OKTAN ERDİKMEN - 24 Haziran seçimlerinde Erdoğan’ın Almanya’da yüzde 65 oy alması üzerine, bu ülkedeki Türklerin, Avrupa’nın demokratik kazanımlarından yararlanırken, Türkiye’de antidemokratik ve diktatörlük özentisi bir rejimi desteklemeleri yeniden tartışmaya açıldı.
2015 yılındaki genel seçimleri öncesinde, Erdoğan ve AKP, yurt dışında yaşayan Türklere birçok vaatte bulunmuştu. Bunların başında Türkiye’den borçlanarak emekli olanlara yurt dışında çalışma imkanı getirilmesi vardı (Şu anda Türkiye’den emekli maaşı alanlar, örneğin Almanya’da çalışmaya başlarlarsa, bu maaş kesiliyor).
İkinci önemli vaat, uçak biletleri fiyatlarında yüzde 20 indirim yapılmasıydı (Avrupa’da okulların tatile girdiği haziran - ağustos döneminde, Türkiye’ye gidiş dönüş uçak biletleri fahiş fiyatlara satıldığı için, yurt dışında yaşayanlar bu konuya çok büyük önem veriyor).
Bu sözler tutulmadı. AKP hükümeti seçim öncesinde yurt dışındaki Türklere verdiği 17 sözden, sadece 3’ünü yerine getirdi.
Bunların dışında, AGİT çerçevesinde Otomatik Bilgi Transferi Anlaşması kabul edildi. Kara para transferini önlemek amacıyla, Avrupa ülkeleriyle imzalanan bu anlaşma, hiç hesaba katılmayan bir sonuç doğurdu.
Yurt dışında yaşayan yüz binlerce Türk’ün Türkiye’de banka hesabında parası, kira geliri elde ettiği gayrimenkulü vardı.
Birçok kişi de bunları yaşadıkları ülkelerdeki vergi dairelerine, sosyal yardım kurumlarına bildirmemişti.
Anlaşmanın imzalanmasının ardından binlerce kişiye özellikle sosyal yardım dairelerinden mektuplar gönderilmeye başlandı. Türkiye’deki veriler, bir şekilde Avrupa kurumlarının eline geçmişti.
Tüm bunlara rağmen, Almanya’daki Türkler oransal olarak büyük ölçüde Erdoğan’a oy verdiler.
Erdoğan’ın oyları Almanya’da bir miktar azaldı. Örneğin 2017 referandumunda 412 binken, 24 Haziran seçimlerinde seçmen sayısı artmasına rağmen 407 bine düştü.
Partisi AKP de 1 Kasım 2015'te yüzde 59,7 oy aldığı Almanya'da, yüzde 55,7’de kaldı ancak birinci parti olmayı sürdürdü.
Sonuç olarak, AKP’nin ve Erdoğan’ın, yurt dışındaki Türkleri bu denli zor durumda bırakan adımlar atması, verdikleri sözleri tutmaması çok fazla bir şeyi değiştirmedi.
Alman medyası ve siyaseti, şimdi canhıraş bir şekilde bunun sebeplerini tartışıyor.
Koca koca profesörler, televizyonlarda Türkiye’den işçi göçüyle gelen ailelerin muhafazakar Orta Anadolu aileleri olduğunu ve bu geleneğin de devam ettirildiğini söylüyorlar.
Ancak işçi göçünün başladığı yıllarda, İç Anadolu’daki seçim sonuçlarını açıp bakarsanız, bu yorumun doğru olmadığını görebilirsiniz.
1961 seçimlerinde, en çok işçi gönderen Konya, Yozgat, Diyarbakır ve Malatya gibi şehirlerde CHP birinciydi. 1973’te Yozgat, Çorum, Sivas başta olmak üzere İç Anadolu’nun hemen hemen tamamında, 1977’de de, Konya, Sivas ve Yozgat dahil birçok Anadolu şehrinde sosyal demokratlar zafer elde etmişti.
Yani bugün AKP’yi Türkiye ortalamasının çok üzerinde destekleyen Avrupalı Türklerin önemli bir bölümünün anneleri ve babaları, 1960’lı ve 70’li yıllarda CHP’ye oy vermişlerdi.
İşçi göçü başladığında, bu ailelerin muhafazakar milliyetçi olduklarını varsaysak bile, 3. kuşağın üniversite mezunu olduğu bir eğitim sisteminden çıkan 2 nesilde, bu durumun değişmesi gerekmez miydi?
