“İşgal evi” eylemleri Almanya’da 1970’li yıllarda başlamış ve günümüze kadar ulaşmış bir protesto türüdür. Temelinde ekonomik nedenler vardır. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra hasar almış binlerce ev ve yine milyonlarca evsiz bulunmasına rağmen evler boş şekilde duruyordu. Bu durum, ev işgali hareketlerini beraberinde getirirken, “işgalin” ilki Batı Berlin’de patlak vermiştir. Artı49'dan Hakan Erol'un haberine göre1970’li yıllarda artan kiralara ve konut sorununa tepki olarak gerçekleştirilen işgaller, günümüzde de farklı şekilde Almanya’nın birçok kentinde devam ediyor. İşgal evlerinin kaderi genelde polis baskınına uğramak olsa da, bazı işgal binaları belediyeler tarafından eylemcilere teslim edilmiştir.
NAZİ BASKISI
İşte, son dönemde Frankfurt’ta yaşananlar da bu geleneğin bir çıktısı oldu. Frankfurt Bockenheim’daki tarihi bir matbaa fabrikası, 24 Haziran günü bir festival sırasında “işgal” edildi.
Eylemciler, endüstriyel tarihin son kalıntılarından biri olduğunu söyledikleri “Dondorf’sche Druckerei” adlı eski fabrikanın yıkılmasına karşı çıkarak binayı “işgal” ettiler. İşgalciler eski matbaa binasını kendi kendini yöneten kültür merkezine dönüştürmeyi amaçladılar.
Dondorf’sche matbaası için 2023 yılının başında bir anda yıkım planları belli oldu ve binanın anıt koruma altına alınması için 2017 yılında yapılan başvuru da reddedildi. Binanın sahibi Max Planck Derneği, başlangıçta binayı korumak ve yıkılmadan yenilemek isterken, daha sonra çıkarılan yaklaşık 4 milyon euroluk ek maliyetler nedeniyle fikir değiştirdi ve binanın yıkımından yana tavır aldı. Max Planck Derneği, işgal sürerken yaptığı açıklamada, “Eski binanın yıkılmasından pişmanlık duysak bile”, derken, “tarihi modellere göre” binanın yeniden inşa edileceğini belirtti.
“İşgal binası” 133 yıl önce inşa edildi. 5 katlı binada onlarca oda ve geniş koridorlar bulunuyor. Binanın asıl sahibi Yahudi asıllı Bernhard Dondorf’tu. Dondorf ailesi de Nazi döneminde yaşamış ve Naziler tarafından zulüm görmüşlerdi. Ailenin bir bölümü o dönemde ülkeden kaçıp kurtulurken, bir kısmı ise intihar etmek zorunda kaldı. Geri kalanlar ise Naziler tarafından sürgüne gönderildiler. Aile, söz konusu matbaayı satmak zorunda kaldı ve bu matbaadan Naziler yararlandı. Söz konusu matbaa fabrikasında, zamanında çeşitli banknotlar, posta pulları ve oyun kartları basıldı.
“İşgal” edilen binada eylemciler 19 gün boyunca kaldılar. Bu süre zarfında yetkililerle işgalciler arasında çeşitli müzakere görüşmeleri yapıldı. Hepsi sonuçsuz kaldı. Eylemciler de bu sırada boş durmadı. “İşgal binasında” çeşitli oyunlarla turnuvalar düzenleyip, atölye çalışmaları yaptılar ve her gün çeşitli etkinliklerde bulundular.
SPD DESTEKLEDİ, YEŞİLLER KARŞI ÇIKTI
Yapısı itibariyle “tuğla bina” olarak da adlandırılan söz konusu “işgal binasında” bulunan eylemciler, işgalleri boyunca sosyal medya hesaplarından temizlik malzemesinden mobilyalara kadar birçok bağış topladı. Eylemcilerin temel amacı tarihi binanın korunmasıydı ve yıkılmasını engellemekti.
Ancak, 19 gün sonra polis binaya operasyon düzenledi ve içerideki eylemcileri gözaltına aldı. Daha sonra kimlik tespiti yapıp eylemcileri serbest bırakan polis, ertesi gün daha kalabalık, yaklaşık 500 kişilik eylemci grupla karşılaştı. Bu eylemde polisle çatışan gruptan da polisten de yaralananlar olurken, Alman medyası eylemcilerin polisin üzerine tükürdüğü iddiasını ortaya attı. Eylemciler ise sosyal medya hesaplarından yaptıkları açıklamada, polisin şiddetinden şikayet ettiler ve çok sayıda arkadaşlarının yaralandığını açıkladılar.
Tahliye işleminin ardından eyalet parlamentosundaki sol partiler, tahliyeyi “skandal” olarak nitelerken, işgalcilere destekte bulundular. İktidardaki Sosyal Demokrat parti SPD de yıkım planlarını eleştirdi. Yeşiller ise SPD’nin aksine binanın tahliyesini savundu.
Goethe Üniversitesi’nin arşivleri de bu binada bulunuyordu. Bu arşivler özel kilitli odalarda tutuluyordu. İşgal eylemi son bulduktan sonra üniversite, söz konusu arşivini günlerce süren çalışmanın sonucunda başka bir binaya taşıyabildi. Üniversite, tahliyeden sonra yaptığı açıklamada, “arşivin zarar görmemesi için kalıcı bir işgale” izin veremediklerini savundu. Ancak üniversite, işgalcilerle diyalog yerine polisle iş birliğini tercih ettiği için yoğun eleştiri aldı.
