20 Eylül 2026 günü Berlin'de eyalet parlamento seçimleri yapıldı. 158 üyeli parlamentoda Sol Parti 47, CDU (Hristiyan Demokrat Birliği) 34, Almanya için Alternatif Partisi (AfD) 29, Yeşiller Partisi 26 ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise 22 milletvekilliği kazandı.
Daha önce Berlin'deki koalisyon hükümetini meydana getiren CDU (Christlich Demokratische Union - Hristiyan Demokrat Birliği) ve SPD (Sozialdemokratische Partei Deutschlands - Almanya Sosyal Demokrat Partisi) çoğunluğu kaybettiler. Sol Parti seçimden birinci parti olarak çıkınca kamuoyunda kıyamet koptu.
1990 yılı öncesinde Almanya'da sürekli bir komünizm hayaleti dolaşırdı her gece dar sokaklarda, kuytu köşelerde. Şimdi de neredeyse sol bir hayalet dolaşıyor Berlin'de diyebiliriz.
Haa, bu hayaletin bir örneği de Türkiye'de vardı. Türkiye'nin üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar, 1950 yılından sonra ölünceye kadar, arada ihtiyaç gördükçe şöyle bir başını kaldırıp "Dikkat edin, bu kış komünizm gelecek" derdi. Celal Bayar söylerdi de, 76 yıldır bırakın gelmesini, komünizm Türkiye'nin yanına bile uğramadı.
SOL PARTİ İÇİN YAPILAN SUÇLAMALAR
Şimdi Berlin'deki Sol Parti hayaleti için şunları söylüyorlar:
Spiegel Dergisi'nden biri, “Berlin'in sonu geldi” diyor. Neredeyse siyasi ömrünün sonuna gelen FDP'nin (Freie Demokratische Partei - Hür Demokrat Parti) Berlin'deki yetkililerinden biri, “Bu partinin eski yöneticileri ve taraftarları, Doğu Almanya Cumhuriyeti'ndeyken arkadaşlarımı öldürüyorlardı. Herhalde şimdi de burada öldürebilirler...” gibi şeyler söylüyor.
Axel Springer Verlag, yani “Bild” gazetesini çıkaran yayınevinin sorumlularından biri, çok sayıda insanın 1993'ün geri geleceğinden, yani faşizmin geleceğinden korkusu olduğunu ama aslında bunların korkusunun yanlış olduğunu belirtiyor. Esas korkulması gereken dönemin 1949'dan sonraki dönem, yani yeniden kurmak istedikleri Demokratik Alman Cumhuriyeti (DDR) olduğunu söylüyor. Sol Parti, Demokratik Alman Cumhuriyeti'ni yeniden kuracakmış! Kargalar bile güler bu savına, salla gitsin.
Hatta bazıları daha da ileri giderek Sol Parti'nin, Arap kökenli İslam faşistleriyle birleşerek Doğu Almanya'yı tekrar geri getirmek istediklerini söylüyorlar. Arap kökenli dinci faşistler ne zamandan beri Batı'nın sosyalist ülke diye adlandırdığı Demokratik Alman Cumhuriyeti'ni kurarak Almanya'yı ikiye bölmeye çalışıyor? Yani bu adamlar hem dinci, hem faşist, hem bölücü, hem de DDR yanlısı!
Bunlar herkesi kendileri gibi salak zannediyorlar.
Bir de Türk çevrelerinden gelen tepkiler var: Biri diyor ki “Sol Parti adayı Elif Eralp'in babası Abdullah Öcalan ile görüşmüş, annesi mülteci olarak Almanya'ya gelmiş.”
Eee, ne diyelim yani? Bunu 1453 yılında İstanbul'un alınması sırasında Elif Eralp'in babasının dedesinin dedesinin Bizans tarafında olduğunu, bundan dolayı Berlin'e yakışmayacağını söyleyerek de iddia edebilirsiniz. Abesle iştigal etmeye gerek yok. Ayrıca Abdullah Öcalan ile görüşmeyen mi kaldı ah benim güzel kardeşim? O iş artık bir ayrıcalık. Hem bu sav gerçek olsa bile bundan kızına ne!
Elif Eralp'in annesinin mülteci olarak Almanya'ya geldiği doğru. Almanya'ya Türkiye'den yeniden işçi gelmesi 1974 yılında durduruldu. Nasıl oldu da 1970'li yılların ikinci yarısında ve 80'li yıllarda Almanya'daki Türk nüfusunun sayısında büyük bir artış oldu? Bunların kaçı mülteci olarak Almanya'ya geldi? Birkaç yüz bini desek fazla mı olur? Neden geldiler acaba, hiç düşündünüz mü?