Bir diğer hatalı yorum da, seçime katılım oranının çok düşük olduğu ve sayısal açıdan bakıldığında 1 milyon Türk’ün AKP’ye ve Erdoğan’a oy vermediği yönünde yapılıyor.
Bu görüşü savunanlar, rakamsal açıdan doğru istatistiklerden hareket etmelerine rağmen birçok faktörü gözardı ediyorlar. Örneğin düşük denilen yüzde 45,7’lik katılım, diasporanın seçime katılımı sıralamasında dünya birincisi. Hatta Almanya’daki yerel seçim katılım oranlarına bile fark atıyor (Frankfurt belediye başkanlığının ikinci turunda seçmenlerin sadece yüzde 30,2’si oy vermeye gitmişti).
Seçim merkezleri kimi zaman yüzlerce kilometre uzaklıktaki konsolosluklarda olmasa veya mektupla oy verme imkanı sunulsa, kuşkusuz seçime katılım oranı artardı. Ancak oransal açıdan Erdoğan’ın aldığı oyların çok fazla değişeceğini söylemek için hiçbir somut sebep yok. Oysa, AKP’nin yurt dışında mektupla oy kullanılmasına ilişkin çıkardığı düzenlemenin, sosyal demokrat muhalefet partisi CHP tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürülüp iptal ettirilmesi, aksi yönde düşünmemiz için bir sebep teşkil ediyor.
Peki, Almanya’daki Türkler, kendilerine verilen sözler tutulmasa ve Türkiye’ye arabalarıyla giderken Kapıkule Sınır Kapısı’nda 20 saat bekleseler de, neden Erdoğan’a oy veriyorlar veya Avrupa’da düzenlenen mitinglerde “İdam isteriz” diye pankart açıyorlar?
Onlara Türk devlet televizyonundan veya kamu kurumlarının reklamlarıyla desteklenen yandaş medyadan sürekli dikte edildiği gibi, Türkiye’nin dünya lideri ve çok büyük bir ekonomik güç olması nedeniyle değil. Emin olun, anlatılanların gerçek olmadığını en iyi onlar biliyorlar. Ancak insan, inanmak istediği şeye gerçekten inanıyor.
Ey Alman arkadaş,
Erdoğan’ın en çok oy aldığı ülkelerin haritasıyla, ırkçılığın en yüksek olduğu yerlerin haritasını yan yana aç. Arada çok fazla fark göremezsin.
Almanya’daki Türklerin Erdoğan sevdasının bir sorumlusu da sensin.
Erdoğan’a kimlerin oy verdiğini hiç düşündün mü?
İlkokulda pis şakalar yaptığın, adını söylemesi zor olan sınıf arkadaşın veriyor.
Lisede başörtüsüyle masana oturunca, kalkıp diğer masaya geçtiğin genç kız veriyor.
Sınavda aynı şeyleri yazmasına rağmen, 10 puan düşük not verdiğin ve üniversiteye göndermediğin öğrencin veriyor.
İş başvurusunu sadece adı farklı diye okumadan çöpe attığın mühendis veriyor.
Seninle aynı kimlik kartına sahip olmasına ve senden daha yüksek puan almasına rağmen, subay yapılmayan, komiser yapılmayan, hakim, savcı yapılmayan arkadaşın veriyor.
Sen de kalkıp, hiç sorumluluğun yokmuş gibi, ‘Erdoğan’a oy verenleri Türkiye’ye gönderelim’ diyebiliyorsun.
Sen bu ülkede yaşayan insanların gerçekten Erdoğan’a oy vermemesini istiyorsan, Türkiye’ye kendin git.
Git ki, Türkler de bu ülkenin eşit yurttaşları, gerçek sahipleri olarak yaşasınlar. Saçma sapan ırkçı ayrımcı uygulamalarınız yüzünden yaşadıkları ülkeden nefret etmesinler.
O zaman Almanları sinir etmeye gerek duymazlar. Ne Erdoğan’a oy verirler, ne de dünya kupasında rakip takımı desteklerler.
Kim bilir, belki Türkiye'deki insan haklarının, özgürlüklerin ayaklar altına alınmasına, AKP'liler dışındaki herkese ırkçılık ve ayrımcılık yapılmasına da tepki göstermeye başlarlar.
Bu karşılıklı iki yüzlülük de böylece son bulmuş olur.