaş nasıl sonuçlanacak, barış sağlanırsa Rusya savaş tazminatı ödemeyi kabullenecek mi, yoksa barış tazminatsız mı olacak vb. sorular Friedrich Merz’i hiç ilgilendirmiyordu. Merz, Rusya’nın 120 milyar Euro nakit parasına el koymayı aklına koymuştu.
Rusya bu duruma tepki gösterdi ve parasına el koyan ülkelerin, Rusya’daki mal varlıklarına el koymakla tehdit etti.
Almanya’nın geri çekilen, satılan, devredilen mal varlığına karşın Rusya’da hâlâ 100 milyar euro kadar mal varlığı var. Merz, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı savaşını, Rusya’nın parası ile finanse etmek istedi ama, özellikle Belçika, Fransa, İtalya, İspanya ve diğer AB üyelerinin reddetmesi sonucu planını gerçekleştiremedi.
Bu sonuç Almanya’nın istediği zaman AB üyesi ülkeleri Rusya’ya karşı seferber edemeyeceğini, Almanya’nın da AB içinde büyük bir ekonomik güç olmasına karşın, siyasi gücünün sınırsız olmadığını gösterdi. Bu, Federal Başbakan Friedrich Merz için de büyük bir yenilgiydi.
Planını gerçekleştiremeyen Merz, ekonomisi çökmek üzere olan Ukrayna’nın iflasını durdurmak için AB’nin borçlanarak Ukrayna’ ya yardım etmesini gündeme getirdi. Sert tartışmalardan sonra, AB’nin Ukrayna’ya yardım için 90 milyar euro borçlanması kararı alındı. Bu para iki yıllığına Ukrayna’ya kredi olarak veriliyordu. (Asıl soru şu: Ukrayna 90 milyar euroyu iki yıl sonra nasıl ve ne zaman geri ödeyecek, ödeyebilecek mi?)
Macaristan, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti bu borçlamanın dışında kaldılar. Çünkü bu üç ülke Ukrayna için borçlanmayı kabul etmediler.
Sonuç olarak: Barışın adı yok!
1- Almanya’daki silah üreticisi Rheinmetall firmasının ne kadar büyüyeceği, Alman ekonomisini ne kadar etkileyeceği, Almanya ile Rusya arasında sıcak bir çatışmanın olabilirliği vb. konularla ilgili birçok çok tez var ve bu tezler tartışılıyor.
2- Ruslar ABD ile görüşüyorlar ve AB ülkeleri ile Almanya “Neden bizi görüşmelere almıyorlar?” diye tepki gösteriyorlar. AB’nin, Almanya’nın heybesinde, torbasında çözümle ilgili öneriler var mı? “’Avrupa Güvenlik Konsepti, stratejisi’’ diye bir konsept var mı? Varsa Rusya bu konseptin neresinde? ABD Avrupa’dan gitmek istiyor. Rusya’nın içinde olmadığı bir Avrupa konsepti olabilir mi? Yoksa “Rusya ile sürekli çatışma” mı konsept?
3- Konu ile ilgi olarak, Almanya ve AB’ ülkelerinde tartışılan silahlanma, silah yardımı, hangi silahlarla Rusya içinde hangi hedeflerin vurulabileceği, geleceğin savaşlarının dronlar savaşı mı yoksa yapay zekâlarla kareket eden ve hedefine yönelen robotlar yoluyla mı olacağı vb... Ancak barıştan söz edilmiyor, barışın adı yok. Barışın adının dahi olmadığı yerde savaş nasıl duracak?
4- Ancak kesin olan, şu: Alman ordusunun yeniden düzenlenmesi için alınan 100 milyarlık kredi, buna ek olarak her yıl orduya ayrılacak bütçe ve AB’nin 90 milyarlık borçlanmasından Almanya’nın payına düşen büyük borçlanmanın, kısacası, bütün bu borçların yükünü çalışanlar çekecek ve Almanya’da günlük hayat çok daha zorlaşacak.
Bu tuhaf savaşın ilk görünür sonuçları şimdilik böyle.
Dr. İ. Halil Özak
ARTI49