Hatta bazıları AfD'ye karşı gösterdikleri sertliği ve tepkiyi Sol Parti'ye de gösteriyorlar. Yeşiller Partisi'nden Baden-Württemberg Eyaleti Başbakanı Cem Özdemir, AfD (Almanya için Alternatif) partisi için istenen kıstasların aynısının Sol Parti'ye de uygulanmasını istiyor.
İnsanın gönül gözü perdelenirse herhalde böyle oluyor. Bir tarafta neredeyse 70 yıldır çalışan, bu ülkeye emek veren, vergisini ödeyen 27 milyona yakın göçmen nüfusu "Remigrasyon" diyerek gerekirse silah zoruyla sınır dışı etmek isteyen AfD; diğer tarafta göçmenleri savunmaya çalışan, göçmen kökenli bir ailenin kızı ve Berlin adayı olan Elif Eralp (Sol Parti).
Sol Parti ile AfD'ye aynı kıstasların uygulanmasını isteyen ise Cem Özdemir...
İşte anlayana, gönül gözünün perdelenmesi budur.
SOL PARTİ KARŞITLIĞININ ARKASINDAKİ GERÇEK SEBEPLER
SPD'nin genellikle eski yetkilileri, Berlin Eyalet Örgütü'nün Sol Parti ile koalisyon kurmasına karşı çıkıyorlar, Sol Parti'yi şeytanlaştırıyorlar.
Bakmayın bunların atıp tutmalarına; bunların çoğunluğu, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan neo-liberalizmi SPD'nin düsturu haline getirerek partinin oyunu yüzde 42'lerden yüzde 15'lere düşürenlerdir veya bu kişilerin politik izleyicileridirler.
Farklı çevrelerin Sol Parti karşıtlığında ileri sürdüğü esas savlar şunlardır:
Sol Parti İslamcı-faşist çevrelerle ilgilidir.
Sol Parti antisemitiktir.
Almanya'daki diğer partiler gibi Sol Parti de toplumda mevcut olan büyüklü küçüklü çeşitli çıkar gruplarının örgütlendiği bir partidir. Sol Parti üyelerinden bazıları bir siyasi grubun, herhangi bir şirketin hatta tekelin çıkarlarını savunmuşsa, bu, bütün partinin o grubu savunduğu anlamına gelmez.
Bugün Federal Parlamento'da lobi faaliyetleri yürütmek için kayıtlı olan 6.000 (evet, altı bin) kadar şirket ve kişi var. Bu lobiciler, kendilerine işverenin çıkarları doğrultusunda gerekli gördükleri her partiye, kuruma ve kişilere giderler. Hele yeraltı dünyası, partilerin ve çeşitli kurumların yöneticileri ile ilişkiye girebilmek için etek dolusu para dökerler.
Lobicilerin içinde en fazla cirit attığı partiler de CDU ve CSU'dur. 1980 ve 1990'lı yıllarda silah tüccarı ve savunma sanayisi lobicisi Karlheinz Schreiber, CDU saymanı Walther Leisler Kiep'e İsviçre'de bir otoparkta bir milyon D-Mark dolu çanta vermişti. Hatta CDU Genel Başkanı, Federal Meclis Başkanı ve bakanlık yapan Wolfgang Schäuble, 1994 yılında Karlheinz Schreiber'den nakit olarak yüz bin D-Mark aldığını itiraf etmişti.
O dönemde Savunma Bakanlığı Müsteşarı, CSU'lu Ludwig Holger Pfahls da Suudi Arabistan'a tank satışını hızlandırmak için Karlheinz Schreiber'den 3 milyon 800 bin D-Mark rüşvet almaktan yargılandı ve hapis yattı. Bu örnekler daha da uzatılabilir.
“Camdan evde oturan, başkasının penceresine taş atmasın” deriz ya; hele CDU-CSU'nun ona buna taş atmaya hiç hakkı yoktur. Bu örnekler gösteriyor ki, Sol Parti'den bir veya birkaç kişiyi parmağıyla göstererek partinin tamamını töhmet altında bırakamazsınız. Şimdiye kadar bilinen bir gerçek var ki, görüştükleri çevrelerden para ve rüşvet aldıklarına dair bir sav yoktur.
ANTİSEMİTİZM TARTIŞMALARI VE BERLİNLİ YAHUDİLERİN BİLDİRİSİ
Diğer bir suçlama ise Sol Parti'nin antisemit olduğu yönündedir. Partide tek tek kişiler, hatta bir ilçe örgütünde çok sayıda antisemit kişi olsa dahi, Sol Parti'yi antisemit olarak suçlamak doğru değildir.
Alman hükümetlerinin İsrail politikasını “Staatsräson”, Türkçeye “Alman devlet aklının aşılmaz, vazgeçilmez sınırı” ilkesi belirliyor. Bu ilkenin hukuki bir işlevi yoktur ve Alman Anayasası'nın bir parçası değildir; sadece Alman hükümetlerinin ana siyaset ilkelerinden biridir.