Bina tahliyeden beri özel bir güvenlik servisi tarafından korunuyor. Söz konusu güvenlik, kapıları zincirlerken, içeriye giriş çıkışı özel izinle sağlıyor. Eylemden günler sonra afişlerini, yaptıkları panoları ve bazı eşyalarını almaya gelen eylemcilere eşlik eden güvenlik ekibi, onlarla birlikte katları gezerek malzemelerini almalarına izin verdi. Ancak bir an bile gözlerini eylemci gençlerden ayırmadan!
Peki, “işgal evi”nin içerisinde neler bulunuyordu? İşgalci grup, söz konusu binada neler yapmıştı, nasıl bir ortamda kalmışlardı? “İşgal binasının” duvarlarında neler yazıyordu?
HANAU KATLİAMI UNUTULMADI
Söz konusu eylemden yaklaşık 1 hafta sonra, “işgal binasını” bir şekilde ziyaret etme şansım oldu. Binanın dış cephesindeki duvarlarda Nazi karşıtı sloganlar ilk göze çarpanlardı. Binanın pencerelerinden de çeşitli pankartlar sallandırılmış ve binanın “işgal evi” olduğu belirtilmişti. Bu pankartların bir kısmı hala asılı halde binanın camlarında duruyor.
Binaya ilk girişteki yerde ise dikkat çekici bir afiş yer alıyordu. Hanau Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin fotoğraflarının bulunduğu bir afiş merdivenlerin başında asılıydı. Ve Almanca olarak “3 Jahre. Wir werden Euch nie vergessen” (3 yıl. Sizi asla unutmayacağız) yazıyordu.
Hanau Katliamı, Almanya tarihinin aşırı sağ terör saldırılarından yalnızca bir tanesi. Almanya’nın Hessen eyaletindeki Hanau kentinde 9 göçmen genç, 19 Şubat 2020 gecesi bir terörist tarafından iki farklı nargile bara düzenlenen saldırıda kurşuna dizilerek öldürülmüştü. Silahlı baskında, beş genç de yaralanmıştı. Tobias Rathjen adlı aşırı sağcı saldırgan, saldırıdan sonra evine dönerek annesini öldürmüş ve sonra da intihar etmişti. Almanya’da Hanau Katliamı hala tartışılsa da “işgal binasının” girişindeki ilk afiş, katliamın üzerinin örtülemeyeceğinin de bir iradesi niteliğindeydi…
KOMÜNİSTLER, ANTİ-FAŞİSTLER, FEMİNİSTLER VE ANARŞİSTLER KOL KOLA…
Eylemci grup dışarısı kadar içeriyi de çok iyi kullanmış ve her bir odayı adeta sanat alanına dönüştürmüştü. Her yerde çeşitli resimler, sloganlar ve renkli renkli pankartlar yer alıyordu. Neredeyse her duvara “orak-çekiç” çizilmiş, faşizme karşı oluşum olan AntiFa’nın sloganları yazılmış, feminist örgütlerin işaretleri ile birlikte anarşistlerin sembolleri bulunuyordu. Eylemde; komünistlerin, anti faşistlerin, feministlerin ve anarşistlerin beraber hareket ettiklerini söylemek mümkün. Duvarlara asılan birtakım afişlerle de özellikle “politika” ve “çevre” ile ilgili etkinliklerin duyuruları yapılmıştı.
Yine binada bulunan tek asansörde de orak çekiç ve yıldız işaretiyle birlikte, “Viva Marx, Engels, Lenin, Stalin” yazısı dikkat çekiciydi.
Keza istisnasız bütün duvarlarda ACAB (All Cops Are Bastards”) yazarken, sık sık polis ve Nazi karşıtlığına dikkat çekiliyordu. Kimi duvarlarda ise “Ve devrim gelmeli”, “Özgür Filistin”, “Aşk ve devrim” şeklindeki yazılarla birlikte “yıkımı önlemek” ile ilgili yazılamalar yer alıyordu.
Eylemciler bir köşeye ufak bir kütüphane yaparken, başka bir köşeyi de ayakkabı ve kıyafet köşesi yapmıştı. Bir diğer köşede de Almanca “kutu oyunları” bulunuyordu. Feministlerin de ayrı bir odası bulunurken, odanın içerisi de mor panolardan ve yazılardan oluşuyordu. Eylemciler tuvaletleri de kadın-erkek olarak ayırmamışlar, kapıya “WC Unisex” yazısı asmışlardı.
Son söz olsun…
Alman gazeteciler işgal sırasında eylemcileri ziyaret etmişti. Eylemciler gazetecilerin kendilerinin fotoğraflarını çekmeleri karşısında bunu istememişler ve izin vermemişlerdi. Çünkü onların “ünlenmek” gibi dertleri yoktu. Tek istedikleri bir şey vardı: Tarihi binanın korunması, onun yıkılmasını ve yok edilmesini engellemek. Belki bunu başaramadılar ama yaptıklarıyla “direniş tarihine” bir “tuğla” da onlar koymuş oldular.
Haber: ARTI49 / Hakan Erol