Berlin’de sivrisineklerle bulaşan Batı Nil Virüsü’nün kalıcı hale geldiği belirtiliyor. Yaz aylarında yurt dışına çıkmamış kişilerde de enfeksiyon görülebileceği, riskin özellikle sivrisineklerin yoğun olduğu dönemlerde arttığı ifade ediliyor.
Uzmanlara göre kent sakinlerinin paniğe kapılmasına gerek yok. Ancak sivrisinek ısırığıyla bulaş ihtimali bulunduğu için özellikle risk grubundaki kişilerin korunmaya daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Sivrisinek kovucu ürünler, uzun kollu kıyafetler ve su birikintilerinin önlenmesi en basit önlemler arasında.
Yağmur suyu bidonlarının kapalı tutulması, saksı altlıklarının ve kuş suluklarının düzenli boşaltılması da sivrisineklerin üreme alanlarını azaltmak açısından önem taşıyor. Sivrisinek ısırığı sonrası yalnızca baş ağrısı görülmesi tek başına test gerektirmiyor. Ancak tabloya ateş eklenirse doktora başvurulması öneriliyor.
Sivrisineklerde dikkat çeken oran
Araştırmada toplam 24 bin sivrisinek incelendi. 2023 yılında virüs taşıyan sivrisinek oranı yüzde 0,6 ile yüzde 6 arasında ölçüldü. 2024’te ise bu oran yüzde 0,2 ile yüzde 2 arasında değişti.
Oranların aralık şeklinde verilmesinin nedeni, sivrisineklerin tek tek değil, 10’arlı gruplar halinde test edilmesi. Bir grubun pozitif çıkması, en az bir sivrisineğin virüsü taşıdığı anlamına geliyor; ancak gruptaki tüm sivrisineklerin enfekte olup olmadığı net olarak ayrılamıyor.
Bulgular, virüsün Berlin’e dışarıdan taşınmadığını, kent içinde yerel olarak çoğaldığını da gösterdi.
Ağustosta risk artıyor
Batı Nil Virüsü daha çok sivrisinekler ve kuşlar arasında dolaşıyor. İnsanlara ise virüsü taşıyan yerli sivrisineklerin ısırmasıyla bulaşıyor. Yaz aylarında daha aktif olan virüs için özellikle ağustos ayı öne çıkıyor.
Virüsün kökeni Afrika’ya dayanıyor. Ancak uzun süredir Güney ve Güneydoğu Avrupa’da da görülüyor. Almanya’da sivrisinek kaynaklı ilk bilinen yerel bulaş 2019’da kayda geçmişti.
Berlin’de son yıllarda düzenli olarak vaka bildiriliyor. Robert Koch Enstitüsü verilerine göre kentte geçen yıl beş vaka kaydedildi. 2024’te yedi, 2023’te ise bir vaka bildirildi. Bu sayılara yurt dışında enfekte olup Almanya’ya dönen kişiler de dahil.
Almanya genelinde 2025’te 14, 2024’te 49, 2023’te ise 16 vaka kayıtlara geçti.
Gerçek vaka sayısı daha yüksek olabilir
Resmi rakamların gerçek tabloyu tam yansıtmadığı düşünülüyor. Uzmanlara göre Berlin’de Batı Nil ateşi geçirenlerin sayısı bildirilen vakaların en az 100 katı olabilir. İklim değişikliği nedeniyle önümüzdeki yıllarda vaka sayısının artabileceği değerlendiriliyor.
Robert Koch Enstitüsü’ne göre Almanya’da yerel bulaşla bağlantılı bilinen bir ölüm vakası bulunuyor. Saksonya’da yaşayan bir kişi, 2020’de Almanya’da enfekte olduktan sonra hayatını kaybetmişti.
Enfekte olanların büyük bölümünde belirti görülmüyor. Yaklaşık her beş kişiden birinde ise ateş, baş ağrısı ve kas-eklem ağrılarıyla seyreden Batı Nil ateşi ortaya çıkıyor. Vakaların yaklaşık yüzde 1’inde beyin ya da beyin zarı iltihabı gibi ağır nörolojik komplikasyonlar gelişebiliyor.
Yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, boyun sertliği, bilinç bulanıklığı veya nöbet gibi belirtilerde hızlı şekilde tıbbi yardım alınması gerekiyor. Ağır seyir riski özellikle yaşlılarda daha yüksek.
Mezarlık ve parklar öne çıktı
Araştırma, 2023 ve 2024 yıllarında haziran ile eylül ayları arasında Berlin-Schöneberg’de yaklaşık bir kilometrekarelik alanda yürütüldü. Yeşil alanlı bir arka avlu, küçük göllü park benzeri yerleşim bölgesi, su toplama havuzlarının bulunduğu bir alan, mezarlık ve doğa koruma bölgesi incelendi.
Beklenenin aksine, sivrisinek sayısının en fazla olduğu doğa koruma bölgesinde virüs tespiti en düşük seviyede kaldı. En fazla enfekte sivrisinek ise park benzeri yerleşim alanı ile mezarlıkta bulundu.
Bunun, virüsü sivrisineklere geçiren bazı kuş türlerinin bu alanlarda daha yoğun bulunmasıyla bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor. Hangi kuş türlerinin belirleyici olduğu ise henüz netleşmiş değil.
Araştırma dar bir bölgede yapıldığı için Berlin geneline yönelik kesin bir kaçınma listesi çıkarılamıyor. Yine de sonuçlar, mezarlıklar, parklar ve hobi bahçelerinde riskin daha yüksek olabileceğini; doğal alanlar ve bitki örtüsü az olan yoğun yapılaşmış bölgelerde ise oranların daha düşük kalabileceğini gösteriyor.