Bu ilkeye göre Alman hükümetleri İsrail devletinin varlığını neredeyse Alman devletinin varlığıyla eşdeğer görüyorlar ama İsrail devletinin onlarca yıldır Filistinlilere uyguladığı baskı ve zulmü çok zaman ya görmezden geliyorlar ya da dil ucuyla eleştiriyorlar.
"Filistinliler insan görünümlü hayvanlardır" diyen Netanyahu hükümetindeki ırkçılara karşı bir yaptırım uygulamayan, hatta öngörmeyen hükümet, Filistinlilerin sefaleti üzerinden vicdanını temizliyor demektir. Kendi politikaları gereği, neredeyse İsrail'e yöneltilen her eleştiriyi antisemitizmle damgalayan federal hükümet, İsrail'in Almanya Büyükelçisi, Almanya Yahudi Cemaati'nin bazı üyeleri ve kamuoyundaki bazı kişilerin Sol Parti'ye yönelik antisemitizm suçlamalarına, Berlin'de yaşayan 150 Yahudi cevap verdi.
Berlin'de yaşayan 150'den fazla Yahudi, “Daha sosyal ve daha güvenli bir şehir için” başlığıyla bir bildiri yayınladı. İmzacılar arasında PEN Berlin eski başkanı, müzisyenler, filozoflar, yazarlar, şairler, sinema oyuncuları, rejisörler, tarihçiler, hukukçular ve siyaset bilimcileri gibi birçok meslekten insan var. Bunlar farklı partilere oy verdiklerini, farklı çevrelerden geldiklerini, hatta farklı sinagoglarda ibadetlerini yerine getirdiklerini veya getiremediklerini belirtiyorlar.
Bildirinin imzacıları, “Sol Parti'nin Yahudiler için bir tehdit oluşturmadığını ve Sol Parti'nin kuracağı bir hükümetin Yahudi cemaati için bir güvenlik riski yaratmayacağını” açıkladılar. İmzacılar ayrıca, bir bölümü açıkça faşizmi savunan bir partinin adım adım iktidara yürüdüğü bir dönemde Sol Parti'yi antisemit olarak göstermenin sorumsuzluk olduğunu belirtiyorlar (Bkz. TAZ, 24.9.2026).
Sözün bittiği yer burası: Bir tarafta "Sol Parti antisemitiktir" diyen federal hükümet, Cem Özdemir ve kamuoyunun bir kesimi; diğer tarafta ise “Hayır, Sol Parti antisemitik değildir” diyen Berlin'deki 150'den fazla Yahudi...
Bilinen bir gerçektir: Federal hükümet neredeyse her zaman Netanyahu'yu ve onun hükümetini oluşturan birçok aşırı dinci, ırkçı partileri desteklemiş, İsrail içindeki ve dışındaki çağdaş, Filistinlilerle barışı ve ortak yaşamayı savunan insanlara sırtını dönmüştür.
ASIL KORKU: KAMULAŞTIRMA
Sol Parti'ye dört yönden saldırılmasının nedeni; antisemitizm, islamofaşizm veya yeraltı dünyası ile ilişkiler gibi suçlamalar değildir; bunlar işin çerezidir.
Kanımca korkulan esas konu, Sol Parti'nin seçim vaatlerinde büyük konut şirketlerinin ellerindeki binlerce daireyi kamulaştırarak çeşitli yollarla halk yararına işletmesi vaadidir. Konut sorununun halkın en önemli ve çözülmesi gereken en acil sorunu haline geldiği bir dönemde, Sol Parti'nin bunu gerçekleştirebilmesi, 1949 sonrası Almanya'sında bir ilk olacaktır.
Verilen söz hele bir de Berlin'de gerçekleşirse ve Almanya'nın birçok kentinde kamulaştırma toplumun talebi haline gelirse, siz o zaman görün şenliği! CDU-CSU, SPD ve Yeşiller böyle bir gelişmeye olanak verirler mi?
Eğer Sol Parti konutları kamulaştırma talebinden vazgeçmez, SPD ve Yeşillerin Berlin parti örgütleri de kendi parti merkezlerinin baskısına direnerek Sol Parti ile koalisyon hükümeti kurarlarsa, konutları kamulaştırma talebi bütün Almanya'da yayılabilir.
Eğer CDU ve Yeşillerin Berlin örgütleri sadece kendi parti merkezlerinden değil, dört bir yandan gelen saldırılara karşı direnemez ve Sol Parti kendi içinde çatışmaya başlarsa, CDU, Yeşiller ve SPD hükümeti kurulur ve kervan eski bildiği yoldan, eski hızıyla bir süre daha devam eder gider.
Sonrası mı? Sonu açık.